Cumartesi, 31 Oca 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 9 Aralık 2025 19:52
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Bahis soruşturmasının dış bağlantısı İngiltere-Murat Ağırel (Cumhuriyet)

“Bahis soruşturmasının başlangıcı sayılan olayları tam üç sene köşemde ve kitaplarımda yazdım. Türkiye’yi, kamuoyunu harekete geçirmek için elimden geleni yaptım.

Fakat sorumluluk alması gerekenler suspus oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da 29 Eylül 2025’teki şu sözleri, aslında bugün yaşadıklarımızın habercisiydi:

“İnternetin ve akıllı cep telefonlarının hayatın vazgeçilmezleri haline gelmesiyle sanal kumar ve yasadışı bahis sorunu büyümeye başladı. Bu meselede tüm kapasitemizle mücadele edeceğiz.” Bu açıklama yalnızca bir güvenlik politikası değildi. Adeta bir kırılma anıydı. Keza bu mesele tam da bir milli güvenlik sorunuydu.

Ardından devlet, yasadışı bahisin finans ayağına peş peşe operasyonlar yaptı. MASAK raporları, elektronik para şirketlerine baskınlar, gözaltılar… Ve eşzamanlı olarak TFF, kendi içindeki çürümeyi temizlemek için “bahis oynayan futbolcu, hakem ve yöneticiler” listesini açıklamaya başladı.

Bu listeler yayımlandıkça kamuoyunun kafasındaki en haklı soru giderek büyüdü:

“Ne oluyor?”

İstanbul Başsavcılığı’nın son operasyonunda: Fenerbahçeli Mert Hakan Yandaş, Galatasaraylı Metehan Baltacı, eski hakem ve spor yorumcusu Ahmet Çakar, FIFA kokartlı hakem Zorbay Küçük, Adana Demirspor’un eski başkanı Murat Sancak, birçok kulüp yöneticisi gözaltına alınanlar arasındaydı. Bu yazıyı yazdığım sırada adliyede ifadeler sürüyor, fakat sonuçlar henüz netleşmemişti.

Öğrendiğim kadarıyla Zorbay Küçük ile ilgili MASAK raporlarında 22 milyon TL’yi aşan para hareketi tespit edilmiş.

Bu işlemler içinde 14 şahsa yapılan havaleler, yasadışı bahis kapsamında değerlendirilen kişilerle kesiştiği için sorgu konusu olmuş.

Zorbay Küçük ise bu isimlerin bir kısmının “sevgilisinin annesi”, “berber”, “krampon satıcısı” gibi gerekçelerle para trafiğinde göründüğünü ifade etmiş. Bu operasyon sırasında amatör ligdeki bahis soruşturmasında da 37 şüphelinin sağlık kontrolü tamamlandı.

Aldığım bilgiye göre TFF bu hafta yeni isimler açıklayacak.

Bu da listenin henüz bitmediği anlamına geliyor.

Ancak tüm bu gelişmelerin gölgesinde esas büyük dosya İngiltere’de açılıyor. Belki de şu an Türkiye’de kimsenin tam olarak fark etmediği fakat önümüzdeki süreci derinden etkileyecek olan asıl mesele İngiltere’deki dava.

Orada, dünyanın en büyük bahis şirketlerinden birinin -Entain plc’nin-Türkiye’de 2011-2018 arasında yürüttüğü yasadışı bahis operasyonları nedeniyle 11 eski üst düzey yöneticisi yargılanıyor:

Kenneth Alexander (eski CEO) Lee M. Feldman (eski başkan) Richard Q. Cooper Robert D. Dowling James P. Humberstone Alexander Macangus Scott W. Masterson Richard Anthony Raubitschek-Smith Caroline P. Roe Raymond M. Smart Richard Q. Cooper (iki farklı dönemde adı geçiyor)”

Özgür Özel’in elindeki son ankette neler var?-Aytunç Erkin (Nefes)

“CHP lideri Özgür Özel, 39. Olağan Kurultayı’nın başladığı gün yani 28 Kasım’da Birgün Gazetesi’ne verdiği röportajda “İmralı’ya neden gitmediklerini” şu cümlelerle anlattı:

“Bütün verileri birleştirdik, kararı birlikte verdik. Herkesin fikrini aldık. Sonra da hep birlikte kararı olgunlaştırıp, arkadaşlarımıza bildirdik. Toplumun bütün kesimlerinin, İmralı ziyaretiyle ilgili ne düşündüğüne yönelik çok ayrıntılı anketler yaptırdık. Hatta MHP’nin seçmeninin tutumunun ne olduğunu bilen tek partiyiz. Bütün seçmenlerin kendi parti kırımlarına da baktırdık ve buna göre bir karar verdik.”

Dün elime CHP Genel Merkezi için yapılmış son anket ulaştı.

“Özel” olduğu için anketi yapan firmayı ve sonuçların ayrıntılarını sizlerle paylaşmayacağım. Bildiğim; Özgür Özel’in bu araştırma şirketine çok güvendiği. “İmralı ziyaretiyle ilgili” CHP’nin yol haritasını da belirleyen araştırmalardan biri olabilir!

Türkiye genelinde 55 il, 427 ilçe, 2 bin 975 kişiyle görüşme yapılmış.

Araştırmaya göre, “Terörsüz Türkiye “sürecine destek eylül ve ekim aylarında azalırken, kasım ayında artıyor. Ekim’de yüzde 55 olan destek kasım ayında yüzde 58’e yükselmiş.

Seçmenlerin yarısından fazlası, Devlet Bahçeli’nin İmralı’ya milletvekillerinden oluşan heyetin gönderilmesi çağrısını ve Demirtaş’ın tahliyesine yönelik yaptığı açıklamayı olumsuz buluyor. “Bahçeli’nin İmralı’ya heyet gönderilmesi çağrısını olumlu buluyorum” diyenlerin oranı yüzde 43 olumsuz bulanlarsa yüzde 57.

Bu pazar seçim olsa ilk dört parti ne kadar oy alıyor?

CHP yüzde 39.4, AKP yüzde 33, MHP yüzde 6.1, DEM yüzde 7. CHP’ye sunulan ankette şu tespit önemli: “Ekim ayından kasım ayına; CHP’nin oyu 2 puan azalıyor. AK Parti’nin oyu 2 puan artıyor.”

Yapay zekanın ‘kurucu önder’ tanımlaması hiç doğru değil-Can Ataklı (Nefes)

“Tanım çok eleştirildi biliyorsunuz.

Neydi?

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli İmralı cezaevinde cezasını çeken PKK’nın şefi Abdullah Öcalan için “kurucu önder” demişti.

Hem siyasiler hem de sosyal medyadaki yüzbinlerce kişi bu tanım üzerine lehte aleyhte pek çok görüş belirtti.

Eski milletvekili Emin Şirin aradı geçen hafta ve “Şu kurucu önder tanımlamasını bir de yapay zekaya sordum” dedi.

Yapay zeka Bahçeli’nin bu tanımı kullanması üzerine örneklerle dolu hayli uzun bir cevap yazmış.

Ama size en can alıcı ve vurucu bölümünü sunmak istedim ben de.

Bakın yapay zeka bir teröriste “kurucu önder” denilmesini nasıl yorumlamış;

Bu konuda dil tercihi hem etik hem de hukuki bir duruşu yansıtır.

Bir kişi veya grubun terör örgütü olarak tanımlandığı resmî bir durumda (örneğin mahkeme kararı, devlet tanımı veya uluslararası kabul varsa), o örgütün başındaki kişiye “elebaşı”, “lideri” veya “baş sorumlusu” gibi tanımlar kullanmak hem tarafsızlık hem de terörü meşrulaştırmama açısından doğru olandır.

“Kurucu önder” ifadesi ise, saygı, idealleştirme veya meşruluk çağrışımı içerir; bu da terör eylemleriyle anılan bir örgüt için etik ve toplumsal açıdan uygun değildir.”

Onca ölümden bir şey anlamamak da acı!-Umur Talu (T24)

“Demokrasi, hukuk devleti” vb gibi iğdiş edilmiş, yağmalanmış, delik delik oeşik olmuş birtakım kavramlardan söz edeceksek, “yaşam hakkı” hepsinin temeli. Değil mi?

Öncelikle “yaşayabilmek” yani hayatta, ayakta kalabilmek… Sonra da gerçekten saygın, onurlu bir şekilde yaşayabilmek. Diğer bütün hak ve özgürlükler bu temelin üstünde inşa ediliyor ya da hep birlikte çöküyor.

Bir yandan “barış, kardeşlik, dayanışma” vaazı veren bir sistem, bir yandan “onu dedi, şunu yazdı, söyle baktı” diye adeta “sürek avı”ndayken, bir yandan da en asgari “yaşam hakkı” bilhassa kadınlar, çocuklar ve çalışanlardan alenen alınıyor. Çalınıyor!

Bir “av sahası” da bu işte! Sadece kasım ayında 32 kadın öldürüldü. 26’sı “net!” Altısı şüpheli ölüm. Yani “düşerek” mesela! “Öldürülen kadın” istatistiğinde yüzde 12,5’inin 4-18 yaşında, yani “henüz çocuk” olması peki! Üçte birinden fazlasının 19-35 yaş arası olması peki! “Aile yılı”nda üçte ikisinin evlerinde öldürülmesi peki! Dokuzunun eşi, beşinin boşanmakta olduğu ya da boşandığı eşi tarafından öldürülmesi peki! Çoğunun eş, sevgili, aile efradı tarafından katledilmesi peki!

“Peki peki” diyerek bir yılda en az 300 kadının “yaşam hakkı” kanlar içinde kalmış! Yıl bir ayda 33 kadının öldürülmesiyle başlamış, 11’inci ay 32 kadının canıyla, kanıyla kapanmış. Peki!

Kasımda 216 işçi… “Ölü işçi sınıfı” ordusuna bir ayda katılanların sayısı. “Yaşam hakkı”nı “yaşayabilme hakkı”na çevirmek için çalışırken. Bu sayının 13’ü çocuk. Kimi devlet zoruyla “işçilik” yaptırılan çocuk emeği. Onların dördü ise 14 yaş altında. Peki, değil mi! 11 ayın bilançosu, iş yerinde, iş ortamında, iş sırasında, iş için, ekmeğinin peşinde 1956 işçinin ölümü. “İşçi sınıfı kalmadı” ya, işte size sınıfta ölüm.

Kasım ayında “iş kazası istatistiği”ne, hayatlarını kaybedip birer rakam olarak girenlerin arasında dokuz da intihar. “Yaşam hakkı” bir yana, “yaşamaya artık hakkı olmadığı”nı düşünen, bu hak çoktan yüreğinden koparılmış olanlar.

Ve mesela kasım ayında ölen 216 işçinin sadece dördü sendikalı. Bu da sıra sıra tabutların öteki yüzü. Ölüp bir rakam haline gelene kadar, ne hayatları umursanan ve belki de kendi hayatlarını, sınıflarını umursamamak zorunda kalanların “sınıfsal” kadersizliği.

Oysa, görmüyoruz, bilmiyoruz ve zaten umursamıyoruz ama, Türkiye’nin çok yerinde yine de çok sayıda işçi ve çalışan, ya sendikasıyla, ya sendikalı olabilmek için, biraz insanca yaşayabilmek için grevde, sokakta, meydanlarda veya tam da bu yüzden işinden oluyor. Yani “sınıf”ta sadece ölüler yok, öyle ya da böyle “mücadele” de var.”

Öcalan’ın sosyalizmi-Taha Akyol (Karar)

“Abdullah Öcalan öteden beri sosyalizmi savunur. Son olarak, DEM’in düzenlediği konferansa gönderdiği mesajda “sosyalizmde ısrar insan olmakta ısrardır” diyerek dışlayıcı, çok sekter bir tavır ortaya koydu.

Öcalan’ın sosyalizmi, Avrupa’daki sosyal demokrasi değil. Kürt milliyetçiliğiyle Marksizm-Leninizm’in 1970’lerde totaliter bir senteziydi. “Stalinist” nitelemeleri buradan gelir.

Öcalan’ın açıklamalarında “reel sosyalizmin çöküşü”, yani Sovyet modelinin dağılması önemli bir yer tutuyor. PKK’nın silah bırakması ve silahlı yönünü feshetmesi için yaptığı çağrıdaki gerekçelerinden biri buydu.

Öcalan, PKK’nın “reel sosyalizm gerçeğinin ağır etkisinde kalmış” olduğunu itiraf gibi ifade ediyor, “1990’larda reel sosyalizmin iç nedenlerle çöküşü”nü silah bırakma ve fesih kararının gerekçelerinden biri olarak zikrediyordu. Diğeri, artık Kürt varlığı inkar edilmediğine göre silaha gerek kalmamıştı.

Öcalan’ın sosyalizm vurgusu önemli olduğu halde, politikacıların da aydınların da ilgisini çekmedi. Önemli, çünkü eğer Öcalan üretim araçlarının mülkiyetini, teşebbüs hürriyetini ve piyasayı reddeden bir model tasavvur ediyorsa, bu, hiçbir demokratik anayasal nizama uymaz. Bu rejim bugün Kuzey Kore’de var.

Dahası, birlikte yaşamayı kimlik sorunundan çok daha fazla zorlaştıracak bir ideolojidir…

Türkiye’de tarihî beraberlik, dindaşlık ve Cumhuriyet’in eşit vatandaşlık hukuku, Türklerle Kürtlerin birlikte, komsu komşuya, akraba akrabaya dostça yaşamasını sağlamıştır. Her kimlikten herkes Türkiye’nin her yerinde mülkiyete sahiptir.

Tarık Ziya Ekinci daima “Kürt burjuvazisi ayrılmak istemez” derdi. Merhum Tarık Ziya ağabey bir Marksist olarak sınıf dinamiklerini çok iyi bilirdi. Ayrıca, tıpkı lideri merhum Mehmet Ali Aybar gibi Leninizm’i şiddetle reddeder, liberal demokrasiyi savunurdu.

Bugün Kürt burjuvazisi çok daha gelişmiş, mülkiyet olarak da iş ve finansman ilişkileri olarak da Türkiye’nin bütünüyle kaynaşmıştır.”

Hissedilemeyen büyümenin anatomisi-Prof. Dr. Selva Demiralp (Dünya)

“Geçtiğimiz hafta iki önem­li makroekonomik veri açıklandı. Hafta başında duyu­rulan çeyreklik büyüme veri­si, ortalama piyasa beklentisi olan %0,5’in oldukça üzerinde, %1,1’lik bir artışa işaret etti. Bir önceki çeyrekteki %1,6’lık büyü­me ile kıyaslandığında %1.1’e ge­rileyen büyümede bir momen­tum kaybı olduğu söylenebilir. Ancak TCMB’nin 2026 sonu için koyduğu %16’lık enflasyon he­defi, ve bu hedefi tam ortasına alıp “gerçekleşme ihtimalinin yüksek olduğunu” ima eden tah­min aralığı göz önüne alındığın­da, büyümedeki bu hafif yavaşla­ma trendinin enflasyonda 2026 yılında beklenen 15 puanlık bir dezenflasyon hedefini karşıla­maktan uzak olduğunu söyleye­biliriz.

TCMB, %16’lık yıl sonu enflas­yon hedefine gerçekten bağlıysa, 2026 yılında reel faizi düşürme­den (hatta belki artırarak) yola devam etmek zorunda görünü­yor. 2025 yılının ikinci yarısında yüzde 10’a yaklaşan reel politika faizine rağmen yüksek kalmaya devam eden enflasyon beklen­tileri ve dirençli kalan büyüme, parasal aktarım mekanizması­nın etkin şekilde çalışamadığı­nı gösteriyor. Enflasyonla mü­cadeleyi en maliyetsiz hale geti­ren kredibilite rüzgarını arkasına alamayan mer­kez bankası, kapsamlı bir kalkınma programı­nın da yokluğunda enf­lasyonu düşürmek için talebi düşürmekten baş­ka yok bulamıyor. Gelge­lelim iki buçuk yılı bulan yüksek faiz ortamında re­el sektörün ve hanehalkı­nın bir yandan “büyüme­yi hissedemiyoruz” diğer yandan “bu kadar yüksek faizle daha faz­la ilerleyemeyiz” serzenişleri­ne kayıtsız kalamayan bir mer­kez bankasının “kemer sıkmaya devam” diyebilmesi de hiç kolay değil.

Kasım 2024 itibarıyla, 2025 sonu için belirlenen %21’lik he­defin yaklaşık 10 puan üzerin­de bir enflasyonla yılı kapatacak olan bir merkez bankası, normal şartlarda faiz indirimine uzak durmak zorundadır. Diğer yan­dan, bu kadar uzun süren ve 2025 boyunca giderek artarak pozitif kalan reel politika faizinin, enf­lasyonu yalnızca 15 puan düşü­rebilmiş olması da düşündürücü. Bir diğer şaşırtıcı soru da şu: Re­el sektör ve hanehalkı yüksek fa­izden bu kadar şikâyet ederken, yıllık büyümeye %3,2 katkı ya­pan tüketim nasıl bu denli güçlü kalabiliyor?”

Küresel eşitsizlik paneli ve raporu-Hayri Kozanoğlu (BirGün)

“Küresel Güney dediğimiz, kabataslak başını ABD’nin çektiği ve AB’yi de içeren zenginler kulübü dışında kalan ülkelerin sesini duyuran etkili bir kurumsal yapı yok. Son yıllarda küresel adalet adına en etkili çabalar Brezilya Başkanı Lula da Silva, Güney Afrika ve İspanya Başbakanları Cyril Ramaphosa ve Pedro Sanchez’den geliyor. Bu üçlü geçen sene Brezilya’nın G-20 başkanlığı sırasında Açlık ve Yoksulluğa Karşı Küresel İttifak girişimine ön ayak olmuşlardı. Aynı şekilde 2025 Haziran’da gerçekleşen Sevilla Eylem Platformu bünyesindeki, Dördüncü Kalkınma Finansmanı Uluslararası Konferansı’na destek vermişlerdi.

Şimdi de Güney Afrika’nın G-20 Başkanlığı sırasında kamuoyuyla paylaşılan Eşitsizlik Üzerine Uluslararası Panel’e öncülük ediyorlar. Bu 1988’de başlatılan İklim Değişikliği Üzerine Hükümetler Arası Panel modeli bir girişim olarak planlanıyor. Küresel eşitsizliklere karşı yetkili ve etkili bir ses yükseltmeyi planlıyor. Nobel ödüllü ünlü iktisatçı Joseph Stiglitz liderliğinde, aralarında Hintli kalkınma iktisatçısı Jayati Ghosh’un da bulunduğu çok sayıda uzmanın hazırladığı Küresel Eşitsizlik Raporu Johannesburg’daki G-20 toplantısı öncesi yayımlandı ve yapılacak çalışmaların genel çerçevesi ortaya çıkmış oldu.

Küresel eşitsizliklerin teşhiri çözüm önerilerinin sunulmasının yanı sıra, oldukça kapsamlı ve çarpıcı istatistiklere de yer verilen bu raporun önemli noktalarının 10 maddede sunumu:

1- Dünya ülkelerinin yüzde 83’ü Gini katsayısının 0,4’ün üzerinde olmasıyla ölçülen yüksek gelir dağılımı bozukluğuna sahip. Dünya nüfusunun yüzde 90’ı bu ülkelerde yaşıyor. Servet eşitsizlikleri ise gelir eşitsizliklerinden daha derin. 2020 ile 2024 yılları arasında yaratılan servetin yüzde 41’ine en zengin yüzde 1 kondu. Dünyanın en yoksul yarısı ise bu servet artışından ancak yüzde 1 pay alabildi. Küresel nüfus içinde 2,3 milyar kişi düzenli bir biçimde öğün atlamayla kendini gösteren ılımlı veya şiddetli gıda güvencesizliğiyle karşı karşıya. Bu sorun 2019’dan bu yana 335 milyon kişinin açlar kervanına katılımıyla ağırlaştı.

2- Eşitsizlik insanların yaşamını kırılgan hale getirir. Adalet duygusunu zedeleyerek, hayal kırıklığı ve mutsuzluğa yol açar. Zamanla toplumsal ve politik ahengi, yurttaşların yetkililere ve kurumlara güvenini erozyona uğratır. Politik istikrarsızlığı körükler, demokrasiye olan güveni törpüler, çatışmaları azdırır, uluslararası iş birliğine olan isteği azaltır.

3- Eşitsizlik kader değildir; onunla mücadele gerekli ve olanaklıdır. Eşitsizlik, yönetenlerin ekonomik tercihlerinden ve ahlakı duruş eksikliğinden kaynaklanır. Bu tek tek ülkelerin sorunu olmakla kalmamalı, uluslararası gündemin bir parçası haline gelip, küresel düzeyde dert edinilmelidir.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Trump’tan “kopyala yapıştır”
Sonraki Makale Yeniçağ’da patron kızınca

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

Mehmet Şüküroğlu çiziyor

Mehmet Şüküroğlu
31 Ocak 2026
EditörGünlük

Rus sporculara “yarım izin”

Medya Günlüğü
31 Ocak 2026
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
EditörGünlük

Kadınlara Taliban işkencesi

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?