Cuma, 30 Oca 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 1 Aralık 2025 15:11
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

200 günlük burun sürtme davası-Barış Terkoğlu (Cumhuriyet)

“Şoförler şoförlerle yargılama yapmıyor. Berberler müşterilerine iddianame yazmıyor. Gel gelelim… Yargı, kendini eleştirenleri, üniformanın gücünü kullanarak cezalandırıyor. Şahsi menfaat aracı olmaması gereken yargı, intikam aracına dönüşüyor. Sahi bu da yolsuzluk değil mi?

Bir değil, iki değil, üç değil, dört kez…

İstanbul cumhuriyet başsavcısı koltuğunda oturan eski başsavcı, ondan sonraki, ondan sonraki ve en sonuncusu… Furkan Karabay’a, yargılamaları eleştiriyor diye “hedef göstermek”ten dava açtı. Bir değil, iki değil, üç kez; yargının bu haline rağmen, Furkan beraat etti. Şimdi dördüncü yargılamada, üçüncü tutukluluğunda, ilk duruşmasına çıkacak.

Bu kez uslanmayan Furkan’ın burnu iyice sürtsün diye düşünüldü ki suçlamada potpuri yapılmış: “Cumhurbaşkanına hakaret, zincirleme şekilde terörle mücadelede görev almış kişileri hedef gösterme, kamu görevlisine hakaret…”

Mağdur: Cumhurbaşkanı, üç savcı ve bir hâkim.

Adam öldürenlerin elini kolunu sallayarak gezdiği düzende, Furkan bunca suçu nasıl işlemiş derseniz, iddianamede 7 tweet, bir YouTube yayını var.

İddianamede hangi ifadenin neden suç olduğu anlatılmıyor. Yargıtay kararlarına ya da yerleşik içtihatlara atıf yapılmıyor. Furkan’ın cümleleri konup, “Bu suçtur” yazılmış. Haliyle suçu anlayamıyorsunuz.

Bir ipucu var.

“Cıs”lı kısımlar kalın yazılmış!

Mesela cumhurbaşkanına nasıl hakaret etmiş? Bir zamanlar Ergenekon kumpası savcılarına destek verdiğini söyleyerek!

Peki yalan mı?

Değil.

Erdoğan’ın Ergenekon davası için “Ben bu davanın savcısıyım” dediği, Zekeriya Öz’e kendi zırhlı aracını verdiği, kamuoyu önünde defalarca faaliyetlerini savunduğu basit bir arşiv taramasıyla bulunabiliyor. Üstelik cumhurbaşkanı, defalarca, bu yüzden “Milletim beni affetsin” diyerek özür diledi, özeleştiri yaptı.

Elbette savcılık bunları bilmiyor olamaz. Belli ki Furkan’la şahsi hesaplaşmaya “cumhurbaşkanına hakaret” perdesi çekilmek isteniyor.”

Ayıp ettin ama Papa Bey-Can Ataklı (Nefes)

“Tarih 27 Kasım 1095. Yer İznik. Clermont Konsülü Ortaçağ döneminin en ateşli konuşmasını yapıyor karşısındaki kalabalığa.

“Tanrı bunu istiyor” diye bağırıyor “Kutsal toprakları kurtarmak için herkesi savaşa çağırıyorum” diyor.

İşte 200 yıl sürecek Haçlı Seferleri böyle başlıyor.

Yüzbinlerce Müslüman öldürülüyor, Haçlılar ancak Türklerin müdahalesi ile sona erdiriliyor.

Amerikalı Papa işte bu tarihin dönüm noktası olan “Haçlı seferlerinin başladığı günün yıldönümünde” Türkiye’ye geliyor.

Ne Osmanlı padişahlarının ne de cumhuriyet döneminin izin vermediği İznik’te ayine katılıyor.

Erdoğan’ın da bulunduğu törende Hazreti Muhammed’in Medine’ye girişinde söylenen ilahi ile karşılanıyor.

Sultanahmet Camisi’ni ziyaret ediyor.

Mor Efraim Kilisesi’ni geziyor.

Statta ayin düzenliyor.

İstanbul’da Papa Bey’in güvenliği için trafik durduruluyor, millet perişan ediliyor.

Bir dükkandaki yılbaşı süsü için “din elden gidiyor” diye ayaklanan dincilerin sesi soluğu çıkmıyor.

Televizyonlar yarış halinde ziyaretin her anını canlı yayınlama telaşına kapılıyor.

Papa Bey’i götürmedikleri bir İmralı’daki Apo kaldı yani.

Ah be Papa Bey; bir de İmralı’ya gitseniz Cumhur İttifakı’na ne güzel destek olurdu.”

Bahis oynayan futbol yazarı yok mu?-Faruk Bildirici (T24)

“Futbol Federasyonu’nun başlattığı “bahis soruşturması”, ilk günden itibaren hakemleri, kulüp yöneticilerini, futbol insanlarını lekeleyerek, damgalayarak ilerliyor.

Nitekim federasyon başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, son basın toplantısında, Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’na sevkleri savunurken aynen şöyle dedi:

“Mağdur edildiği düşünülen insanlar var, çok konuşuyorlar. Kimseyi mağdur etme düşüncesinde değiliz. Kim suçsuzsa suçsuzluğunu ispat eder.”

Önce futbol yaşamını altüst edeceksiniz; sonra “Suçsuzluğunu ispat et” diyeceksiniz. Anlaşılan kimse Hacıosmanoğlu’na masumiyet ilkesinden, lekelenmeme hakkından söz etmiyor. Altı şirketten sadece ikisinden alınan verilere dayanan açıklamalarında adaletsizlik diz boyu. Cezalandırılanlar içerisinde tek kupon oynayan hakemler de var; ama tek kupon oynamış olan 47 futbolcu Disiplin Kurulu’na sevk edilmiyor, isimleri bile açıklanmıyor!

Anımsarsınız, ilk suçlanan, kamuoyuna “bahisçi hakem” olarak ilan edilen isimlerden biri Zorbay Küçük’tü. İsmi duyulduğunda sosyal medyada çok ağır hakaretlere, lince uğradı.  Federasyon da idari tedbir kararı aldı, ama çok geçmeden Zorbay Küçük, kişisel bilgilerinin çalındığını ve kendisinin bahis oynamadığını kanıtlayınca aklandı; idari tedbir kaldırıldı. Bereket o “suçsuzluğunu ispat etti” ama geride aklanmaya çalışan yüzlerce futbol insanı var.

“Bahis skandalı”nın medyayı ilgilendiren bir tarafı da var; Hacıosmanoğlu, bahis oynayan bir de “futbol yorumcusu” olduğunu söyledi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek de “Bir spor yorumcusu eşi üzerinden oynuyor, bunu tespit ettik. İsim vermeyelim şimdi” dedi. Bu açıklamalar futbol medyasını da zan altında bırakıyor. Çünkü bazı yorumcular gazeteci.

Şu ana kadar isim ortaya çıkmasa da tutuklananlar arasında Fanatik gazetesinden Umut Eken de var. Ancak o da tam tersine bahis oynadığı için değil, bahis oynayan bazı hakemler ile bahis oynamalarının yönettikleri maçlara etkisi hakkında yazdığı için “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaydığı” gerekçesiyle tutuklandı. Bir gazetecinin sırf yazdıkları nedeniyle bahisçiler ve şikecilerle aynı cezalandırmaya tabi tutulması haksızlık.”

‘Kapıya bırakılmış telefon’ operasyonu-İsmail Saymaz (halktv.com.tr)

“Ayhan Bora Kaplan’ın (ABK) tutuklanmasının üzerinden 25 ay geçti.

Dosya kapandı sanılırken…

Geçen hafta ABK soruşturmasında dokuz kişi gözaltına alındı.

Jandarma tarafından gerçekleştirilen operasyonda Kaplan’ın avukatı Tarık Teoman, emekli polis Önder Polat ve Erhan Bakioğlu tutuklandı. Kaplan’ın yurt dışında yaşayan avukatı Cengiz Haliç hakkında ise yakalama kararı çıkarıldı.

Operasyon enteresan bir kanıta dayanıyor.

O da şu:

ABK Davası’nın gizli tanığı Serdar Sertçelik’e ait olduğu iddia edilen cep telefondaki WhatsApp yazışmaları.

Macaristan’a iltica eden Sertçelik’in telefonu nasıl oldu da iki yıl sonra ortaya çıktı?

Bu sorunun yanıtını birazda vereceğim.

Ancak önce hafıza tazeleyelim.

Sertçelik, ABK’nın lideri olduğu iddia edilen suç örgütünün iki numarasıydı.

Ekim 2023’te KKTC’den Türkiye’ye getirildi.

M7 kod adıyla gizli tanık oldu.

Ayağına elektronik kelepçe takıldı.

Gözaltına alınacağını öğrenince 27 Kasım 2023’te firar etti.

5 Aralık’ta yasadışı yollarla Yunanistan’a kaçtı.

Ardından Karadağ’a geçti.

O günlerde Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Kerem Gökay Öner’in yardımcısı Şevket Demircan’a “Serdar Sertçelik. İstanbul yolunda” diye yazdığı, gizli tanığın yurt dışına kaçabileceği istihbaratı geldiği, buna rağmen sınırlarda önlem alınmadığı ortaya çıktı.

Sertçelik, dönmek istediğini iddia ederek, 2024’te Demircan’la bağlantı kurdu. Bu görüşmede Demircan, “MHP ile AK Parti ayrılıyor. Varsa bir şey patlat geç” diyor, ‘Temiz Eller Operasyonu’ başlattıklarından söz ediyor.”

Ortodoks solu ve merdiven altı İslamcılığı aşamazsak…-Mehmet Ocaktan (Karar)

“Türkiye, uzun yıllardır demokrasi kültürünü içselleştiremediği için çağın değişim hızına bir türlü ayak uyduramıyor. Demokratik değerlerin bir anlam ifade etmediği bir ülkede, doğal olarak çatışmacı ve kutuplaştırıcı zihniyetin hakim hale gelmesi kaçınılmaz oluyor.

Bu yüzden de her seferinde “Galiba bu kez makus talihimizi yenip herkes gibi biz de normal bir ülke olacağız” diye umuda kapıldığımız anlarda bütün hayallerimiz tuzla buz oluyor ve ideolojik ezberlerimize geri dönüyoruz.

Nasıl bir talihsizliktir ki zengin ve dinamik bir beşeri sermayeye sahip olan bu ülke, ideolojik mahallelerin ışıksız duvarlarından dışarı çıkamayan örümcekli zihniyet yüzünden ekonomide, hukukta, insani değerlerde kan kaybetmeye devam ediyor…

Galiba esas problemimiz sadece ‘ideolojik mahalleler’le sınırlı da değil. Zira 1970’li, 80’li ve 90’lı yıllarda da farklı ideolojik ve kültürel kesimler vardı ama o günün siyasetçileri, düşünce insanları, sanatçıları, edebiyatçıları her zaman ortak bir dil bulmayı başarabilmişlerdi.

Özellikle sanat-edebiyat dünyasında farklı inanç ve kültürel iklimlerden gelen şairler, hikayeciler birbirlerinin hangi kimliğe ve inanca sahip olduğunu sorgulamadan aynı dergilerde yazıyor, aynı mekanlarda edebiyatın sorunlarını tartışıyorlardı.

Siyaset dünyasında da bugünle kıyaslanması asla mümkün olmayan daha hoşgörülü bir siyasi üslup hakimdi. Evet siyasetin doğası gereği, o günün siyasetçileri de muarızlarına karşı zaman zaman keskin ifadelerle siyasi bir mücadele yürütüyorlardı.

Ama karşılıklı mücadelenin en sıcak günlerinde bile, birlikte aynı televizyon kanallarında tartışarak medeni bir cesaret örneği sergiliyorlardı. Eminim yaşı müsait olanlar, 1980’li, 90’lı yıllarda Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan ve hatta Mesut Yılmaz’ın aynı televizyon kanalında kıran kırana tartışabildiklerini hatırlayacaklardır.

Oysa bugün gerek siyasi elitler gerekse kültür ve sanat insanları bırakın birlikte konuşup tartışmayı, uzaktan birbirlerine selam vermeye bile tahammül edemiyorlar. Her zaman toplumda öncülük yapması gereken siyasetçilerin, kanaat önderlerinin ve kültür insanlarının bu gayrı medeni tutumları, ne yazık ki toplumsal ilişkilerin sıhhatini zehirleyen bir duruma işaret ediyor.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale “Gidecek Yer Yok” gösterimi
Sonraki Makale Tarihe geçen 10 dakika

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

EditörGünlük

Rus sporculara “yarım izin”

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026

Mehmet Şüküroğlu çiziyor

Mehmet Şüküroğlu
30 Ocak 2026
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
EditörGünlük

Kadınlara Taliban işkencesi

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?