Cuma, 23 Oca 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 28 Kasım 2025 18:28
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Öcalan’a sorulan sorular-Deniz Zeyrek (Nefes)

“NEFES’in dünkü nüshası, “İMRALI’YA İKİ KRİTİK SORU” manşetiyle çıkmıştı. Haberde muhabirimiz Dilan Kutlu’nun imzası vardı. Mesaisini genellikle TBMM’de geçiren Dilan’ın siyasetteki, özellikle de Kürt siyasi hareketi içindeki kaynakları çoktur.

O nedenle haberin doğruluğu konusunda zerre şüphe duymuyorum.

Zaten benzer haberler iktidara yakın kalemlerin elinden de çıkmıştı.

Dolayısıyla, MHP’li Fethi Yıldız, AK Partili Hüseyin Yayman ve DEM Partili Gülistan Koçyiğit’in terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’la yaptığı görüşmede iki sorunun öne çıktığını söylemek mümkün.

Neymiş o sorular?

1) PKK fesih ve silahları bırakma kararı aldı ama pratikte bu süreç istendiği gibi neden gitmiyor?

2) Suriye’deki YPG sorunu neden çözülemiyor? (10 Mart 2025 günü El Şara ile Mazlum Abdi kod adlı Ferhat Abdi Şahin’in imzaladığı anlaşma neden hayata geçirilmiyor?)

Kendi kaynaklarımla yaptığım görüşmelerde bu haber içeriğinin yanlış olduğunu söyleyen çıkmadı.

Ben dün öğleden sonra 16:30’da bu yazıyı tamamlayana kadar henüz bir yalanlama da gelmemişti.

Haliyle haberin doğruluğu konusunda aklımda bir şüphe kalmamıştı.

Başından bu yana TBMM’nin tüzel kişiliğinin İmralı’ya Öcalan’ın ayağına gitmesinin doğru olmadığı görüşünü savunuyorum.

Ayrıca “Öcalan daha ne söyleyecek?” sorusunu yöneltiyorum.

Heyetin İmralı ziyaretinden çıkan haberi doğru kabul ediyorum ve dolayısıyla bir defa daha heyetin İmralı ziyaretiyle ilgili görüşümün doğru, sorumun da haklı olduğunu düşünüyorum. Neden mi?

Arz edeyim:

1) “PKK’nın silah bırakma süreci neden istendiği gibi gitmiyor?” sorusunun sorulduğunu varsayalım.

Öcalan bu soruya karşılık “Benim yapabileceğim çağrı yapmak ve sizin sunduğunuz imkân doğrultusunda kendilerine talimat vermekti. Bunları da sonuna kadar yaptım. Burada elim kolum bağlı. Elimden başka ne gelir ki? Ben başında olsam süreç daha hızlı olur” yanıtını verse ne diyecektiniz? TBMM kararıyla Öcalan’la Kandil ya da “Rojowa” dedikleri Kuzey Doğu Suriye arasına kırmızı hat mı çekeceksiniz?

2) “Suriye’deki YPG sorunu neden çözülemiyor?” sorusuna gelince…

Öcalan, “Beni Şahin’le sıkça buluşturun, ikna eder, çözerim” karşılığını verse ne yapacaktınız? TBMM heyeti Şahin’i İmralı’ya mı götürecek?”

İktidarda Öcalan gerginliği-Sertaç Eş (Cumhuriyet)

“Niye bu öfke, kızgınlık? Genel seçimlerde HDP niye Kılıçdaroğlu’na oy verdi, CHP yerel seçimlerde DEM Parti ile niye “kent uzlaşısı” yaptı? Peki bunları yaptıysa niye şimdi Öcalan’a gitmiyor, iktidara desteği çekmesin diye Bahçeli’nin dediğini kabullendik, CHP niye bizimle aynı sorumluluğu üstlenmedi, Özel niye toplumun isteği yönünde karar veriyor?

AKP’lilerin, destekçisi gazetecilerin ruh hali aynen böyle.

AKP sözcüleri her fırsatta İmralı Adası’na, “Öcalan’ın ayağına gitmeyi” zorla kabullendiklerini, asıl sorumlunun MHP olduğunu kaçamak tavırlarıyla dile getiriyorlar. Sorumluluk üstlenmiyorlar. Öyle ki AKP milletvekili Hüseyin Yayman’ın açıklamaları, “Benim ne işim var İmralı’da.” şeklinde düşündüğünü düşündürüyor.

Bu yaklaşım MHP’de sinirlerin gerilmesine neden oluyor. Bahçeli’nin grup konuşması muhalefete, basına yönelik sözleri durumu ortaya koyuyor. BBP lideri Destici, “Öcalan’ın meşrulaştırılmasına” tepki gösterecekti ki o da MHP’den azarı yedi. AKP’den biri çıkıp Destici’ye “Şu düşüncen yanlış” demedi. Bu durum, Öcalan’la yürütülen görüşmeler konusunda MHP’yi öne çıkarıyor, daha çok sorumluluk yüklüyor.

Peki CHP ne yaptı? Özel ve kurmayları, parti tabanının büyük oranda Öcalan’a gidilmesine karşı olduğunu başından beri biliyordu. Ancak yetinmediler, konunun üzerine uzun uzun kafa yordular. Özel, en çok sevdiği verilerle hareket etme yöntemini yine uyguladı. Toplumun ne istediğinin netleştirilmesi için kapsamlı çalışmalar yapıldı. Bu konuda yeterli veri oluşunca uygulama üzerine kafa yoruldu. Zamanlama ayarlandı. Meclis’teki komisyonun Öcalan’a gidip gitmeyeceği konusunda ilk önce iktidar ortaklarının kararlarını netleştirmesi beklendi. CHP açısından zaman sorunu yoktu. Ancak özellikle yıl sonunda sonuç alınması hedefi takvime bağlanınca iktidar için zaman daraldı. Bahçeli ısrar etmeye başladı. AKP’liler, Bahçeli’nin, “Gerekirse ben giderim” çıkışının kendilerine yönelik olduğunu söylüyor. CHP, kendi kararını ortakların düşünceleri-tavırları kamuoyuna yansıyınca açıkladı. AKP’nin komisyonda, “Oylamaya gerek yok” şeklindeki tavrının ardından CHP “kapalı olmasını istemedikleri” toplantıya katılmadı. Oylamaya katılmayınca risk sıfırlanmış oldu. Kılıçdaroğlu döneminde CHP’de böyle titiz yaklaşım pek görmemiştik.”

Süreçten beklentiler gerçekçi değil-Fikret Bila (halktv.com.tr)

“Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda belirlenen üç kişilik millekvekili heyeti İmralı’da terör örgütü PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan’la görüştükten sonra içerik konusunda bir açıklama yapılmadı.

AK Parti’den Hüseyin Yayman, MHP’den Feti Yıldız ve DEM Parti’den Gülistan Koçyiğit’ten oluşan heyet çalışacak ve 4 Aralık’ta toplanacak Komisyon’a bilgi sunacak.

Daha sonra komisyon raporunu hazırlayacak ve görevi bitecek.

Komisyon sadece çalışmaları özetleyen bir rapor mu yazacak yoksa bu raporda yasal düzenleme önerilerinde de bulunacak mı bu henüz bilinmiyor.

Heyetin İmralı’yı ziyaretinden sonra Yayman bir ziyaretle ilgili kamuoyuna bir açıklama yapılmayacağını söyledi.

Ancak ziyaretle ilgili bazı bilgiler kulislere yansıdı.

Örneğin, Öcalan’ın en çok Suriye ile ilgili konuştuğu, Türkiye’yle ilgili federal devlet, özerk yönetim gibi bir talebi olmadığı ancak YPG-SDG’nin Suriye’deki statüsünün tanınmasını istediği yansıyan kulis bilgileri içinde yer aldı.

İmralı’ya giden milletvekili heyetindeki AK Parti ve MHP temsilcilerinin ise Öcalan’ın YPG/SDG’ye silah bırakma çağrısında bulunmasını bekledikleri de yansıyan bilgiler arasında.

Bu konu daha önce de gündeme gelmiş, MHP Lideri Devlet Bahçeli, Öcalan’ın silah bırakma çağrısının PKK dışında diğer örgütleri de kapsadığını duyurmuştu.

Ancak YPG-SDG yöneticileri oralı olmamışlardı.

YPG-SDG’nin Lideri Mazlum Abdi, Şam’da Şara ile görüşerek Suriye ordusuna katılmak istediklerini açıklamıştı.

Bu süreçte PKK’nın kendini feshetmesi ve 30 PKK’lının silahlarını bırakması dışında Türkiye’nin beklentilerini karşılayacak bir adım henüz atılmadı. PKK’nın kendini feshetmesi de 30 silahın yakılması da sembolik düzeyde kaldı.”

İktidarın da solun da istemediği üvey evlat: Muhalif muhafazakârlar-Şule Demirtaş (Karar)

“Bu yazıyı, sol çevrelerin yayın organında yer alan “CHP’nin ‘normalleşme’ yolculuğunun son durağı: 2025 programında laiklik nasıl tasfiye edildi?” başlıklı metnin diliyle ve bu dili besleyen eski seküler-devletçi algıyla hesaplaşmak için kaleme alıyorum.

Öncelikle CHP’nin 2025 Programı lansmanında bulunan bir yazar olarak, söz konusu başlığın taşıdığı korkuların gerçeklikle hiçbir temasının olmadığını söylemeliyim. Aksine, bir muhafazakâr olarak programda kendime özel bir bölüm, ayrıcalıklı bir alan, kimliğimi hedef alan bir imtiyaz dili aradım ve bulamadım. Yıllardır bize “CHP muhafazakârları merkeze aldı, teslim oldu” diye okunan ezberlerin tam tersini gördüm. Aslında CHP normalini yapmış, hiçbir kesimi öncelememiş.

Solun bu başlığı attığını görünce, ülkenin siyasal hafızasını hâlâ 28 Şubat’ın bulanık merceğinden okumakta ısrar ettiklerini, böylece bugünün siyasal düşünüşünü daralttıklarını ve yarının toplumsal barışını zedelediklerini düşündüm. Seküler çevrelerde devridaim eden bu eski ton, yalnızca geçmişin tortusunu diri tutmuyor, iktidarın yükselişinde etkili olduğu gibi bugün kendini ayakta tutmasının da en elverişli malzemesine dönüşüyor.

Yıllardır muhafazakârları yekpare bir “gericilik kümesi” gibi işaret eden bu takıntılı çevre, dindar yurttaşı risk kategorisine yerleştirerek ilerici bir ufuk açtığını sanıyor. Oysa toplumu mühendislik nesnesine indirgeyen ve kendini hâlâ aydınlatıcı bir üst katta konumlayan, tedavülden kalkamamış eski bir üstünlük dili bu.

Bu dil, bugün muhafazakârların hafızasında derin iz bırakan, seçmenin CHP’den ürkmesine yol açmış korku algısını besleyen ana kaynaktır. Yıllarca törpülenmeyen bu seküler ton korkunun diri kalmasını sağladı. İktidar da bu tortuyla ustaca oynadı ve “diğerleri seni dışlar” hissini sürekli canlı tuttu. Bu duyguyu ayakta tutan olgu yalnızca propaganda gücü değildi. Sol cenahtan hâlâ ve ısrarla yükselen tahakkümcü ton da aynı etkinin sürmesine aralıksız katkıda bulundu. Bu tanıma sıkıştırılmış kitleler de kendi tercihleriyle değil korkularıyla oy vermek zorunda kaldı.

Bu ülkede milyonlarca muhafazakâr uzun süre açık bir güvensizlik damgasıyla yaşadı. Eski devletçi refleks de bu ayrımı “modernlik” başlığı altında meşrulaştırmaya çalıştı. Oysa siyasal ilerleme insanı potansiyel tehdit olarak okuyan sınıflandırmalarla ortaya çıkmaz. Sekülerlik dindarı hedef gösteren bir dille yol alamaz. Laiklik herkesin kimliğiyle güvende hissettiği bir düzende anlam bulur. Modernlik halkın değerlerini bastırma arzusuyla gelişmez ve bu değerleri anlayan bir toplumsal olgunlukla büyür.”

Bizi dövmek kolay-Zafer Arapkirli (BirGün)

“Çarşamba günü, Silivri’deki duruşma salonunda 40 yıllık arkadaşım meslektaşım Fatih’e (Altaylı) 4 yıl 2 ay cezayı “çakıp” 20 Jandarma eşliğinde paldır küldür tekrar hücresine yollamak kolaydı. Hattâ elinden gelse, yani yasalar müsait olsa, “Muhafızlar! Götürün asın şunu!…” da diyebilirdin.

Oracıkta, Silivri’nin orta yerinde darağacını kurup, yağlı urganı boğazına geçirmek de mümkün olabilirdi.

Ne yapmıştı Fatih?

“Hiçbir yönetici, elinde ne kadar büyük bir güç olursa olsun, ebediyen bir koltukta oturmayı başaramaz. Tarihte pek çok örneği vardır bunun. Bu millet padişahını yuhlamış boğmuş bir millettir, hoşuna gitmediği zaman” mealinde bir konuşma yapmıştı YouTube yayınında.

Gidelim aynısını yapalım filan demedi, kimseyi de buna kışkırtmadı.

Ama “tehdit” ettiği iddiasıyla tıktılar içeri ve basıverdiler cezayı.

Furkan Karabay’ı, haksız yere aylardır içeride tutmak da kolay. Kaleminden, klavyesinden başka bir “silahı” olmayan, bütün işi gece gündüz gerçekleri haber vermek, araştırmak ve memleketin bilcümle kötülüklerini yazıp çizmek olan başka sevgili meslektaşlarımı da.

Ercüment Akdeniz’i, tam 8 ay süreyle, “Olmayan, varlığını bile kanıtlayamadığınız bir hayali silahlı örgüt” davasında içeride tuttun.

“Minnak” bir yandaş muhbir, benim tarafımdan yazılmış ve içinde “Cumhurbaşkanı”nın “Cum”u, hatta “C”si, “Recep”in “R”si bile geçmeyen bir cümleden dolayı ihbarda bulunup “Emniyet ve yargı gereğini yapmalı” dedi diye, sırf o dedi diye yargılandım. Sürecek de… Suçlama yine “Cumhurbaşkanı’na hakaret”, yani şu ünlü 299/1 – 2 maddeler.

Bizim gibi yüzlerce meslektaşı, toplandığı zaman sayıları binlere yaklaşan dosyadan yargı önüne yolluyorsun. Adliye koridorlarında itten – kopuktan, hırsızdan, çeteciden, barondan, tacizciden, tecavüzcüden çok gazeteci ve hukukçu koşuşturuyor, kuyruk olduk sorgulanmak – yargılanmak için adeta.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Venezuela: Bir halkın üzerine kurulan emperyal laboratuvar
Sonraki Makale Vasatlıkla mücadele zamanı

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

Grönland, Türkiye ve NATO

Medya Günlüğü
22 Ocak 2026

Mehmet Şüküroğlu çiziyor

Mehmet Şüküroğlu
22 Ocak 2026
EditörGünlük

Gazeteci Mustafa Küçük hayatını kaybetti

Medya Günlüğü
22 Ocak 2026
EditörGünlük

Trump’ın ’emlakçı’ taktikleri

Medya Günlüğü
22 Ocak 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?