Bir ağacın karşısında durduğunuzda ne görürsünüz?
Bir gövde mi?
Yaprak mı?
Yoksa kök mü?
Nedir ağaç? Ağaçlık onun donudur, elbisesidir. Ama özü nedir? Neden oradadır. Sırrı var mıdır? Dile gelse ne söyler?
Ağaç bize köklenmeyi öğretir.
Kök görünmez ama tutar. Ağacın var olması için toprağı tutar ve ondan sağlam bir zemin oluşturur.
Yunus der ki:
“Bir ben vardır bende benden içeri.”
Kök işte o “benden içeri” olandır.
Ağaca bakarken kökü görebilirsen hakikate biraz daha yaklaşmış olursun. Hakikat daima ulaşmak için çaba ister. Onu istemek ona ulaşmak için yetmez. Onu istemek ve aramak onu bulmak için yetmez. Bulanlar hep arayanlar olmuştur ama her arayan bulmamıştır.
Duydun mu? Bulanlar hep arayanlar olmuştur ama her arayan bulmamıştır. Demek ki hakikati istemek ve aramak bir cüret gerektirir. Cüreti göstermek için onu hak etmiş olmak gerekir. Aksi cahil cesaretidir ki hakikatin ona görünmesi imkansızdır. Zira bu yolculukta yol da yolculuk da birdir.
Demek ki daima daha derine, daime içeri, daha içeri bakmak gerekir. Oysa insan ne yapıyor? Hep dışa bakıyor. Hep bedene. Et ve kandan oluşan o geçici donu kalıcı kılmak için deliler gibi uğraşıyor insanlar.
Modern insan gövdeye yatırım yapıyor, kökü unutuyor.
Bu yüzden yorgun.
Bu yüzden savruluyor.
Kalp güzelliği, ruh güzelliği, iç güzelliği arayan yok. Beteri. İnsan insana bedenden bakıyorsa bile bir bütün halinde göremiyor artık onu. İnsan insanın organlarını görüyor bakınca. Ve diyor ki;
Hımmm, gözkapakların aldırmak istiyor…
Yüzü güzel aslında ama ile burnu büyük. Burun ameliyatı olsa süper olacak…
Ağzı yüzü güzel de bir de şu dişlerini yaptırsa…
Çok genç duruyor ama elleri yaşlı eli olmuş…
İnsan insanın geçtim kalbine, huy güzelliğine bakmasını, insan insanın ‘’yüzüne’’ evet bir bütün olarak yüzüne bakamıyor. Gözüne, burnuna, kaşına, dişlerine, dudaklarına bakıyor tek tek. Onu tekil organlarından görüyor. Görüyor da gördüğü ne ki kusurdan başka? İnsan sanki sıradan, yarım kalmış, olmamış tahta bir yontu. Düzeltilmesi gerekiyor.
İnsanın insana ve insanın kendine yaptığı yapabileceği en büyük aşağılama bu. En büyük küfür.
Bu sadece insanın insana ya da insanın kendine hakareti değil. Bu yaradana da hakarettir. Yaradan Tanrı’dır, Allah’tır, doğadır, evrendir, enerjidir. Ne diyorsan odur. Yaradan hakikattir.
Hallacı Mansur’da ‘’Enel hakk’’ çığlığıyla tezahür eden, yüzyıllar ötesinden bugüne kulaklara ses olarak, söz olarak, yazı olarak ulaşan hakikatin ta kendisi. İşte ona hakarettir.
Bu ne küstahlıktır. Bu ne kibirdir, sonu neye varır?
Görsel: Instagram
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
