Cuma, 30 Oca 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Serbest Kürsü

Bitmeyen bir bekleyiş

Özer Arslanpay
Son güncelleme: 16 Ocak 2026 19:20
Özer Arslanpay
Paylaş
Paylaş

Tarih Orta Doğu’da sadece tozlu raflarda bir anlatı değildir. Bir müzede kurşunla yaralanmış bir mozaik, antik bir kentin ortasında dimdik duran bir ömürdür de. Bu topraklarda taş, sadece taş değildir bir kimlik, bir onur veya ne yazık ki bazen de bir hedeftir.

1975’te Lübnan iç savaşı patlak verdiğinde, Beyrut Ulusal Müzesi şehrin tam ortasındaki “Yeşil Hat” üzerinde, yani ölümün kıyısında kaldı. Müzeyi çevreleyen bu hattı sadece bir sınır çizgisi olarak düşünmemek gerekir. 1975-1990 yılları arasında Beyrut’u Müslüman Batı ve Hristiyan Doğu olarak ikiye bölen Yeşil Hat, binaların arasından geçen, keskin nişancıların her hareketi izlediği bir “insansız bölgeydi.” Bu hatta “yeşil” denmesinin sebebi ise doğanın ironisidir.  Zira savaş nedeniyle kimsenin giremediği, sokakların boş kaldığı bu bölgede asfaltın ve binaların arasından vahşi bitkiler, ağaçlar fışkırmış ve şehir merkezini yemyeşil bir orman gibi kaplamıştır. Beyrut Ulusal Müzesi, işte bu sessizliğin tam ortasında, iki tarafın birbirini vurduğu en stratejik ve en tehlikeli noktadaydı.

Bu şartlar altında Müze Müdürü Maurice Chehab, o günlerde imkânsız bir karar verdi. Değerli Fenike heykellerini ve devasa mozaikleri yağmadan korumak için kalın beton kalıpların içine hapsetti.  Bu arada devam eden savaş sebebiyle müze 15 yıl boyunca keskin nişancıların yuvası oldu. Duvarlar delik deşik edildi. Bahçesi cepheye dönüştü. Ancak savaş bittiğinde, o beton bloklar kırıldı. Adeta tarih içinden sapasağlam fışkırdı. Bugün müzede sergilenen o meşhur İyi Çoban (The Good Shepherd) Mozaiği’nin üzerindeki kurşun deliği, tarihin savaşa karşı kazandığı zaferin mührüydü o. Lübnanlıların dediği gibi, “El-hıjar btehki” (taşlar konuşur) o mozaik susturulmaya çalışıldı. Ama bugün hâlâ o kurşun deliğiyle konuşmaya devam ediyor.

İyi Çoban Mozaiği

Palmira’nın onuru

Beyrut’taki bu “saklama” iradesi, bizi biraz daha doğuya, Suriye’nin kalbi Palmira’ya götürüyor. 2015 yılında Palmira işgal edildiğinde, kenti terk etmesi istenen 82 yaşındaki Arkeolog Halid el-Esad, hazinelerin yerini söylemesi için esir alındı.

Ömrünün 50 yılını o sütunlara adamış olan el-Esad, antik kentin altınlarını değil, ruhunu korumayı seçti. “Palmira’nın yerini terk etmeyeceğim” dedi ve vahşice katledildi. Halid el-Esad, Beyrut Müzesi’ndeki o beton blokların ete kemiğe bürünmüş haliydi. O, bir “İbn el-ard” (toprağın oğlu) idi. Yani toprağına ve köküne ihanet etmektense ölmeyi seçen biriydi o…

Beyrut Müzesi’ndeki o kurşunlu mozaik ile Halid el-Esad’ın Palmira’daki son duruşu aynı şeyi haykırıyor. “Hafızayı yok edemezsiniz, sadece yaralayabilirsiniz.”  İsrail’in Beyrutta yok ettiği Maghen Abraham Sinagogu’ndaki o sessizlik bir “kayıp” ise, Maurice Chehab ve Halid el-Esad’ın mirası bir “direniş”tir.

Direnişin sesi hüzünlü

Bu yazıyı kaleme alırken Lübnan’ın sediri büyük sanatçı Fairuz’un (manşetteki küçük fotoğraf) daha 6 ay dahi geçmeden Ziad’ın ardından diğer oğlu 68 yaşındaki Hali’yi de kaybettiği haberini aldık… Hali engelliydi, yaşamının son gününe kadar sevgili Fairuz ona sevgiyle baktı. Bir kader bu kadar Lübnan’a benzeyebilir. Nereden baksan ihtişamlı, nereden baksan köklü… Ama acılı, ama yorgun sürekli direnmek zorunda kalan bir hayat. Aynı Lübnan gibi.  Lübnan misali tarihe bakınca Orta Doğu’nun ihtişamlı ülkesi, müzik, yemek akarken bir yanında… Öteki yanında savaşlar, krizler devlet vasfı kazanamamış ülke… Fairuz da Ümmü Gülsüm ile Orta Doğu’nun en büyük sanatçısı olmuş. Fakat mutsuz, fakat hayatı acılardan geçmiş… Uzun yaşamın laneti misali eşini evlatlarını toprağa veriyor birer birer. Lübnan’ın sediri, sanki ülkenin kaderini sırtlanmış.  

Fairuz neden büyüktür biliyor musunuz? İç savaştaki duruşundan değil sadece. O Lübnan’a benzediği için, insanlar onda sesinde müziğinde, kendisini ülkesini acısını gördüğü için büyüktür. Fairuz salt olarak bir sanatçı değildir. Bir ülkenin imajı haline gelmiş dünyada çok az örneği olmuş bir figürdür de. Çünkü Fairuz dinlemeye başladığınız da, Lübnan’ı onda, onu Lübnan’da bulursunuz.

Onun için belki Lübnanlılar Fairuz için‘Lübnan’ın bir devleti yok ama bir kraliçesi var’ derler.”   Haklılar. Fairuz’u böyle dinlerken içinizde sebepsiz özlem hissi yaratan Habbeytak Bel Sayf (Seni Yazın Sevdim) kült eserinde dediği gibi “Habbeytak bessayf, habbeytak bishite… Natartak bessayf, natartak bishite…”  Yani “Seni yazın sevdim, seni kışın sevdim… Seni yazın bekledim, seni kışın bekledim…” Fairuz da, Lübnan da artık savaş; ölüm acı ve kriz dışında yaşanacak o günü hâlâ bekliyorlar. Artık o günler gelse çok iyi olur çünkü ne Lübnan’ın ne de Fairuz’un daha fazla dayanacak gücü kalmadı.

Bugün Lübnan’dan Suriye’ye nice insan hikayesinden pelerinsiz kahramanları yazdık. Kahramanlar çünkü hâlâ ayakta kalmaya çalışıyorlar. Var olsunlar, var olsunlar ki dünyanın nice yerindeki insana duruşlarıyla umut oluyorlar. Tanrı Fairuz’a sabır versin.

Fotoğraf: Beyrut Müzesi

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanÖzer Arslanpay
Takip et:
18 yıldır gazetecilik mesleğini sürdürüyor. "Dış Politika Sorunları Bağlamında Azerbaycan Kamu Diplomasisinin Değerlendirilmesi" başlıklı yüksek lisans teziyle uluslararası ilişkiler alanında akademik uzmanlık kazanmıştır. Akademik çalışmaları çerçevesinde yayımlanan ilk bilimsel makalesi “Azerbaycan-Hindistan İlişkileri”, bu alanda yapılan öncü nitelikteki çalışmalardan biridir. Gazetecilik kariyeri boyunca çok sayıda gazete yazısına imza atan Arslanpay, hem akademik hem de medya alanındaki üretimlerine devam etmekte, ulusal ve uluslararası düzeyde kamu diplomasisi, dış politika ve Türk dünyası üzerine içerikler üretmektedir. Özer Arslanpay bekardır. İngilizce, Rusça bilmektedir.
Önceki Makale Yarın…
Sonraki Makale Ruslara göre İran olayları

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

Serbest Kürsü

YDÜ Hastanesi’nde bir garip muamele

Alper Eliçin
27 Ocak 2026
Serbest Kürsü

Ah özgürlük vah özgürlük!

Tijen Zeybek
26 Ocak 2026
Serbest Kürsü

Sınıftaki “Sakıncalı Piyade”

Elif Şahin Hamidi
25 Ocak 2026
Serbest Kürsü

İlkokul anılarım…

Alper Eliçin
25 Ocak 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?