Cumartesi, 17 Eki 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Köşe YazılarıManşet

Belleyememişsen kusur belletende mi?

Dr. Nevin Sütlaş
Son güncelleme: 17 Ekim 2026 16:09
Dr. Nevin Sütlaş
Paylaş
Paylaş

Bazı eski sözleri yenisinden daha çok sevdiğim halde hafıza yerine bellek demeyi seviyorum, bellemekten geldiği için daha açıklayıcı diye düşündüğümden. Ancak her iki kelime de aynı şeyi anlatıyor. Öğrendiğimiz bir şeyi akılda tutup gerektiğinde hatırlamayı. Ancak ya hatırlayamazsak….

Demirel hafızasıyla ünlü bir politikacıydı. Biriyle bir kez tanıştı mı bir daha adını asla unutmaz diye anlatılırdı. Anlaşılan çok ciddi bir sözel belleği vardı. Bildiğim kadarıyla da bunamaksızın öldü.

Benim babamın da hafızası çok iyiydi. Eskiden telefonlar çevirmeliydi ya, eğer babam bir telefon numarasını çevirmişse üstünden ne kadar zaman geçerse geçsin o telefonu yeniden çevirebilecek kadar sayısal belleğe sahipti. Babam diye söylemiyorum, hem sayısal hem sözel epeyce parlak bir zekâsı da vardı. Demirel’in tersine bunayarak öldü.

Benim ne isim hafızam vardır ne de rakam. En yakınımdakilerin bile adlarını öğrenmekte zorluk çekerim. Evimin kapı numarasını sor, bilmem. Ömrüm boyunca kendi telefon numaramı bile öğrenemedim. Vatandaşlık numaramı da bilmiyorum doğal olarak. 10 yıldır Amerika’da yaşadığım ve hiç kullanmadığım için bu normal sayılabilir ama öncesinde de bilmiyordum ki. Geçenlerde lazım oldu, 15 yıldır Amerika’da yaşayan kızım hem kendisininkini hem de benimkini bir çırpıda biliverdi. “Vayyy, demek sen dedene çekmişşin” deyince “Aman anne zaten Türkiye’deyken de bütün resmi işlemlerinizi ben yapıyordum, aklımda kalması çok normal” dedi. İyi de onunki normalse benimki ne? Eskiden beri isim ve sayı hafızamın kötü oluşu, yolun sonunu bunayarak getireceğimin bir işareti olmasın?

Arkadaşımla bir lokantadaydık. Burada adet öyle; önce gelip içeceğinizi soruyor, onu getirdikten sonra menüyü de getirip siparişinizi alıyorlar. Bizse çok acıkmış olduğumuz için baypas yapmak isteyip “Yemek siparişimizi bir an önce verelim” dedik. Garson “Öyleyse menü getireyim” deyince de “Yok gitme, ne yiyeceğimizi biliyoruz” deyip şıpın işi (çapucak) iki basit yemek siparişi verdik. Garson, işinin kolaylaşmasından memnun, siparişimizi mutfağa iletmek üzere uzaklaştı.

Ancak bir süre sonra geri dönüp özür dileyerek ne sipariş ettiğimizi yeniden sordu. Arkadaşım “Salak bunların hepsi” diye arkasından söylendi. Basit iki şeyi aklında tutup diğerine söyleyememek gerçekten de salaklık gibi görünüyor. Oysa onun yerinde ben de olsam unuturdum. Bana salak denirse de fena halde gocunurum.

Ben olsam unutmazdım diyorsanız, büyük bir ihtimalle yanılıyorsunuz. Siz de olsanız unuturdunuz. Benim tersime sizin Demirel’in ya da babamınki kadar güçlü bir belleğiniz olabilir ama öyle biri bile olsanız gene de unuturdunuz.

“Ben olsam unutmazdım” diye düşünmenizin nedeni arkadaşım gibi garsonun masadan ayrıldıktan sonraki durumunu görmeyişiniz. Bizim masadan sonra doğrudan mutfağa yönelen garsonu arkamızdaki masa durdurdu. Sonra bir başka masa daha durdurdu. Her bir masa da ikişer üçer kişiyle konuştu. Ne konuştuklarını duymadım ama önemi de yok. Önemi olan konuşmuş olmaları ve de garsonun mutfağa ulaştığında bizimle ne konuştuğunu hatırlamıyor oluşu. Tahmin edeceğiniz üzere onca lafın sonrasında unutması olağan.

Hepimizin defalarca deneyimlediğimiz bu durumun nedeni belleğin merdiven gibi aşamalı çalışıyor olması. Duyduğumuz, gördüğümüz, hissettiğimiz herhangi bir şeyi daha sonra hatırlayabilmemiz için onu alıp beyin kıvrımlarının içine kadar taşıyıp gömmemiz gerekiyor. Dediğim gibi bu da merdiven basamakları gibi adım adım gerçekleşen karmaşık bir süreç. Ancak adım adım o basamaklar çıkıldığında o şey (bilgi) hafızaya yerleşebiliyor.,

“Elek” sistemi

Şimdi de bir de bu garsonun verdiğimiz siparişi hafızasına gerçekten nakşettiğini düşünün. Bunu gün boyu bütün siparişler için yaptığını da düşünün. Hatta bütün hafta, bütün ay, bütün sene yaptığını. Haklısınız, olacak iş değil. Öyle de olmuyor zaten. Hafızamızın ne siparişlerin ne de gün boyu maruz kaldığımız diğer şeylerin hepsini kabul etmediğini zaten biliyoruz. Benim basamak diye benzettiğim de bir çeşit elek sistemi zaten. Canının istediğini tutup istemediğini eleyiveriyor beyin.

İyi de garsondan beni ve siparişimi belleğine kazımasını değil ki sadece siparişimi mutfağa kadar aklında tutmasını bekliyorum. Bu kadarını bile yapamıyorsa garson olmasın. Böyle demek kolay. Konu o değil çünkü. Hafızada kalıcı yer etmesine gerek olmayan şeyleri beynin kısa bir süre hatırlayıp sonra da unutmasını sağlayan merdiven basamağının adı “kısa süreli bellek”. Bunun alaka ile bağlantısı olduğunu düşünüyoruz. Doğru, ilgimizi çekmeyen bir şeyin farkına bile varmayız ama ilgi alanımızdaki şeyler için radarımız açıktır. Öyleyse garson bize hiç mi ilgi duymadı, bizden sonra konuştuğu masalardakiler bizden daha ilgi çekici müşteriler miydi?

Konu o da değil. Konu sıralamada. İşin aslı, anlık belleğin ve kısa süreli belleğin tıpkı süresi gibi kapasitesinin de sınırlı oluşunda. “Anlık bellek” merdivenin ilk basamağı. Anlık bellek, bir an arkanıza bakıp gördüğünüz şeyi hemen önünüzdeki kâğıda kaydetmenize izin verecek kadar kısa süreli. Derhal yani anında kaydettiniz kaydettiniz, yoksa kaybettiniz. Elbette tek yol yazmak değil ama şu ya da bu yöntemle kaydedebilirseniz o bilgi ikinci basamağa yani kısa süreli belleğe geçirilmiş demektir.

“Kısa süreli bellek” ise anlık olana göre biraz daha uzun süre hatırlamaya izin verir ama o da birkaç dakika ile sınırlıdır. Eğer herhangi bir gerekçeyle bir üst basamağa aktarılamazsa oradan da silinip gider. Ne yaparsanız yapıp artık onu hatırlayamazsınız. Bu durum bunamayla ilgili olmadığı gibi zekâyla da alakalı değildir. Sadece konuya gösterilen ilgiyle alakalıdır. Gene geldik aynı noktaya; garsonun bize ilgisine.

Garson elbette bizle ilgilendi. Zaten sadece bahşiş ile kazandıkları için aksi mümkün değil. Ancak hemen sonra başkalarıyla da ilgilenmek zorunda kaldığı için aklında tutması gereken bilgi (siparişimiz) anlık bellekten kısa süreli belleğe geçemeden silindi. Mutfağa eriştiğinde aklında sadece ilgilendiği üçüncü masanın bilgileri kalmıştı. Belleğinde her 3 masanın siparişini tutacak yer olmadığı için değil, süreler üst üste bindiği için. O nedenle garsonlar siparişleri not alırlar. Salaklıklarından değil, insan beyninin çalışma prensipleri yüzünden. O nedenle denir “Alem unutur, kalem unutmaz” diye.

İyi de, bir iki bile değil üç beş masanın bilgisini birden aklında tutan garsonlar yok mu? Var elbette. Siz de ben de görmüşüzdür öyle istisnaları. Onların “anlık” ve “kısa süreli” bellek depoları daha mı geniş yoksa sürelerimi daha uzun? İkisi de değil. Onlar bambaşka bir şey yapıyorlar.

“Basamak” atlamak

Yaptıkları şeyin adı tekrar. Eğer garson aldığı siparişi içinden tekrarlarsa “anlık” bellekte kaybolmasına fırsat vermeden “kısa süreli” belleğe aktarılıverir. Yani basamak atlatır. Tekrarlamayı sürdürürse, her seferinde yeniden öğreniyormuş gibi “kısa süreli” bellekteki süreyi yeniden sıfırladığı için mutfağa gidene kadar aklında tutmayı becerir. Mutfağa bilgiyi geçtikten sonra artık tekrarlamaz ve kısa süre sonra da bu geçici bellekten silinir. Bu bilgi bir üst basamağa yani “uzun süreli” belleğe aktarılmamıştır çünkü. Ertesi günü gidip, dün siparişinizi kaydetmeden ve de ikiletmeden tam olarak getiren aynı zeki (!) garsona “Ben dün yediğimin aynısını istiyorum” demenizin anlamı yok yani.

Aynı lokantaya sık gidiyorsanız ya da her gittiğinizde aynı masaya oturuyorsanız ya da siparişinizi verirken aynı espriyi patlatıyorsanız, ya da ne bileyim dikkat çekecek kadar özel bir tipiniz veya giyinme biçiminiz varsa ya da yemek sonunda unutulmayacak bir bahşiş bırakıyorsanız, özetle herhangi bir şekilde ilgisini çekip garsonun “Uzun süreli” belleğinde yer edinirseniz, durum değişir elbette. Değişen durum gene de bu garsonun diğer garsondan daha zeki olduğu anlamına gelmez.

Ancak işine önem veren garsonun siparişi unutmamak için içinden tekrar ederek mutfağa gitmesini yine de zekâsına yorabiliriz. Ancak bu taktiği öğrenmiş sınırlı zekâya sahip birinin de aynı başarıyı yakalayacağı kesindir. Çalışkan öğrencilerin zeki öğrencilerden daha başarılı oluşunun nedenine de budur: Öğrendiklerini tekrarlamaları. Çalışkanlık kesinlikle bu demektir. Yaptığını azimle yapmayı sürdürmek. Ancak zekâ bambaşka bir şeydir.

Bir başka önemli şey de şudur: Demirel’in isim hatırlama becerisi gerçek bir yetenek olabilir. Yani tanışır tanışmaz öğrenmesi, içinden ha bire o ismi tekrarlamasına ya da başka bir tür taktik kullanmasına gerek kalmadan, uzun süreli yani kalıcı belleğine kolayca yerleştirebiliyor olmasından olabilir. Babamın ilk kez gördüğü sekiz on basamaklı numaraları çevirirken aklına kazıması da edinilmiş bir beceri değil doğuştan bir yetenek, üstelik sayısal da değil görsel bir yetenek olabilir. (Ancak tersi de olabilir. Bu beceriyi çalışarak geliştirmiş olabilir her ikisi de.) Aynı kapsamda benim de insanların isimlerini hatırlama zorluğum edinilmiş bir ilgi kaybından değil, bu konuda doğuştan yeteneksiz olmamdan kaynaklanıyor olabilir. Ancak bu durumların hiçbiri zeki ya da salak olma anlamı taşımaz. Hafıza zekâ değildir çünkü.

Yineliyorum; ezberi güçlü olmak zeki olmak anlamına gelmez. Hafıza bir depolama kapasitesi olarak büyük bir zenginliktir. Zekâ ise o depolardakilerle neler yapıp ettiğiniz yani üretme kapasitenizdir. Yoksa papağan da ezberleyebiliyor.

Duyup görüp, hissedip bilip, bütün öğrendiklerinizi depolamanız ve depoladıklarınızı gün yüzüne çıkarıp kullanma becerinizi artırmak elinizdedir. Sonuç olarak, egzersiziniz, provanız ve de tekrarınız bol olsun ki yapacaklarınız da kolay olsun.

Hafızanızdakilerle hiçbir şey yapmıyorsanız da ne diyeyim, o takdirde size geçmiş olsun…

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanDr. Nevin Sütlaş
Takip et:
1959 yılında Adapazarı’nda doğdu, İstanbul Üniversitesinde Tıp doktoru, Bakırköy Akıl Hastanesinde Nöroloji Uzmanı oldu ve aynı hastanede 30 yıl eğitim görevlisi hekim olarak çalıştı. Beynin damar ve enfeksiyon hastalıkları, yoğun bakım, hasta beslenmesi, açlık grevi/ ölüm orucu ve Multipl Skleroz konularında çalıştı. Sağlık sisteminin özelleştirilmesi sürecinde uğradığı mobing yüzünden 2016 yılında aktif meslek yaşamını sonlandırdı. Beyin ile ilgili bilimsel bilgiler temelinde topluma yönelik kitaplar yazmayı sürdürüyor. Florida'da yaşıyor. Web sayfası: http://www.nevinsutlas.net/index.html Elektronik posta: calisal01@yahoo.com
Önceki Makale Modena’nın yolları taştan
Sonraki Makale Yunan soyadlarındaki Türkçe…

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

Köşe YazılarıManşet

Modena’nın yolları taştan

Cenk Başlamış
17 Ekim 2026
ManşetSerbest Kürsü

Toplu taşıma anılarım

Alper Eliçin
17 Ekim 2026
GünlükManşet

Haftalar süren bir saniye

Medya Günlüğü
17 Ekim 2026
GünlükManşet

Rus feministler “yeraltında”

Medya Günlüğü
17 Ekim 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

imunify-bot-check
Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?