Cuma, 30 Oca 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Köşe Yazıları

Annen seni şekere mi bulamış? 

Dr. Nevin Sütlaş
Son güncelleme: 22 Aralık 2025 05:26
Dr. Nevin Sütlaş
Paylaş
Paylaş

Geçen yazımda girizgahını yaptığım şurup hikayesi için biraz geçmişe gidiyoruz. 1886 yılında Amerika’nın Georgia eyaletinde John Stith Pemberton isimli bir eczacının “baş ağrısı ilacı” olarak bir şurup üretip satmaya başlamasıyla başlıyor bütün hikâye. Ancak öncesi de önemli. 

1850 yılında daha 19 yaşındayken Georgia eyaletindeki tıbbi bilimler okulunu bitiren Pemberton, Colombus Kasabası’nda bir eczane açıyorsa da yirmili yaşlarını bitirmeden de 1861-65 Amerikan İç Savaşı’nda Güneyliler (Konferasyoncular) safında askerlik yapıyor. Onun askerliği Amerikan İç Savaşı’nın gidişatını belirlemediyse de dünya tarihinde iz bırakıyor. 

Pemberton iç savaşın kendi şehrindeki cephe çatışmasında kılıç ile yaralanıyor. Bu yaralanmadan yanına kalansa dinmeyen ağrılar oluyor. Ağrılarını yatıştırmak için morfin kullanıyor ve de sonunda morfinman oluyor.  

Morfin bağımlısı olduğunu fark edince kendini kurtarmanın peşine düşüyor. Kendi de bir bitki olan haşhaştan elde edilen morfinin yarattığı bağımlılığı tedavi etmek için bir başka bitkiden elde edilen kokaini kullanmaya başlıyor. Kokainin de bağımlılık yaptığından kimsenin haberi yok o günlerde. Hatta şarapla karışık kokainli bir içecek de pek meşhur onun yöresinde. Pemberton bu şurubu içmeye başlayınca ağrıları da geçiyor kendini de çok iyi hissediyor. 

Fabrikasyon ilaçların yerine kimyacı eczacıların bitkileri ezip tartıp ilaç hazırladığı o günlerde derdine deva olan bu harika şurubu az buçuk değiştirerek 1886’da Pemberton kendisi de yapıp satmaya başlıyor. Muhasebecisi olan Frank Mason Robinson ise bu sıvıya bir logo çizip adını da Coca-Cola koyuyor. Çünkü şurupta temel 2 madde var; coco yaprakları ve cola fıstığı. Şuruba adını veren “coca” yaprakları kokain “cola” fıstığı da kafein kaynağı. Kokain o günlerde yaygın olarak kullanılıyor ama en çok ağrı kesici olarak alınıyor. Bu becerikli muhasebeci pazarlamayı da üstlenince bu şurup iyi satmaya başlıyor. Sadece baş ağrısı ilacı olarak değil “bağımlılıkları tedavi eden sağlıklı tonik” diye de pazarlanınca gerçekten iyi satıyor. 

Doktorlar aşırı ağrı çekenlere morfin, morfin bağımlısı olanlara da kokain reçete ediyor zaten. Eczacı niye satmasın ki bu ilacı? Satıyor satmasına ama şansı kısa sürede tersine dönüyor. Amerika’da alkol yasağı başlıyor çünkü. Bu nedenle şuruptan şarap çıkarılınca mecburen musluk suyuna karbonat ve bolca şeker ekliyor. Böylece satış başarısını yeniden yakalıyor. Kapkaranlık, boz bulanık bu sıvıyı o güne kadar görülmemiş biçimde sattıran coca yaprağının içeriği olan kokain, cola fıstığının içeriği olan kafein olduğundan alkolsüz bile olsa alan gene alıyor.

Morfin bağımlılığına sahiden deva oluyor mu bilmem ama devamlı aldığı kokain sayesinde Pemberton’ın müzmin ağrıları başlangıçta yatışsa da sonradan kontrol edilmez hale dönüşüyor, bağımlık yüzünden sağlığı giderek kötüleşiyor ve de 1888’de ölüyor. Tıp mensubu bu adam aslında tıp kurbanı oluyor. Tıpkı onun gibi kokainman olup aynı nedenle de gırtlak kanseri olup ölen nöropsikiyatrist Freud gibi. Üstelik Freud 1939’da ölüyor yani tıpta kokain hükümdarlığı epeyce uzun bir süre sürüyor. (Tıp dışındaki hükümdarlığını hâlâ haberlerde izliyoruz) Kokainin ipliği çok sonra pazara düşüyorsa da diğerinin ki hâlâ düşmüyor. Baş ağrısında ilaç olarak kullanılsa da yoksunluğu bizzat baş ağrısı nedeni olan kafeinin (kahve) tahtı giderek güçleniyor. Kafein, en çok tüketilen ve de en çok övülen madde olmayı sürdürüyor günümüzde. Ülkemizde yetiştirilmediği halde “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” gibi deyimlerle bizim kültürümüze de kazınan kafein, bağımlılık yapan bir madde olarak hikayesini sadece günümüze değil geleceğe de taşıyor ki onu da başka sefere anlatırım.  

Ölüm döşeğindeki Pemberton’ın şurubunun formülünü 1892’de iş insanı Asa Griggs Candler satın alıyor. Kısa süre sonra da minik kasaba Colombus’un ünlü şurubunu koca Atlanta şehrine taşıyarak Coca-Cola şirketini kuruyor. 3 yıl geçmeden de bu şirket kocamanlaşıp Amerika’nın her köşesinde satış yapabilir hale geliyor. 

Bu hikâyenin arasına ikincisini de sokalım. 1893 yılında Amerika’nın “North Caroline” eyaletinde bir başka eczacı Caleb Bradman, hazımsızlığı gidermek, sindirimi kolaylaştırmak ve mide ağrılarını dindirmek için ürettiği bir şurubu kendi soyadıyla “Brad’ın içeceği” olarak satmaya başlıyor. İyi satmaya başlayınca 1898’de adını değiştirip Pepsi Cola yapıyor. Bu ismin bir mide enzimi olan “pepsin”den geldiği söyleniyor. Oysa içinde pepsin yok ama kola tohumu var, tıpkı Coca-Cola gibi. Kokainden ise hiç söz edilmiyor. Bradman’ın Pemberton’dan ilham alıp almadığından da söz edilmiyor ulaşabildiğim kaynaklarda.

Arka arkaya piyasaya sürülen bu iki şurup baş ağrısı ve mide ağrısı diye farklı hedeflere yönelse de terkipleri azıcık farklılıkla aynı; karbonat katılarak köpürtülen şekerli su içinde kokain ve kafein. 

Kokainin “Her derde deva, üstelik de bağımlılık gideren harika ilaç” şeklindeki şöhreti 20. yüzyıla gelindiğinde “Kendisi bağımlılık yapan berbat bir madde” şekline dönüşünce, yasal dayatmaların da eklenmesiyle sır gibi saklanan formülden kokain çıkarılıyor, mecburen. 

İsimdeki “coca” zaten kokainden değil kafeinden geliyordu” şeklindeki pazarlama becerisiyle yollarına devam ediyorlar. Madem öyle kola kelimesi nereden geliyordu diye soran olmuyor elbette. Ancak kokainsiz bir şekerli suyun satış istikrarını sürdürebilmek zorlaşıyor. Gerçi içinde hâlâ kafein olduğu için gene bağımlılık yapabiliyor ama kokainlisi kadar değil. O nedenle sitrik asit, fosforik asit vs. de eklenerek bağımlılık yapması garantilenmeye çalışılıyor. Ancak kola formülü hâlâ gizli. İçinde artık kesinlikle kokain yok denilse de formülündeki doğal (!) lezzetlendiricinin azıcık coca yaprağı olduğu ve coca yaprağının da azıcık (!) kokain içermesinin normal olduğu söyleniyor.  

Kolaların içerdiği şekerin kaynağı ise Amerika’nın bolca yetiştirdiği mısırdan elde ediliyor. “High Fructose Corn Syrop” diye bilinen bu şeker türü ise şişkoluğun ve dolayısıyla da pek çok hastalığın bizzat nedeni olarak kola şişelerinin en önemli içeriği olmayı sürdürüyor.  

Karbonatla fışırdaması sağlanan renksiz tuzlu sulara bizde soda denirken karbonatlı suya şeker de katılmışsa gazoz deniyor. Oysa formülünü aldığımız Amerika’da karbonatlı suyun şekerli olanına soda deniyor. Kolalar ise karamelize edilen yani yanmaya yakın derecede ısıtılan şeker sayesinde koyu kahverengi oluyor (renk kaynağı da ticari bir yalan olabilir). Ülkemizde Çamlıca gibi gazozlar genellikle renksiz üretiliyor. Bizim gazozlarımız nadiren limon, portakal vb. aromalar katılarak sarı ya da turuncu renge boyanıyor. Amerika’da ise kola dışındaki sodalar renksiz ya da renkli olabildiği gibi masmavi olanları bile var. Ömürleri bir asrı çoktan aşmış bu iki Amerikan devinin Fanta ve Sprite başta olmak üzere yüzlerce çeşit sodasından züğürdün çenesini yoracak kadar kazancı var. (Fanta’nın Nazizm’le örtüşen hikayesi de çok ilginç.)  

Kola eskiden içerdiği bolca kokain ile bağımlılık nedeniyken hâlâ kafein ve diğer maddeler (azıcık da kokain) nedeniyle ciddi biçimde bağımlılık yaratıyor. Sigara ve esrar gibi bağımlılık yapan maddelerin pazarlamacıları özellikle genç nüfusu hedef alıyor ki gelirleri uzun yıllar boyunca devam etsin. O nedenle daha ergenliğe bile girmemiş çocuklar tütüne ve ot diye meşrulaştırılan esrara bağımlı oluyor. Kola ve gazoz ise ailelerin onların da bağımlılık yaptığı konusundaki bilgisizliği nedeniyle neredeyse bebeğe bile içiriliyor. 

Bizim şekerin de bağımlılık yaptığını bilmeyişimiz yüzünden Ramazan Bayramının adını bile Şeker Bayramına çevirmişliğimiz var. Nerde kalmış çocuklarımızı şeker ve şerbetlerden uzak tutmak. (Hele kahve. En yakın dostumuzdan bile dost bildiğimiz kahveye laf söylemek kimin haddine…)

Yiyeceğin yanında alınan sıvının neden illaki bir şerbet olması gerektiğini soran da pek yok. Çünkü alışan alıştığını sorgulamıyor. Beyin sadece yabandan ve yabancıdan şüphelenmek üzere programlanmış bir makine çünkü. Alıştığını sorgusuz sualsiz kabulleniyor, üstelik de sapına kadar savunuyor.

Alışmak deyince ilk akla gelen de reklamların gücü oluyor.  Reklam bütçeleri inanılmaz büyük olan kola şirketleri her türlü medyayı o kadar güçlü biçimde yönetiyorlar ki ne yarattıkları bağımlılık sorunları ne de şişmanlaştırarak verdikleri ilave sağlık zararları kamuoyunda gündem oluyor. Kola, gazoz/soda reklamlarının boyutunu ve etkisini anlatmak içinse sayfalar yetmez. Şimdilik Amerika’nın en meşhur film şirketi Colombia’nın sahibinin bile Coca-Cola olduğunu söyleyip beyin yıkama konusuna bir mim koymakla yetiniyorum.   

Bütün bu beyin yıkama operasyonlarına karşı bizim ne yapabileceğimize gelince. Hadi kokainden geçtik, kafeini de şimdilik bir kenara koyalım ama içilen ve yenilen şekerin bağımlılık yaptığı konusunda artık uyanmamız şart. Kolanın içinde de olsa, ketçapta da olsa, pastada da olsa, limonatada da olsa, katı da olsa sulu da olsa, şekeri hayatımızdan çıkarmamız şart. Bizim nesil bu bahiste sınıfta kaldı ama gelecek nesiller için gene de bizim harekete geçmemiz lazım. 

Bunu başarabilmek için işe önce dilimizden başlamamız lazım. Umarım zaten öğrenmişizdir de artık yaşlı ziyaretlerine lokumla, hasta ziyaretlerine baklavayla gitmiyoruzdur. Umarım artık çocuklarımızı şekerle, şerbetle ödüllendirmiyoruzdur. Ancak bunlardan da önemlisi umarım artık çocuklara yönelik sevgimizi şekerle dillendirmeyiz. Bebekleri bile “Ayyy ne şekersin sen öyle” diye sevmeyiz. Çünkü her şey dilde başlar, dilde bitmeden de bitmez. Çünkü bağımlılığa yatkınlık da bebeklikte başlar, başlayınca da bitmez. 

Umarım artık morfin ve kokain gibi şekerin de keyif değil zehir olduğu iyice anlaşılır.

Umarım gelecek nesil şekere bulanmış obezlerden oluşmaz. 

Umarım gelecek nesil “Eskiden diyabet diye bir hastalık varmış” der.

Umarım…

İlgili yazı:

Şeker içme modasını kim çıkardı?

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanDr. Nevin Sütlaş
Takip et:
1959 yılında Adapazarı’nda doğdu, İstanbul Üniversitesinde Tıp doktoru, Bakırköy Akıl Hastanesinde Nöroloji Uzmanı oldu ve aynı hastanede 30 yıl eğitim görevlisi hekim olarak çalıştı. Beynin damar ve enfeksiyon hastalıkları, yoğun bakım, hasta beslenmesi, açlık grevi/ ölüm orucu ve Multipl Skleroz konularında çalıştı. Sağlık sisteminin özelleştirilmesi sürecinde uğradığı mobing yüzünden 2016 yılında aktif meslek yaşamını sonlandırdı. Beyin ile ilgili bilimsel bilgiler temelinde topluma yönelik kitaplar yazmayı sürdürüyor. Florida'da yaşıyor. Web sayfası: http://www.nevinsutlas.net/index.html Elektronik posta: calisal01@yahoo.com
Önceki Makale Yarın nasıl yaşamalı?
Sonraki Makale “Silahsız” Haçlı seferleri

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

*Köşe Yazıları

“ABD’nin saldırganlığı sürecek”

Deniz Yaşayan
30 Ocak 2026
EditörKöşe Yazıları

Şiddetin ekososyolojisi

İnan Özbek
30 Ocak 2026
EditörKöşe Yazıları

İsrail’de normalleşmeyen devlet

Metin Duyar
30 Ocak 2026
Köşe Yazıları

Yasın dili ve insan kalabilmek

İsmail Boy
29 Ocak 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?