Cuma, 30 Oca 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Günlük

Amerikan-Rus “devrimi”

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 2 Ocak 2026 19:34
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Londra’daki King’s College araştırmacılarından Ruth Deyermond’un ABD-Rusya ilişkileriyle ilgili olarak Moscow Times gazetesinde yayımlanan makalesi:

2025, ABD–Rusya ilişkilerinde 1917 Rus Devrimi’nden bu yana görülen en büyük ve en hızlı değişime sahne oldu.

Bu dönüşümün temelinde, Trump yönetiminin Rusya yanlısı ve Avrupa karşıtı yeniden konumlanması yer alıyor.

Bu tablo, Donald Trump döneminde ABD dış politikasında ve dünya görüşünde yaşanan daha geniş çaplı değişimin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Bu değişim; ittifaklardan vazgeçilmesini, uluslararası hukukun ve devlet egemenliği ilkesinin reddedilmesini, diplomatik yapı ve teamüllerin tasfiye edilmesini ve ABD’nin temel değerlerinin terk edilmesini içeriyor. Washington’ın demokrasiyi desteklemeye yönelik geleneksel dış politika yaklaşımı fiilen sona erdi. 2025 yılı, ABD’nin öncülük ettiği küresel düzenin ve Avrupa demokrasileriyle süren 80 yıllık ittifakın ani biçimde sonlanmasına sahne oldu.

Yüzyılda bir görülebilecek bu kırılma, Trump’ın ocak ayında göreve başlamasından önce Elon Musk, J.D. Vance ve Tulsi Gabbard gibi isimleri yönetimine dahil etmesiyle açık biçimde sinyalini vermişti. Trump’ın kendisi de on yılı aşkın süredir ABD’nin Rusya ile “iyi geçinmesi” gerektiğini savunuyordu.

Avrupalı siyasetçiler ve birçok analist, bu değişimi uzun süre kabullenmekte isteksiz davrandı. Bunun nedeni, söz konusu yönelimin hem ürkütücü hem de alışılmış deneyimlerin çok dışında görülmesi. Bu nedenle Avrupa, geç tepki verdi ve yönetim içindeki görece Avrupa yanlısı isimlerin telkinleriyle rahatlatılmaya fazlasıyla açık hale geldi.

Ancak Beyaz Saray’ın Avrupa’ya yönelik düşmanca tutumu ve Kremlin’le iyi ilişkiler kurma arzusu zamanla görmezden gelinemeyecek kadar netleşti.

Washington’ın bu yılki Rusya politikasının merkezinde Ukrayna savaşı yer aldı. Ancak bu yaklaşım, önceki üç yıl boyunca görevde olan Biden yönetiminin politikalarıyla keskin bir tezat oluşturdu. Biden yönetimi, tırmanma endişesiyle son derece temkinli bir çizgi izlese ve zaman zaman hem Rusya’nın hem de Ukrayna’nın kaybetmesini önlemeye çalışıyor izlenimi verse de, Kiev’e desteğini ve Kremlin’e yönelik eleştirisini açık biçimde sürdürdü. Kongre’deki Cumhuriyetçi muhalefete rağmen 2024’te Ukrayna’ya önemli miktarda yardım sağladı ve bunun ABD, Avrupa ve küresel güvenlik açısından hayati olduğunu kabul etti.

Trump yönetimi ise bu yaklaşımı kökten değiştirdi.

En dikkat çekici adım, ABD’nin Ukrayna’ya yönelik mali desteğinin sona erdirilmesi oldu. Senato tarafından aralık ayı ortasında Trump’a gönderilen Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası’nda yer alan yeni askeri yardım, bir önceki yıla kıyasla çok küçüldü.

Bunun yerine Trump yönetimi, silahları Ukrayna’ya doğrudan vermek yerine diğer NATO ülkelerine satarak bu ülkelerin Ukrayna’ya aktarmasını tercih etti. Tamamen ticari nitelikteki bu düzenlemenin Ukrayna adına bir kazanım ve yönetimin tutumunda yumuşama göstergesi olarak sunulması, Washington’ın daha önce bir ortak olarak görülen Kiev’e ne denli sert bir tavır aldığını ortaya koydu.

Bu düşmanlığın en belirgin örneği, Şubat ayında Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin Oval Ofis’te gerçekleştirdiği ve diplomatik açıdan “fiyasko” olarak değerlendirilen ziyaretiydi. Ancak yıl boyunca Trump yönetiminin Kiev’e, kritik madenler konusunda sömürücü nitelikte bir anlaşmayı kabul ettirmek için yoğun baskı uyguladığı, ayrıca esas olarak yalnızca ABD ve Rusya’nın çıkarına hizmet edecek bir ateşkes dayattığı da görüldü. Daha sonra daha az ağır şartlar içeren bir maden anlaşması imzalansa da, yönetimin savaşa ilişkin tercih ettiği çözüm; ABD’nin Ukrayna’nın kaynaklarını, Rusya’nın ise Ukrayna topraklarını alması, Kiev’e ise bedelini kendisinin ödemek zorunda kalacağı muğlak bir güvenlik garantisinin vaat edilmesi olarak özetlendi.

Dikkat çekici biçimde, Trump’a yakın çevreler ve yönetim üyeleri, Ukrayna ve savaşla ilgili Kremlin kaynaklı izlenimi veren asılsız iddiaları sık sık dile getirdi. Trump, Rusya’nın Ukrayna’yı hiçbir provokasyon olmaksızın işgal etmesine rağmen, savaşın başlamasından Kiev’i sorumlu tuttu ve 2014’teki Kırım ilhakında olduğu gibi Putin’i suçlamaktan kaçındı. Trump ve bazı yetkililer, Ukrayna yönetimini yolsuzlukla ve savaş koşullarında seçim yapılmamasını gerekçe göstererek antidemokratik davranmakla itham etti.

Kiev’e yönelik bu tutumun aksine, Trump yönetimi Kremlin’e, savaş hedeflerini geri çekmesi ya da Ukrayna’daki savaş suçlarını durdurması yönünde herhangi bir baskı uygulamadı. Yönetimin, Moskova’ya karşı sert olduğu izlenimini vermek amacıyla açıkladığı ve iki haftalık süreler tanıyan çeşitli “son tarihler”in sonuçsuz kalması ve hiçbir yaptırımla karşılık bulmaması bu durumu açıkça ortaya koydu.

Trump, bunun yerine Putin’i bir dost ve eşit olarak tanımayı tercih etti. Alaska’da aceleyle düzenlenen zirve, Rusya’ya önemli bir diplomatik kazanım sağlarken, Beyaz Saray’da Zelenski’ye yönelik aşağılayıcı tutumla keskin bir tezat oluşturdu.

Baskıyı artırmak yerine Beyaz Saray, iki hedefe odaklandı: Rusya ile yakın bir ekonomik ilişki kurulması ve müttefiklerin Moskova ile ilişkileri normalleştirmeye zorlanması. Bu kapsamda Rusya’nın G8’e yeniden kabul edilmesi ve 28 maddelik barış planında yer alan “Rusya’nın küresel ekonomiye yeniden entegrasyonu” ifadesiyle, yaptırımların kaldırılması gündeme getirildi.

Trump yönetiminin söylem ve adımları, Rusya’nın kendi yakın çevresi üzerinde hak iddia ettiği ve NATO’nun daha fazla genişlemesini engelleme hakkı bulunduğu yönündeki görüşünü de benimsediğini gösterdi. Kremlin de bu tabloyu teyit eder nitelikte açıklamalar yaptı ve Trump’ın yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin “büyük ölçüde Rusya’nın vizyonuyla uyumlu” olduğunu belirtti. Bu tür bir değerlendirme, önceki hiçbir ABD başkanlığı döneminde mümkün görülmüyordu.

“Soğuk Savaş” döneminde Washington ile Moskova rakipti. Sonrasındaki 35 yıl boyunca ise ilişkilerde belirleyici taraf ABD oldu. İlişkilerin seyri büyük ölçüde Washington’ın Rusya’ya ilgisi ve Moskova’nın dış saldırganlıktan ve iç baskılardan kaçınmasıyla şekillendi. En iyi dönemlerde bile ABD, Rusya’yı ya ikincil bir ortak ya da ileride böyle bir ortak olmaya aday bir ülke olarak gördü.

Trump’ın yeniden başkanlığa gelmesiyle bu tablo tamamen değişti. Artık gündemi belirleyen ve Beyaz Saray’ın Rusya ve Avrupa’ya bakışını şekillendiren taraf Kremlin olarak öne çıkıyor. ABD’nin Rus saldırganlığına yönelik geleneksel karşıtlığı, yerini dostluğa ve çoğu zaman açık bir teslimiyete bıraktı. Bu düşmanlık ise Avrupa’ya yöneltildi; bu da ABD ve Rusya yönetimlerinin artık örtüşen bir diğer alanı oldu.

Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana ABD–Rusya ilişkilerinde yaşanan değişimin ölçeği ve hızı, yakın tarihte eşi benzeri görülmemiş bir düzeye ulaştı. Yönetimin, Batı’nın liderliğini değil, Batı’nın bir parçası olmayı dahi terk ederek Kremlin’le ideolojik ve ekonomik bir hizalanmayı tercih ettiği yorumları yapılıyor.

Trump’tan sonra göreve gelecek yönetimin, Washington’un ittifaklarına verilen zararı ve ABD çıkarlarına derinden düşman olmaya devam eden Rusya’ya sağlanan büyük avantajları telafi etmesinin son derece zor olacağı belirtiliyor. Bu süreçte Ukrayna ve Avrupa’nın geri kalanı, ABD’nin artık bir müttefik olmadığı bir dünyada yaşamayı öğrenmek zorunda kalacak. Önümüzdeki yıl, bunun başarıp başarılamayacağını gösterecek.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiJeopolitikRusya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale “Yerli ve millî aydın” olur mu?
Sonraki Makale Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

Mehmet Şüküroğlu çiziyor

Mehmet Şüküroğlu
30 Ocak 2026
EditörGünlük

Rus sporculara “yarım izin”

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
EditörGünlük

Kadınlara Taliban işkencesi

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?