Cuma, 30 Oca 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Köşe Yazıları

Altı okun gölgesi cami avlusuna düşerse…

Aydın Sezer
Son güncelleme: 23 Ocak 2026 06:43
Aydın Sezer
Paylaş
Paylaş

Türkiye siyasetinde sembollerin yer değiştirmesi, ideolojilerin buharlaşmasından daha hızlı gerçekleşiyor.

Altı okun tekinin, cuma namazı çıkışında cami avlusundaki siyaset sahnesine düşürülmesi, basit bir taktik manevra değil; Türkiye’de siyasetin omurgasının nasıl yeniden kurgulandığının fotoğrafıdır. İlke geri çekilmiş, simge öne çıkmıştır. Bu yeni sahnede, bir zamanların “laiklik bekçisi” Kemalist ulusalcıların desteğiyle, “bizim tek ve ortak bir şemsiyemiz İslam kardeşliği” söylemine doğru yol alınması bir çelişki değil, bilakis “Yeni Türkiye” siyasetinin olağan akışıdır. Zira artık Ankara’da tutarlılık değil, işlevsellik esastır.

Bugün yaşadığımız süreç, sadece iç politikadaki ittifak arayışlarıyla açıklanamayacak kadar derin bir pragmatizmin ürünüdür. Görünen o ki, Suriye iç savaşına müdahil olduğumuz gün ithal ettiğimiz sorunlara ve ödediğimiz faturalara, çok daha büyük ve ağır bir tanesi eklenmek üzeredir. Dün Emevi Camii’nde namaz kılma hayaliyle “oraya girmeseydik” diyenler, bugün “oradan nasıl çıkarız” sorusunu bile sormaktan imtina ediyor. Bedel büyüdükçe, sorumluluk dağıtılıyor; suç, kalın bir sis perdesinin arkasına gizleniyor. İdlib’den Fırat’ın doğusuna uzanan hatta sıkışan Türkiye, içeride milliyetçilik dozunu artırarak dışarıdaki stratejik körlüğü maskelemeye çalışıyor.

Televizyon ekranlarında IŞİD amblemli teröristleri, sanki birer “öfkeli genç”miş gibi sunan, ağızlarından köpükler saçarak analiz kasan o “yerli ve milli” vatan evlatları ile Devlet Bahçeli’nin her sözünü emir telakki edenler… Evet, bu tablonun tamamından hepiniz sorumlusunuz. Ancak ne yazık ki bu sorumluluk, Türkiye siyasetinde ahlaki bir yük veya vicdani bir hesaplaşma değil; tam tersine, bir kariyer basamağı, bir “devlet aklı” nişanesi olarak görülüyor.

Bahçeli’ye gelince… Siyaset sahnesinde kendisine biçilen rol, “çok kültürlü ve bilge bir kişi” olarak takdim edilmekten geçiyor. Ne söylese yanlış olsa bile, konjonktür gereği doğru saymak zorundayız. Sınırın kuzeyinde “beka sorunu” dediği yapıya, sınırın güneyinde başka bir perspektifle yaklaşması; dün “terörist” dediğine bugün el uzatması bir çelişki olarak değil, “bilgeliğinin derinliği” olarak yorumlanıyor. Bu durum, siyaset bilimi literatürüne Türkiye’den bir armağan olarak yeni bir kavram kazandırıyor: Tutarsızlığın erdemleştirilmesi.

Erenler’e sormuşlar: “Şara’nın 13 sayılı Kararını nasıl yorumlamalıyız?” Cevap net ve bir o kadar da manidar:

“Bizim meclisteki Terörsüz Türkiye Komisyonu için harika bir çalışma belgesi.”

Demek ki dışarıda dayatılan metinler, içeride “yerli ve milli” komisyonlara ilham kaynağı olabiliyor. Emperyalizmle mücadele söylemi de artık seçici geçirgen bir hal almış durumda. İşimize geldiğinde “dış güçlerin oyunu”, işimize geldiğinde “stratejik ortaklık”.

ABD meselesi ise başlı başına bir trajikomedi, hatta bir kara mizah örneği. Sabah saatlerinde “ABD emperyalist bir güç olarak bölgede Kürtler üzerinde karışıklık çıkarıyor, bizi bölmeye çalışıyor” deniyor; akşam saatlerinde ise “ABD Kürtleri sattı, SDG’yi yalnız bıraktı, bizimle iş birliği yapıyor, Trump Erdoğan’ı çok seviyor” diye böbürleniliyor. Emperyalizm eleştirisi, Washington’dan gelen her sıcak mesajla, Beyaz Saray’daki her samimi fotoğraf karesiyle buharlaşıyor. Antiemperyalizm, Türkiye’de artık bir duruş değil, pazarlık masasında el yükseltmek için kullanılan bir kozdan ibaret.

Bu karmaşık tablo karşısında DEM Parti (veya geleneği) de şaşırmış görünüyor. Türkiye’de yönetim giderek merkezileşip otoriterleşirken, DEM; temelinde insan hakları, evrensel hukuk ve demokrasi olan yapısal Kürt sorununun, Türkiye demokratikleşmeden çözülebileceği yanılgısına kapıldı. Oysa tarih bize şunu defalarca göstermiştir: Demokratikleşme olmadan, hukuk devleti tesis edilmeden kurulan “barış” masaları, sadece taktik bir moladır. Güç dengeleri değiştiğinde o masa, kuranlar tarafından devrilmeye mahkumdur.

Peki, Bahçeli’nin bu yeni “Kürt barışı” hamlesinden beklentisi ne? Bu tam bir muamma. Daha iki yıl önce, seçim meydanlarında Kılıçdaroğlu üzerinden Öcalan’ı, PKK üzerinden DEM’i şeytanlaştıran, montaj videolarla kitleleri konsolide eden bir siyasi çizgiden, bugün “barış” ve “kardeşlik” söylemine, hatta Öcalan’ı Meclis’e davet etme noktasına gelinmesi izaha muhtaçtır. Bu “U dönüşü” nü “devlet aklı” diyerek geçiştirmek, toplumun hafızasıyla alay etmektir.

Erdoğan’ın beklentisi ise Bahçeli’ninkine nazaran çok daha net ve anlaşılır: Yeni anayasa ya da mevcut anayasada yapılacak kritik değişiklikler için aritmetik bir zorunluluk var ve bu zorunluluk Kürt oylarını işaret ediyor. Erdoğan her zamanki gibi pragmatist; ilkeye, geçmişte ne söylediğine değil, günün sonunda elde edeceği sonuca bakıyor. Onun için siyaset, mümkün olanı değil, lazım olanı alma sanatıdır.

Türkiye siyasetinde bugün yaşanan tam olarak budur: İlkesizlik ideolojiye, çelişki bilgelik payesine, pragmatizm ise devlet aklına dönüştürülmüştür. Altı okun cami avlusuna düşmesi, CHP’nin eksen kayması veya MHP’nin şaşırtıcı hamleleri bu yüzden bir kaza veya tesadüf değildir. Bu, kurumların içinin boşaltıldığı, kavramların anlamını yitirdiği bu düzenin doğal sonucudur.

Gölge cami avlusuna düştü, ancak o gölgenin altında kimin serinleyeceği, kimin ise o karanlıkta kaybolacağı henüz belli değil. Kesin olan tek şey; faturanın yine, “büyük oyunları” çözdüğünü sanan ama aslında sadece seyirci koltuğunda oturan halka kesileceğidir.

Fotoğraf: CHP X hesabı

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanAydın Sezer
Takip et:
Siyasete ve dış politikaya dair nüanslı, eleştirel, yer yer alaycı yazılar ve enerji alanında değerlendirmeler.
Önceki Makale Usta tiyatrocu Haldun Dormen hayatını kaybetti
Sonraki Makale Mehmet Şüküroğlu çiziyor

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

Köşe YazılarıManşet

Şiddetin ekososyolojisi

İnan Özbek
30 Ocak 2026
*Köşe Yazıları

İsrail’de normalleşmeyen devlet

Metin Duyar
30 Ocak 2026
Köşe Yazıları

Yasın dili ve insan kalabilmek

İsmail Boy
29 Ocak 2026
EditörKöşe Yazıları

İç derin…

Cumhur Deliceırmak
29 Ocak 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?