Rusya-Ukrayna savaşının devam ettiği, Monroe Doktrini’ni yeniden yürürlüğe soktuğu anlaşılan ABD’nin Transatlantik güvenlik rolünün tartışmaya açıldığı ve Alman ekonomisinin uzun süredir durgunluk sinyalleri verdiği bir dönemde Berlin 2026’ya yön arayışı içinde giriyor.
Koalisyon hükümetinin başındaki Hristiyan Demokrat Partili Şansölye Friedrich Merz, bu tablo karşısında Almanya’nın güvenlikten ekonomiye, demografiden göçe uzanan yapısal sorunlarını ele aldığı bir yeni yıl konuşması yaptı.
Merz, Ukrayna’daki savaşın Almanya için dolaylı değil, doğrudan sonuçlar doğurduğunu savundu. Rusya’nın saldırganlığının yalnızca Kiev’i değil, tüm Avrupa’yı hedef alan daha geniş bir planın parçası olduğunu belirten Merz, Almanya’nın da sabotaj, casusluk ve siber saldırılarla karşı karşıya kaldığını söyledi. Bu çerçevede savunma harcamalarının artırılması ve ordunun güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Başbakan, ABD’yle güvenlik ortaklığının “değişim sürecine girdiğini” ifade ederek Washington’un artık Avrupa güvenliğinin tek ve mutlak garantörü olmadığını ima etti. Donald Trump’ın yeniden ABD başkanı olmasıyla bu dönüşümün hızlandığını söyleyen Merz, Avrupalı ülkelerin kendi çıkarlarını daha güçlü biçimde savunmaları gerektiğini dile getirdi.
Merz, küresel ekonomide korumacılığın yeniden yükseldiğini ve Almanya’nın ham madde bağımlılığının siyasi baskı aracı hâline geldiğini söyledi. İhracata dayalı Alman ekonomisinin bu gelişmelerden ciddi biçimde etkilendiğini kabul eden Merz, vergi yükü, enerji maliyetleri ve bürokrasinin azaltılmasının öncelikli hedefler arasında olduğunu belirtti. Buna karşın hem Almanya’da hem de Avrupa Birliği (AB) düzeyinde reformların gecikmesinin şirketlerin rekabet gücünü zayıflattığını ifade etti.
Konuşmasında demografik değişime de değinen Merz, emekliliğe ayrılan “baby boomer” kuşağın sosyal güvenlik sistemleri üzerindeki baskıyı artırdığını söyledi. Merz, 2026 yılında kuşaklar arası dengeyi gözeten yeni bir sosyal güvenlik düzenlemesinin kaçınılmaz olduğunu belirtti. Göç konusunda ise yasal yolların açılmasıyla düzensiz göçle mücadelenin birlikte yürütüleceğini dile getiren Merz, “İnsanlık ve düzen aynı madalyonun iki yüzüdür” dedi.
Merz, hükümetinin reform sürecinde yaşadığı zorlukların kamuoyunda yarattığı memnuniyetsizliği kabul etti. Mevcut icraatların yeterli bulunmadığını söyleyen Merz, buna rağmen reformların sonuçlarının zamanla ortaya çıkacağını savundu. 2026’nın Almanya ve Avrupa için “yeni başlangıçların yılı” olabileceğini belirten Merz, ülkenin karşı karşıya olduğu krizleri kendi gücüyle aşabileceğini kaydetti.
“Olumlu bir anlatı kurma çabası”
Almanya’daki siyasi tabloyu değerlendiren Siyaset Bilimci Dr. Jürgen Lang, Merz’in konuşmasında popülizmin yükselişine karşı iyimser bir çerçeve kurmaya çalıştığını, ancak bu söylemin liberal demokrasiyi güçlendirmek için yeterince somut bir yön ve gelecek perspektifi sunmadığını söyledi. Lang’a göre Merz, karamsar kriz anlatılarına karşı Almanya’nın gücünü ve istikrarını öne çıkarmayı hedefliyor.

Dr. Jürgen Lang
Lang, Merz’in konuşmasında öne çıkan kavramsal vurgulara dikkat çekerek, “Özgürlük-güvenlik-refah… Merz konuşmasında bu üç kelimeyi defalarca tekrarladı. Bu, popülizmin yükselişine olumlu bir anlatıyla karşı koyma girişimi” dedi.
Merz’in devlete ve demokratik değerlere duyulan güven çağrısını değerlendiren Lang, bu yaklaşımın seçmen nezdinde soyut kalma riski taşıdığına işaret etti. Bu tür uyarıların tek başına liberal demokrasiyi güçlendirmeye yetmeyebileceğini vurgulayan Merz’in söyleminde ikna edici bir yol haritasının eksik olduğunu vurgulayan Lang, “‘Korku yayanları ve felaket tellallarını dinlemeyelim’ uyarısının liberal demokrasiyi güçlendirmeye yetip yetmeyeceği şüpheli. Olumlu bir mesajın aynı zamanda somut ve ikna edici bir perspektife ihtiyacı var” dedi.
Güvenlik ve dış politika başlığında ise Lang, Merz’in uluslararası sistemdeki güç kaymasını ve Almanya’nın karşı karşıya olduğu riskleri doğru teşhis ettiğini belirtti. Ancak Lang’a göre bu tespitlerin anlam kazanabilmesi, söylemin askeri, ekonomik ve siyasi kapasiteyle desteklenmesine bağlı.
Bu çerçevede Lang, Merz’in savunma vurgusuna ilişkin değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:
“Savunmaya hazırız, çünkü özgürlüğümüz ve yaşam tarzımız savunulmaya değer.’ Bu ifade, içi doldurulmadığı takdirde boş bir slogana dönüşme riski taşıyor. Yeni uluslararası siyasi düzende değerlerimizi savunmak istiyorsak belirleyici olan güçtür.”
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
