ABD ve İsrail’in Cumartesi günü düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden İran İslam Cumhuriyeti’nin en üst otoritesi Ali Hamaney, yaklaşık otuz yılı aşkın süredir ülkenin siyasi, askeri ve ideolojik yönünü belirleyen en güçlü figür olarak öne çıkıyordu.
1939 yılında Meşhed’de doğan Hamaney, dini bir ailede yetişti. Eğitimini Meşhed ve Kum’daki dini merkezlerde sürdürdü. Bu dönemde, İran İslam Devrimi’nin lideri Ruhullah Humeyni ile kurduğu ilişki, siyasi ve ideolojik yöneliminde belirleyici oldu.
1960’lı ve 1970’li yıllarda Şah yönetimine karşı muhalif faaliyetlerde bulundu. Bu süreçte gözaltına alındı ve hapis cezası aldı. Devrim öncesi dönemde özellikle dini çevrelerde etkili bir isim haline geldi.
1979’daki devrimin ardından yeni kurulan sistemde hızla yükseldi. Devrim Konseyi’nde görev aldı, ardından milletvekili oldu. 1981 yılında bir suikast girişiminden yaralı olarak kurtuldu.
Aynı yıl cumhurbaşkanı seçildi ve 1989’a kadar görev yaptı. Bu dönemde İran, Irak ile savaşın (1980–1988) etkilerini yaşamaya devam ederken, Hamaney yönetimde önemli bir rol üstlendi.
1989’da Humeyni’nin ölümünün ardından Uzmanlar Meclisi tarafından dini lider seçildi. Bu görev, İran’daki en yüksek otoriteyi temsil ediyor.
Hamaney’in yetkileri arasında şunlar öne çıkıyordu:
Silahlı kuvvetlerin başkomutanlığı
Yargı erkinin üst düzey atamaları
Devlet medyası ve stratejik kurumlar üzerinde kontrol
Genel iç ve dış politika yönünü belirleme
Bu yapı, “Velayet-i Fakih” doktrinine dayanıyor ve dini lideri sistemin merkezine yerleştiriyor.
Hamaney döneminde İran’da muhafazakâr ve reformist kanatlar arasında süregelen bir denge mücadelesi dikkat çekiyordu. Reform talepleri zaman zaman yükselirken, sistemin temel ideolojik çerçevesi korunuyordu.
Ekonomik yaptırımlar, enflasyon, işsizlik ve toplumsal protestolar, iç politikada öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. Hamaney, bu süreçlerde genellikle sistemin istikrarını önceleyen bir yaklaşım benimsedi.
Hamaney’in dış politika çizgisi, büyük ölçüde Batı karşıtı ve bağımsızlık vurgusu üzerine kuruluydu. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerde sert ve mesafeli bir tutum izliyordu.
İran’ın bölgesel etkisini artırmaya yönelik politikalar, onun liderliği döneminde belirgin hale geldi. Orta Doğu’da farklı aktörlerle kurulan ilişkiler ve vekil güçler üzerinden yürütülen stratejiler, bu yaklaşımın önemli unsurları arasında gösteriliyordu.
Hamaney’in siyasi düşüncesinin merkezinde “Velayet-i Fakih” yer alıyor. Bu anlayışa göre, İslam toplumunun yönetimi en yetkin din âlimine ait olmalı.
Velayet-i Fakih
Bu model, modern devlet yapısı ile dini otoriteyi birleştiren özgün bir sistem olarak dikkat çekiyor ve İran’ın yönetim biçimini diğer ülkelerden ayırıyor.
Hamaney’in liderliği, hem ülke içinde hem de uluslararası alanda çeşitli eleştirilere konu oldu. İçeride ifade özgürlüğü, siyasi katılım ve protesto hareketlerine yönelik müdahaleler sık sık eleştirildi. Dışarıda ise, İran’ın bölgesel politikaları ve nükleer programı uluslararası gerilimlerin merkezinde yer aldı. Buna karşın destekçileri, Hamaney’in İran’ın bağımsızlığını koruduğunu ve dış baskılara karşı ülkeyi güçlü tuttuğunu savundu.
Hamaney, yalnızca siyasi kimliğiyle değil, kültürel yönüyle de biliniyor, Fars edebiyatına ilgi duyuyor, şiir yazıyor ve klasik eserleri yakından takip ediyordu. Ayrıca çeviri çalışmaları yaptığı da biliniyordu.
İlgili yazı:
Diğer “Portre” yazılarını okumak için tıklayın
İran’la ilgili diğer yazılar için tıklayın
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
