Vladimir İvanoviç, karısı Olga teyze ve ben sinemaya gitmiştik.
Daha önce gitmediğim bir sinemaydı.
İllüzyon sineması. Moskova’daki Rusya Devlet Filmleri Fonu’na bağlı, sinematek de diyebileceğimiz özel bir arşiv sineması.
Kotelniçeskaya Rıhtımı’nda, Moskova’nın silüetinde önemli yeri olan ünlü yedi Stalin gökdeleninden birinin altında. Bu yüksek bina başlangıçta önemli insanlar -bilim insanları, sanatçılar, politikacılar- için bir konut binası olarak planlanmıştı.
Sinemadan çıktıktan sonra konuşuyoruz.
Olga teyze şaşırmış ve etkilenmişti. Çok sevdiği Alain Delon’u ilk kez kendi sesinden izlemişti.
“Bambaşka bir Alain Delon” dedi.
Zira o dönemde Rus sinema seyircileri genellikle Rusça dublajlı filmler izliyor ve oyuncuların orijinaldeki seslerinin nasıl olduğunu bilmiyordu.
Bizim izlediğimiz 1969 yapımı “Yüzme Havuzu” (Бассейн) nun SSCB’de 4 Mart 1991’de prömiyeri yapılmıştı. Alain Delon’u seslendiren dublaj sanatçısı Aleksey İnjevatov idi.
***
Vladimir İvanoviç, beni kolumdan çekiştirip, Olga teyzenin hayranlığına vurgu yaparak, “Biliyor musun, bir zamanlar bizim evde Alain Delon’un itibarı benden daha fazlaydı” diyor.
Olga teyze, “Abartma” diye tepki gösteriyor.
***
Vladimir İvanoviç, “Tüm bunlar, ustaca yapılmış ‘Sovyet dublajı’ imgesinin çoğumuzun zihnine kazınmış olmasından kaynaklanıyor,” diyor. “Aslında bu dublaj sayesinde birçok filmin diyaloglarını ezbere biliyorduk. Şahsen, Sovyet dublaj oyuncularının ustalığına her zaman hayran kaldım ve hâlâ da hayranım. Aynı oyuncu nasıl tamamen farklı oyuncuları seslendirebilirdi? Sanatçılık bu, işte. Belmondo’yu Nikolay Karaçentsov, Funes’i Vladimir Kenigson, Delon’u İnjevatov, Richard’ı Larionov seslendirmişti. Filmlerin başında, jenerikte her zaman oyunculara kimin dublaj yaptığı belirtiliyordu, ama çocukken bazen aklıma şu düşünce gelirdi: Belki de bunlar gerçekten Rusça konuşuyordur diye. Gerçekten inanılmazdı!”
Alain Delon’un filmlerinin hepsinin dublajı mükemmeldi. On Sovyet oyuncusu, on dört filmde ona dublaj yapmıştı. Hangisinin dublajının daha iyi olduğunu söylemek zordu.
Mesela Visconti’nin “Leopar”ının Rusça versiyonunda Delon, Vyaçeslav Tikhonov tarafından seslendirilmişti.
Sovyet vatandaşlarına sunulan yabancı film seçkisi her zaman sınırlıydı ve bu burjuva filmlerinin seçimi genellikle rastgeleydi. Ancak seslendirme sanatçıları için iş sıkıntısı yoktu denilebilirdi.
Ancak tuhaf bir durum da yok değil.
Sovyetler Birliği döneminde oyuncuların daha iyi konuştuğu ve bu nedenle filmlerde onları dinlemenin daha keyifli olduğu genel kabul gören bir şey. Bu doğru. Ancak iki husus var. İlki, klasik Sovyet sinemasında oyuncular genellikle tiyatroda oynar gibi konuşuyorlardı: Abartılı derecede yüksek bir sesle, net ve aksansız. O zamanlar bu normaldi. Ancak şimdi yeniden düşünüldüğünde böyle konuşulan bir filmde herkes oyuncuların doğal olmadıklarını söyleyecektir, haliyle.
Olga teyzeyi şaşırtan Alain Delon örneğinde olduğu gibi Sovyetler Birliği vatandaşları gerçeğinden farklı seslerin hayal dünyalarına girdiğinin farkında değillerdi.
Örneğin Michael Keaton’ın peltek konuştuğunu Rus izleyiciler hiç fark etmemişlerdi.
Ya da Halle Berry’nin X-Men’de berbat bir Kenya aksanıyla konuştuğunu veya Robin Hood: Hırsızlar Prensi’nde düzgün bir İngiliz aksanı olan tek ana karakterin kötü adamı oynayan Alan Rickman olduğunu hiçbir zaman bilmemişlerdi.
Stallone hep geveliyor ve sözlerinin yarısını yutuyordu. Vakha ise her şeyi açık, net ve anlaşılır bir şekilde konuşuyordu. Ve hep kahramanın güzel konuştuğu hafızalarda kalıyordu.
Bilen yaşlılardan, Louis de Funes’in Rus sesinin (Vladimir Kenigson), oyuncuya kendi sesinden çok daha fazla yakıştığını çok duydum.
Vladimir Kenigson’un dublörlük yeteneği, karakterini sesiyle ustalıkla aktardığı Louis de Funès tarafından bile takdir edilmişti.
Aynı şey Adriano Celentano için de söylendi. Rudolf Pankov, ünlü oyuncu Adriano Celentano’nun karakterlerinin imgelerini ses tonlamalarıyla Sovyet izleyicisine aktarmayı başarmıştı.
Ve birçok kişi hâlâ Jean-Paul Belmondo’yu onun başrol oynadığı Fransız filmlerinin dublajını yapan Sovyet tiyatro ve sinemasının ünlü oyuncusu Nikolay Karaçentsov’un sesiyle tanıyor.
O dönemde Fransız aktör ve şarkıcıların Sovyet vatandaşları arasındaki popülaritesi olağanüstüydü. Pierre Richard, Gerard Depardieu, Alain Delon, Jean-Paul Belmondo, Jean Gabin, Yves Montand, Joe Dassin, bunlar ve daha birçok ismin oyunculukları hayranlık kazanmıştı. Ve dublajlı konuşmaları kadınların kulağına hoş gelirken erkeklerin de saygısını kazanmıştı.
Geçen yüzyılın en yakışıklı sinema oyuncularından biri olarak kabul edilen Alain Delon ise özel bir methiyeyi hak ediyordu.
Delon’un yakışıklılığı dillere destan olmuştu.
Hatta Leonid İlyiç Brejnev bile 1970’lerin başlarında, özellikle beğendiği bir fotoğrafı için şöyle demişti: “Burada Alain Delon’a benziyorum.”
***
Vladimir İvanoviç, “Alain Delon kolonya içmez” diyor gülerek.
Anlamıyorum bu lafı.
Şakayla karışık bu sözlerde hafif bir kıskançlık seziliyor.
Daha önce çok konuşmuştuk. Rus kültüründe erkeklerin fazla süslenmesi pek hoş karşılanmaz.
“Fazla süs delikanlıyı bozar” diyorum gülerek.
“Tamam, ama fazla ifrata kaçmadan bakımlı olmak da kötü bir şey değil aslında” diyor Vladimir İvanoviç..
Genç Sovyet ülkesinin vatandaşlarını günlük hijyene alıştırmak kolay olmamıştı. Bunun başlıca nedeni, aslında bunun için gerekli koşulların mevcut olmamasıydı. Sadece az sayıda şanslı kişinin ayrı banyosu (ve ayrı daireleri) vardı.
Kışlalarda, yatakhanelerde ve ortak dairelerde, komünalkalarda hijyen uygulamaları, sıcak su eksikliğinden, her sabah lavabolarda oluşan kuyruklara kadar birçok zorlukla karşılaşıyordu.
“Yoldaşlar, hızlıca yıkanın ve tıraş olun, komşunuzu bekletmeyin.”
Bu, her sabah koridorlarda duyulan günlük komşu uyarılarındandı.
***
O zamanlarda ünlenen bir şarkının “Alain Delon kolonya içmez” (Ален Делон не пьет одеколон – Alain Delon ni pyöt adekolon) sözü, Vyaçeslav Butusov’un şarkısındaki bu dize adeta bir tür atasözü haline gelmişti.
“Alain Delon, Alain Delon kolonya içmiyor.
Alain Delon, Alain Delon çift viski içiyor.
Alain Delon Fransızca konuşuyor.”
1985’te, alkol karşıtı kampanyanın başlaması sonrasında, hoşnutsuzluk içeren eleştiriler yaygındı. Yaygın kanıya göre şarkıya ilham veren de buydu.
Birçok kişi, Butusov’un “Alain Delon kolonya içmez” şarkısını söylerken kastettiğinin bu olduğuna inanıyordu.
Bu arada, “Chypre” gibi bu kolonya da hala satılıyor ve günümüzde erkek parfümlerinin bolluğuna rağmen popülerliğini koruyor.
“Meğer Alain Delon’un adıyla piyasaya sürülen Fransız malı bir parfüm de varmış. Parfümün reklamında ‘sıkıcı günlük hayattan kaçıp dünya sinemasının efsanesinin bir gangster filminin dünyasına dalmayı hayal edenler için bir peri masalı’ diye yazıyormuş” diyor Vladimir İvanoviç.
Şarkının popülaritesi, ta Fransa’ya, kahramanı Alain Delon’a kadar ulaşmıştı. Sonradan Rusya’yı ziyaretinde bir televizyon programının konuğu oldu. Bu, Ivan Urgant ve Kanal 1’deki akşam programı sayesinde gerçekleşti.
2012’de programın konuğu olan Delon, sunucunun ricası ve önerisiyle tadımlık bir yudum kolonya bile içti.
***
Kuşkusuz bunlar bana ilginç geliyor.
Zira bizde durum bambaşkaydı.
Aynı dönemlerde Türkiye’de yabancı filmler genellikle orijinal seslendirmeleriyle ve Türkçe alt yazılarla oynatılırdı. Yabancı filmlerin Türkçe dublajlı gösterimi ise pek nadirdi.
Yerli filmlere ise dublaj yapılırdı.
İki ülkenin kültürleri arasındaki farklılıklardan biri bu.
Aklıma tek tek benim seyrettiğim bizim Yeşilçam filmleri geliyor.
Yeşilçam’da setten gelen ses diye bir şey yoktu.
Türkiye’de yerli filmlerin dublaj sanatçıları tarafından yapılan seslendirmeleri sonradan, montaj aşamasında stüdyoda eklenirdi. Kamera görüntüyü çeker, ama tüm sesler, oyuncu replikleri de dahil stüdyoda yeniden kaydedilirdi.
Aslında, tabii ki günümüzün teknolojik imkanları o zamanlar yoktu. Ayrıca sette senkron ses kaydı almak da zordu.
Bu yüzden de halkın hayranlıkla izlediği, ayılıp bayıldığı ünlü starların gerçek sesleri bilinmezdi.
Çoğu tiyatro kökenli çok başarılı dublaj sanatçıları vardı.
Yeşilçam filmlerinde Belkıs Özener, Jeyan Tözüm ve Pekcan Koşar gibi birçok ünlü dublaj sanatçısı, o dönemde sinema oyuncularını seslendirerek filmlere olağanüstü karakterler kazandırmışlardır.
Bu başarılı dublaj sanatçıları olmasa Türkan Şoray, Filiz Akın, Fatma Girik, Muhterem Nur, Belgin Doruk, Ayhan Işık, İzzet Günay, Kadir İnanır, Cüneyt Arkın, Göksel Arsoy, Fikret Hakan ve Tarık Akan gibi Yeşilçam’ın dev oyuncularını bu kadar sever miydik acaba?
Mümkün olmazdı sanırım.
Kendi sesleriyle oynasaydılar belki de hayranları çok büyük bir hayal kırıklığı yaşayacaktı.
Yeşilçam’da 1970’lerdeki kadın oyuncuların pek çoğunu Jeyan Mahfi seslendirmişti. Çok yönlü bir sanatçı olan Jeyan Mahfi Ayral Tözüm kimlerin kimlerin seslendirmesini yapmamıştı ki? Fatma Girik, Türkan Şoray, Filiz Akın, Ahu Tuğba, Gülşen Bubikoğlu, Emel Sayın…
Belgin Doruk’tan duyduğumuzu sandığımız “Reca ederim bu bahsi kapatalım.” sözlerini aslında Adalet Cimcoz seslendiriyordu.
Cüneyt Arkın’la bütünleşen “N’ayır! N’olamaz!” repliği ise sanatçıyı seslendiren Abdurrahman Palay’dan çıkıyordu.
Aynı zamanda iyi bir oyuncu da olan Kemal Ergüvenç, Hulusi Kentmen’in babacan rollerini sırtlayan o babacan sesin sahibiydi.
“Selvi Boylum Al Yazmalım” filminde Kadir İnanır’ı seslendiren Pekcan Koşar Hababam Sınıfı serisinde de Tarık Akan’ı seslendirmişti.
Ses sanatçısı Belkıs Özener, Türkan Şoray başta olmak üzere Filiz Akın, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik’in de seslendirmesini yapan bir başka dublaj sanatçısıydı. “Azize” filminde Türkan Şoray’ın görüntüleri eşliğinde dinlediğimiz şarkıları da aslında Belkıs Özener seslendiriyordu.
Bana en eğlendirici gelense Öztürk Serengil’in filmlerindeki dublajdı.
Komedi sanatçısı Serengil, sinemada “Adanalı Tayfur” karakteri ile meşhur olmuştu.
1960’lı yıllardan itibaren pek çok Yeşilçam filminde Öztürk Serengil’i tiyatro sanatçısı Mücap Ofluoğlu seslendirmişti. Mücap Ofluoğlu’nun dublaj dehası sayesinde halk tarafından çok sevilmiş, uzun yıllar boyunca onun sesi Serengil’in kendi sesi sanılmıştı.
Dublaj üzerinden yeni bir karakter yaratılmıştı.
“Yeşşe”, “kelaj” daha bir çok yeni sözcükler uydurulmuştu. Gerçekten ilginç bir “dublaj” olayı idi.
Öztürk Serengil filmlerinde kullanılan “yeşşe”, “kelaj”, “temem”, “abidik gubidik”, “şepke”, “şepkemin altındayım” gibi sözcükleri yaratan oluşturan tamamen Mücap Ofluoğlu olmuştu.
Bu çok sayıda çarpıtılmış Türkçe sözcük ve deyim kısa sürede halkın diline düşmüş, bir anlamda da bu yeni deyişler Türk argosuna girmişti.
Sokakta, kahvehanelerde, okullarda halkın dilinde pelesenk olan bu sözcükler toplum yaşamına o kadar çok nüfuz etmişti ki o dönemde ana muhalefet partisi CHP’nin lideri olan, devlet adamlığı ciddiyeti ile tanınan eski cumhurbaşkanı İsmet Paşa (İnönü)’ ya bile bir siyasi tartışma anında kendini tutamayıp “yeşşe” dedirtmişti.
Gel de şimdi bütün bunları Vladimir İvanoviç’e anlat.
***
“Soğuk Savaş” döneminde komşu olmalarına rağmen Sovyetler Birliği ve Türkiye sanki başka dünyalardan ülkelerdi.
Kültürler farklıydı. O yüzden de Vladimir İvanoviç, haliyle benim anlattıklarımı başka bir gezegenden gelen birinin konuşmalarıymış gibi dinliyordu.
mhyazici@yandex.ru
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
