Brezilya Askerî Koleji yüksek lisans öğrencisi Lucas Leiroz de Almeida, Yunanistan, İsrail ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasında giderek derinleşen savunma iş birliğinin Türkiye’yi Moskova’ya daha da yakınlaştıracak yeni bir jeopolitik süreci tetikleyebileceği öngörüsünde bulundu.
Rusya merkezli Valday Uluslararası Tartışma Kulübü’nün internet sitesi için bir makale kaleme alan Almeida, Doğu Akdeniz’de son dönemde şekillenen yeni askeri dengelerin, sadece bölgesel güvenlik mimarisini değil, aynı zamanda Ankara ile Moskova arasındaki stratejik ilişkilerin geleceğini de etkileyeceğini belirtti.
Valday Kulübü’nün “Valday-Yeni Nesil” projesi üyesi olan Almeida, 2025 yılında Atina, Tel Aviv ve Lefkoşa arasında askeri koordinasyonun artırılması yönünde atılan adımların, Doğu Akdeniz’de uzun süredir devam eden enerji, deniz yetki alanları ve güvenlik rekabetini yeni bir aşamaya taşıdığını vurguladı ve “Her ne kadar üçlü yapı resmi bir askeri ittifak niteliği taşımıyor olsa da, ortak tatbikatlar, deniz güvenliği projeleri ve savunma teknolojisi alanındaki iş birliği dikkat çekiyor” dedi.
Türkiye açısından asıl kritik unsurun, bu hattın NATO ve Avrupa Birliği ile doğrudan bağlantılı olmasına dikkat çeken Almeida, “Özellikle Yunanistan’ın NATO üyesi olması ve İngiltere’nin Kıbrıs’taki askeri üsleri, Ankara’nın güvenlik algısında ciddi soru işaretleri yaratıyor. Doğu Akdeniz’de oluşabilecek yeni bir askeri eksenin Türkiye’nin deniz stratejisini sınırlandırabileceğini düşünüyor” diye yazdı.
Bu durumda Rusya faktörünün öne çıktığını belirten Almeida, “İlişkileri ilişkiler her ne kadar zaman zaman rekabet ve krizler üzerinden şekillense de, enerji, savunma sanayisi ve bölgesel kriz yönetimi gibi alanlarda pragmatik bir iş birliği zemini bulunuyor. Karadeniz ile Akdeniz arasındaki geçişi sağlayan İstanbul ve Çanakkale boğazlarının Türkiye’nin kontrolünde olması ise Rusya açısından Ankara’yı vazgeçilmez bir stratejik aktör hâline getiriyor” yorumunda bulundu.
Almeida, Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtı bir blok algısının güçlenmesinin, Ankara’nın dış politikada daha bağımsız ve çok kutuplu bir çizgiye yönelmesini hızlandırabileceğini kaydetti ve şunları yazdı:
“Bu durum da doğal olarak Rusya ile koordinasyon alanlarını genişletebilir. Özellikle son yıllarda Türkiye’de Batı ittifakına yönelik eleştirilerin artması ve ‘stratejik özerklik’ söyleminin güç kazanması dikkat çekiyor. Fakat, Türkiye-Rusya yakınlaşması sınırsız olmayacak. Türkiye’nin NATO üyeliği ve Ukrayna’ya verdiği askeri destek, Moskova’nın Ankara’ya temkinli yaklaşmasına neden oluyor. Özellikle Türk yapımı silahlı insansız hava araçlarının (SİHA) Ukrayna tarafından kullanılması, Rusya’da rahatsızlık yaratan başlıca konular arasında gösteriliyor.”
Kıbrıs konusunun da bu yeni denklemde yeniden önem kazanmış durumda olduğuna vurgu yapan Almeida, “Rusya’nın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile doğrudan diplomatik ilişki kurması kısa vadede olası görülmese de, ekonomik ve kültürel temasların artırılabileceği değerlendiriliyor. Moskova’nın adadaki Rus vatandaşlarının varlığını gerekçe göstererek Kuzey Kıbrıs’la daha görünür ilişkiler geliştirmesi, Batı açısından yeni bir diplomatik gerilim başlığı oluşturabilir” dedi.
Almeida değerlendirmesini şöyle tamamladı:
“Doğu Akdeniz’de oluşan yeni güç dengeleri, sadece bölgesel değil, küresel sonuçlar da doğurabilir. Türkiye, kendisini çevrelemeye yönelik adımlara karşı Rusya ile daha yakın koordinasyona yönelebilirken, Moskova da NATO etkisini sınırlamak amacıyla Ankara ile ilişkilerini stratejik seviyede tutmaya çalışacak. Sonuç olarak, Doğu Akdeniz artık sadece enerji rekabetinin yaşandığı bir bölge değil; NATO, Rusya, Türkiye ve İsrail ekseninde şekillenen çok katmanlı bir jeopolitik mücadele alanına dönüşmüş durumda. Önümüzdeki süreçte kurulacak ittifaklar ve karşı ittifaklar, sadece bölgenin değil, Karadeniz’den Orta Doğu’ya uzanan geniş güvenlik hattının geleceğini de belirleyecek.”
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
