ABD ve Avrupa Birliği (AB) arasındaki ilişkiler, Başkan Donald Trump yönetiminin Grönland’a yönelik saldırgan yaklaşımı ve Avrupa’daki müttefiklerine dönük sert söylemleri nedeniyle bir kez daha gerilimli bir döneme girdi.
Ocak ayı boyunca Washington’dan gelen mesajlar, transatlantik ilişkilerde güvenlik ve ticaret alanlarında bir süredir biriken sorunların daha görünür hâle gelmesine yol açtı. Özellikle Grönland meselesi, yalnızca Danimarka’yla ikili bir anlaşmazlık olarak değil, ABD’nin Avrupa’ya bakışındaki daha geniş bir stratejik yönelimin parçası olarak yorumlandı.
Bu gerilim, Avrupa başkentlerinde ABD’nin güvenilir bir güvenlik ortağı olup olmadığına dair tartışmaları hızlandırdı. Almanya ve Fransa başta olmak üzere birçok ülkede, Washington’un müttefiklerine yönelik baskı araçlarını daha açık biçimde kullanmaya başladığı görüşü öne çıkıyor. Aynı dönemde NATO çerçevesindeki temaslarda yaşanan aksaklıklar da ABD’nin Avrupa güvenliğine yönelik taahhütlerinin geleceğine ilişkin soru işaretlerini artırıyor. Kıtanın ekonomik geleceğinin belirsizliği ise sürüyor.
Tokyo Uluslararası Üniversitesi Uluslararası Strateji Enstitüsü’nden Öğretim Üyesi Christopher Lamont’a ABD-AB ilişkilerinde yaşanan son gelişmeleri ve Grönland merkezli gerilimin olası stratejik sonuçlarını sorduk.
–Trump’ın Grönland hamlesi ve Avrupa’daki müttefiklerine yönelik söylemi, ABD-AB ilişkilerini nasıl bir noktaya taşıdı?
-ABD-AB ilişkileri, Trump’ın Grönland’ı Danimarka’dan koparmaya çalışması ve Fransa, Almanya gibi uzun süredir ABD’nin müttefiki olan ülkeleri güvenilmez ortakları olarak göstermeyi sürdürmesiyle bu ay yeni bir dip noktasına ulaşmış durumda. Trump yönetiminin Grönland’a odaklanması, zaten ciddi baskı altında olan trans-Atlantik ilişkilere gereksiz zarar verdi. Önümüzdeki aylarda Avrupa’da, ABD’nin artık yalnızca rakiplerine değil, müttefiklerine karşı da ekonomik baskı araçlarına başvurduğu yönünde giderek güçlenen bir görüş birliğinin ortaya çıkması muhtemel. Ancak bunun Washington’un saldırgan tutumunda kayda değer bir yeniden ayarlamayı tetiklemesi pek olası görünmüyor.

Christopher Lamont
–Güvenlik alanındaki bu gerilimin AB-ABD ticari ilişkilerine ve Avrupa’nın küresel ticaretteki yönelimlerine etkileri nasıl olabilir?
-Tüm bunlar, yalnızca güvenlik alanında değil, ticarette de artan bir belirsizlik anlamına geliyor. Avrupa Parlamentosu’nun AB-ABD ticaret anlaşmasına ilişkin çalışmaları askıya almasıyla birlikte, AB’nin Hindistan gibi ülkelerle ticari ilişkilerini çeşitlendirmeye yönelik yeni adımlar atmasını bekleyebiliriz. Ayrıca Çin de bu gelişmelerden yararlanmaya çalışacaktır.
–Grönland krizinde görülen bu yaklaşım, ABD’nin güvenlik stratejisi ve Hint-Pasifik’teki durum açısından nasıl okunmalı?
-Altı çizilmesi gereken önemli bir nokta, bunun yalnızca bir transatlantik krizden ibaret olmadığıdır. Trump yönetiminin henüz sonuçlanmamış olan Grönland’a odaklanışı, yönetimin “yenilenmiş bir Monroe Doktrini” olarak sunmayı sevdiği, yarımküre temelli bir ulusal güvenlik stratejisi anlayışını yansıtmaktadır. Bundan sonra sorulması gereken soru, bunun ABD’nin Hint-Pasifik’teki güvenlik taahhütleri açısından ne anlama geleceği ve Pekin’e bakışını nasıl etkileyeceğidir.
İlgili yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
