ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna lideri Volodimir Zelenski’yi “değiştirme” çağrısı, Rusya’yla dizel pazarlığının gölgesinde geldi.
Washington’ın önceliği enerji fiyatlarını düşürmek ve savaşı bitirmek mi, yoksa Kiev’i Moskova’nın kabul edebileceği bir anlaşmaya zorlamak mı?
Trump’ın Zelenski için “Ukrayna’nın yeni bir başkan edinme vakti geldi” demesi, ilk bakışta iki lider arasındaki kişisel gerilimin yeni bir perdesi gibi görünüyor. Ancak açıklamanın zamanlaması, meselenin çok daha geniş bir siyasi ve ekonomik hesapla bağlantılı olduğunu düşündürüyor.
Trump, 9 Ekim’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le Rus dizelinin ABD pazarına sevkiyatını kolaylaştıracak bir anlaşma açıkladı. Hemen ertesi gün Zelenski’i hedef aldı; Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine yönelik İHA saldırılarının yakıt sıkıntısını artırdığını ve Amerikan çiftçileriyle nakliye sektörünü olumsuz etkilediğini savundu. Axios’un görüştüğü bir ABD yetkilisi de anlaşmanın, Washington’ın Kiev’den rafineri saldırılarını durdurmasını isteyen çağrılarının sonuçsuz kalması üzerine yapıldığını söyledi.
Bu sıralama ABD’nin bakışını göstermesi açısından önemli. Trump’ın çıkışı yalnızca Zelenski’nin barış görüşmelerindeki tutumuna ilişkin bir eleştiri değil; aynı zamanda Ukrayna’nın savaş yöntemlerine ve Washington’ın belirlediği önceliklere uyması için uygulanan siyasi baskının bir parçası görünüyor.
Trump yönetiminin temel gerekçesi anlaşılır: İran savaşı ve Hürmüz Boğazı’ndaki kriz enerji piyasalarını sarsarken, yükselen yakıt maliyetleri ABD ekonomisi üzerinde baskı oluşturuyor. Kasım ayındaki ara seçimler öncesinde akaryakıt fiyatlarının düşürülmesi, yönetim açısından ayrıca siyasi önem taşıyor.
Ancak Rus dizelinin piyasaya verilmesi, fiyatları düşürmek için ne ölçüde etkili olacak? Associated Press’in enerji uzmanlarına dayandırdığı değerlendirmeler, anlaşmanın ABD’deki yüksek fiyatları kayda değer ölçüde düşürmesinin beklenmediğine işaret ediyor. Washington Post’un aktardığı uzman görüşleri de benzer yönde.
Burada bir çelişki ortaya çıkıyor: Trump, Amerikan tüketicisini ve üreticisini korumak adına Rusya’yla enerji iş birliğini genişletirken, Ukrayna’nın Rus enerji altyapısına saldırmasını bu hedefle bağdaşmayan bir davranış olarak görüyor. Oysa Kiev’in bakış açısıyla bu tesisler, Rusya’nın savaş ekonomisinin önemli bir parçası.
Dolayısıyla tartışma yalnızca dizel fiyatlarından ibaret değil. Asıl mesele, ABD’nin enerji arzını artırma hedefinin Rusya üzerindeki ekonomik baskıyla ve Ukrayna’ya verdiği destekle nasıl bağdaştırılacağı.
Putin ne kazanıyor?
Anlaşmanın Moskova açısından önemi, yalnızca satılacak dizelin miktarıyla ilgili değil. Rusya, Ukrayna’nın saldırıları nedeniyle enerji sektöründe baskı yaşarken, ABD pazarına yeniden erişim sağlayacak bir düzenlemeden ekonomik ve siyasi fayda elde edebilir.
Trump yönetiminin Rus dizeli için yaptırımları gevşetmesi de bu açıdan dikkat çekici. Çünkü yaptırımların amaçlarından biri, Moskova’nın savaşın finansmanında kullanabileceği gelirleri sınırlamak. Ukrayna ve Avrupa’daki eleştirmenler, enerji ticaretinin yeniden açılmasının Kremlin’e ekonomik alan sağlayacağını savunuyor.
Bununla birlikte, anlaşmanın Rusya’ya sağlayacağı net kazanç ve küresel fiyatlara etkisi henüz kesin değil. Rusya’nın ihracat kapasitesi, rafinerilere verilen zarar ve sevkiyatların nasıl gerçekleştirileceği, açıklanan miktarların ne ölçüde hayata geçirilebileceğini belirleyecek.
Yani Trump’ın duyurduğu anlaşma siyasi açıdan önemli olsa da ekonomik sonuçları henüz kanıtlanmış değil.
Zelenski’den beklenen
Trump’ın “yeni başkan” çağrısındaki temel ölçüt de dikkat çekici: ABD Başkanı, Ukrayna’nın yeni liderinin Rusya’yla anlaşma yapabilecek biri olması gerektiğini söylüyor. Böylece tartışma, savaşın hangi koşullarda sona ereceğinden Ukrayna’nın mevcut liderliğinin bu koşulları kabul edip etmeyeceğine kayıyor.
Bu yaklaşım, Kiev üzerinde iki yönlü baskı yaratabilir. Bir yanda Rusya’yla uzlaşma beklentisi, diğer yanda Ukrayna’nın askeri kapasitesini sınırlayabilecek talepler var. Rafineri saldırılarının durdurulması çağrısı da bu çerçevede değerlendirilebilir.
Ancak Ukrayna açısından Rus enerji tesislerine saldırılar, Moskova’nın savaş yürütme kapasitesini azaltmayı amaçlayan askeri stratejinin bir parçası. Kiev’in bunlardan vazgeçmesi, karşılığında ne elde edeceğine ve Rusya’nın saldırılarını durdurup durdurmayacağına bağlı.
Bu nedenle Trump’ın çağrısı, tek başına bir barış planı anlamına gelmiyor. Ortada hâlâ tarafların hangi tavizleri vereceği ve güvenliklerinin nasıl sağlanacağı soruları bulunuyor.
Diğer yandan, Zelenski’nin yerine başka bir liderin gelmesi, Rusya’yla anlaşmayı kolaylaştırmayabilir. Savaşın sona ermesi; topraklar, güvenlik garantileri, yaptırımlar ve Rusya’nın gelecekteki tutumu gibi temel anlaşmazlıkların çözülmesini gerektiriyor. Yeni bir liderin bu sorunlara nasıl yaklaşacağını şimdiden söylemek zor.
Trump’ın çıkışının arkasında birbiriyle bağlantılı üç hesap bulunuyor: ABD’de yükselen enerji fiyatlarına yanıt verme, Rusya’yla ekonomik bir anlaşma yapma ve Ukrayna’yı savaşın sona erdirilmesi konusunda daha fazla taviz vermeye zorlama.
Bu üç hedefin birbiriyle ne ölçüde bağdaştığı ise belirsiz. Rusya’yla enerji ticaretini yeniden canlandırmak kısa vadede siyasi bir kazanım olarak sunulabilir. Fakat aynı adım Moskova’ya kaynak sağlarken Kiev’in askeri seçeneklerini daraltırsa, savaşın sona ermesini kolaylaştırmak yerine yeni bir anlaşmazlık alanı yaratabilir.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
