Yorgun iktidar-Sertaç Eş (Cumhuriyet)
AKP 25 yıldır ülkeyi yönetiyor. Yıllar herkese farklı şeyler getirdi, götürdü. AKP döneminde devlet bürokrasisi en az iki üç tur değişti. Artık AKP’nin ilk yıllarında doğanlar devlet kadrolarına girmeye başladı. Bu sürenin yıpranmışlığı da artık ağır bir yük olarak iktidarın sırtında duruyor. Erdoğan’ın Güney Kore dönüşü gazetecilere yaptığı “Ummadığınız kişiler işin içine girmiş” açıklaması iktidarın durumunu ortaya koyuyor.
Türkiye uzun süredir ekonomik, üç yıldır da yoğun hukuk bunalımı içerisinde. Yaşanan fon vurgununun çok boyutu var. Sorunların, sıkıntıların her geçen gün ağırlaştığı gözleniyor. Tasarruflarının değer kaybetmesini önlemek, birazcık da para kazanmak isteyen insanlar en masum yatırımlarında beklemedikleri sonla karşılaşıyor. Para piyasası fonlarının ödeme güçlüğüne düşmesi anlaşılır gibi değil. Türkiye’de para kazanmak için risk almakla ölümü göze almak aynı noktaya gelmiş durumda. Oysa risk almak, adı üstünde yalnızca risk almaktır. Ölüm değildir.
İktidar yorgun. Çünkü fon vurgununun bu noktaya gelmesi gerekmiyordu. Bir buçuk yıldır yaşananlar, Şimşek’in uyarısı, MSCI’nın uyarıları kimsenin umrunda olmamış. Borsada bazı şirket hisseleri şişirilmiş, yabancı yatırımcılar kayıp yaşamış, dışarıdan borç bulmaya mahkûm ekonomimiz bir yana, piyasalara oluşacak güvensizlik kimsenin aklına gelmemiş, kimse hissetmemiş. Çünkü iktidar yorgun.
Türkiye kolay bir coğrafyada yaşamıyor, yalnızca ekonomiyi düşünmeyecek. Suriye’yi, Irak’ı, İran’ı, İsrail’i, Rusya’yı, ABD’nin bölgedeki hedeflerini de düşünecek. Ona göre Türkiye’nin varlığının sürmesi için önlem alacak. Ama iktidar yorgun.
Enflasyon yüzde 30’lara yapıştı kaldı. Hukuk sorunları yapışkanlığın en önemli nedenlerinden biri. İktidar hantallaştı. Hantal bünye yürümekte, hızlı hareket etmekte zorlanır. İktidar yorgun, hızlı hareket edemiyor. Eski bakan, AKP’nin üst yöneticisi hanımefendi büyük paralar kazanmış. İktidar yorgun hissetmemiş. Vurgunun patlamasının üzerinden iki aya yakın zaman geçti, alt düzey sorumlular daha yeni yeni savcının önüne çıkıyor. İçinde, devletin 12.7 milyar TL’sini fon vurgununu yapanlara kaptıranları var. Halka arz işlemlerinde gündeme gelen iddialar var. İktidar hantallaşmış, yavaş.
Fon soygunu AKP’ye yüzde 5 oy kaybettirdi-Aytunç Erkin (Nefes)
Fon soygunu iktidar partisi AKP’yi ne kadar etkiledi?
Herkesin tartıştığı konu ya da yanıt aradığı soru bu ve bu konuda da araştırma şirketlerinin ekim ayı saha çalışmaları bizlere ipucu veriyor. Son çalışma Özdemir Araştırma’dan geldi.
22-27 Ekim 2026 tarihleri arasında iki bin yedi kişiyle görüşülmüş.
Ağustos-Eylül-Ekim aylarında, bu pazar seçim olsa kim, ne kadar oy alır sorusuna verilen yanıtlara bakalım: AKP, ağustos ayında yüzde 35.7, eylül ayında yüzde 35.4, ekim ayında yüzde 30.6 ölçülmüş.
Yani; fon krizinin patlak verdiği eylül ayından bu yana iktidar partisinin oylarında yüzde 4.8’lik bir düşüş var. Ortalama yüzde 5 diyebiliriz.
Peki ana muhalefet partisinin oyu yükselmiş mi?
YENİ Parti, ağustos ayında yüzde 24.4, eylül ayında yüzde 24 ve ekim ayında yüzde 24.4. Yani; YENİ Parti’nin oylarında artış yok.
Peki kimin oyu yükselmiş?
Ağustos ayından bu yana MHP’nin oyunda kıpırdanma var. Yüzde 5.8’den eylül ayında 6.5’a, ekim ayında da yüzde 7.1’e gelen bir MHP görünüyor. (Yüzde 1.3’lük artış.)
DEM, ağustos ayında yüzde 8.8’den 9.6’ya, İYİ Parti yüzde 5.9’dan yüzde 7’ye, Zafer Partisi yüzde 5.1’den 5.4’e, Anahtar Parti yüzde 3.2’den yüzde 4’e, Yeniden Refah yüzde 2.4’ten yüzde 2.9’a, TİP yüzde 0.2’den yüzde 0.9’a çıkarken… CHP’nin oyu ağustos ayında yüzde 7.5, eylül ayında yüzde 5.8, ekim ayındaysa yüzde 6.5 ölçülmüş. AKP’den kaçan yüzde 5 diğer partilere eşit şekilde dağılmış.
Bir not da şu: Kararsızların oyu yüzde 23.1…
Günah hürriyeti-Zafer Arapkirli (BirGün)
Bazıları, dünyaya “Din, iman, inanç, itikat, günah, sevap” zaviyesinden bakar. Yaptıkları her şeyin gerekçesi ya da yapmaması gereken her şey için bir “ayet-i kerime veya hadis-i şerif” üzerinden sebep veya engelden söz ederler. Dünyayı ve yaşamı böyle “uhrevi içeriklerle” okumayan, sadece ve yalın bir biçimde “doğruluk, dürüstlük, insanlık, ayıp, hakkaniyet, adalet ve insanlık” gibi daha “dünyevi” bir mercekten bakan benim gibiler içinse, hiç kimsenin “bile bile yanlış yapma hakkına sahip olmaması” esastır.
Ama, bu iki tür insan grubu açısından bakıldığında da, en azından “utanmak, ar etmek, haya etmek” gibi ortak paydalar mevcuttur. Meselâ, başkasının çalışarak hak ederek kazandığı bir şeye, bir kuruş da olsa, bir milyon, bir milyar da olsa göz dikmenin kayıtsız ve koşulsuz “hırsızlık” olduğunu kabullenmek ve bu utanç verici konumdan uzak durmak için inançlı ya da inançsız farkı olmasa gerektir…
“Ar damarı çatlamak…” “Ar ve haya perdesi yırtılmak…”
Bunlar ve benzeri deyim veya atasözleri, yaşadığımız topraklarda yüzyıllar boyu, sağlam bir tür “insani değer ölçütü” olarak kültürümüze yerleşmiştir.
Oysa ki, geçen 24 senedir bu memleketi siyasi olarak da sosyal olarak, her alanda ele geçiren hakim zihniyet, bu yazının başından beri hatırlattığımız tüm bu pozitif değerleri ayaklarının altına almış küçük bir azınlık bu temel evrensel kurallara “nanik” yaparak, kendilerini sınırsız bir “günah işleme hürriyetine” sahip görmektedir.
İktidara gelirken, halkın “dini duygularını utanmazca istismar ederek, “Pir-ü pak olma ve memleketi de her türlü kötülükten arındırma” sözü veren muktedir tayfa, söylediğinin tam tersini yapmanın da ötesinde, dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş boyutta bir “talan ve yağma” harekatına girişmiştir.
İktidarlarının ilk 10 senesinde FETÖ denen iblis tarikatı ile birlikte ele geçirdikleri Adliye, Mülkiye, Harbiye ve her türlü kamu oluşumu üzerinden toplumun Cumhuriyet’e bağlı grup ve fertleri üzerinde terör estirmeyi başarmışlardır. En başta sinsi, ardından pervasızca açıktan hayata geçirdikleri kumpas opeasyonları ile, önlerine çıkan ya da çıkması muhtemel tüm muhalifleri “berhava etmek” üzere ellerinden geleni yapmışlardır.
Sonra, sanki bu iblis tarikatını besleyen, semirten, büyüten ve memleketin başına bela eden kendileri değilmişcesine, bir noktada “ellerini yıkayıp” kenara çekilerek, “Allah affetsin” diyerek o tarihi günahtan kendilerini arındırarak, “günah hürriyeti” zırhına bürünüp akıllarınca “yırtmaya” çalışmışlardır.
Avrupa’da rüzgar ‘sol’dan esiyor-Yücel Özdemir (Evrensel)
Uzunca sayılabilecek bir süredir dünya genelinde neoliberalizmden, aşırı sağdan, ırkçı-milliyetçilikten yana esen rüzgarlar dinmeye, “sol”a doğru esmeye başladı mı? Bu soruya bugünden kesin ve net bir yanıt vermek için henüz erken. Ancak, havada değişimin olmaya başladığına dair güçlü sosyal hareketler, arayışlar ve ibareler var.
Brezilya’da ilk turu önde bitiren aşırı sağcı Flavio Bolsonaro’nun ikinci turda İşçi Partisinin Lideri Lula’ya karşı kaybetmesinden on gün sonra, bu kez Bolsonaroların en büyük destekçisi Trump, ara seçimleri açık arayla kaybetti. Belki de “Hezimete uğradı” demek daha doğru olur. Cumhuriyetçilerin kalesi olarak bilinen Texas’ta Demokratlar hem valiliği hem senatörlüğü kazanırken, muhafazakar sayılan Kansas’ta Demokratlar 1932’den bu yana ilk kez bir senato koltuğunu kazandı. Özellikle Demokratlar içinde sol çizgiyi temsil eden Demokratik Sosyalistlerin 50’den fazla adayının ara seçimleri kazanması dikkat çekici.
Ara seçimler, dünyadaki aşırı sağın lideri haline gelen Trump’a ağır bir darbe oldu. Sistemin dışından geldiğini ileri sürerek farklı bir siyaset izleyeceğini ilan eden Trump, gelinen aşamada emekçi sınıflara, gençliğe bir şeyi vermediği gibi ABD’yi savaş ve silahlanma bataklığına çekti. New York Times’ın ifadesiyle “Öfkeli seçmenler Trump döneminin sonunu başlatıyor.” Aynı “öfkeli seçmenler” daha önce, müesses nizamın (Establishment) dışından geldiğini iddia eden Trump’ı iktidara taşımıştı. Gelişmeler Cumhuriyetçilerin bir sonraki başkanlık seçimlerini kazanmasının maddi koşullarının zayıfladığını bugünden gösteriyor.
Benzer bir havanın Avrupa’da da esebileceğine dair güçlü veriler var. Fransa’da lise öğrencilerinin başlattığı mücadele bütün kıtayı sardı. Sendikalar dün greve çıktı. Eylemler devam ettikçe sistem partileri ve güvenlik birimleri işçi ve gençlik hareketine karşı pervasız bir tutum almaya başladı. Eylemlerin yasaklanması, polisin yanı sıra ordunun iç güvenlikte görevlendirilmesi adeta rutin bir hal aldı. Aşırı sağcı-ırkçı Marine Le Pen ve partisi Ulusal Birlik, yükselen toplumsal muhalefete karşı “düzenin bekçiliğini” yapmaya hazır olduğunu her fırsatta dile getiriyor. Bununla da kalmayarak sokak hareketi içinde yer alan Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) partisinin yasaklanması, Lideri Jean-Luc Melenchon’un marjinalleştirilmesi için yoğun bir çaba harcıyor. Sınıflar arası çelişkiler keskinleştikçe aşırı sağcılarla müesses nizamın bekçileri arasındaki ittifak daha da görünür hale gelecek.
Avrupa’daki siyasi havanın hangi yönde güçlü eseceği konusunda önümüzdeki yıl Fransa ve İtalya’da yapılacak seçimler adeta “milat” olacak. Her ne kadar anketlerde Le Pen ve Giorgia Meloni bugün itibarıyla önde görünse de üstlendikleri “düzen bekçiliği” hızla güç kaybetmelerine yol açabilir. Keza, bu ayın sonunda İspanya’da yapılacak erken genel seçimler de o kadar önemli olacak.
Enflasyon zammı, refah payı ve 30 bin TL senaryosu-Özgür Erdursun (Dünya)
Milyonlarca emekli ve kamu çalışanı, 2027 yılının başında maaşlarına yapılacak artışa odaklandı. Temmuz–ekim dönemi için esas aldığımız aylık enflasyon oranları sırasıyla %1,78, %1,84, %1,84 ve %2,58. Kasım ve aralık aylarında aylık %0,90 enflasyon varsayımıyla altı aylık bileşik artış yaklaşık %10,24’e ulaşıyor. Bu yazıda, yuvarlatılmış bir öngörü olarak SSK ve Bağ-Kur emeklileri için %10,5; memur ve memur emeklileri için %8,5 artış senaryosunu inceliyoruz.
Bunlar kesinleşmiş zam oranları değildir. Altı aylık gerçekleşmelerin açıklanması ve memur maaşlarında toplu sözleşme hükümlerinin uygulanmasıyla nihai oranlar belirlenecek. Ayrıca olası refah payı, seyyanen artış veya en düşük aylığa yönelik yasal düzenleme de ayrı bir karar gerektiriyor.
23.552 TL düzeyindeki örnek aylığa %10,5 artış uygulandığında 2.472,96 TL zamla aylık 26.024,96 TL’ye yükseliyor. Bu tutarın 30.000 TL’ye ulaşması için 3.975,04 TL ilave ödeme, başka bir ifadeyle zamlı aylığın üzerine yaklaşık %15,274 ek artış gerekiyor. Buradaki %15,27, ilk aylığa değil, %10,5 artıştan sonraki tutara uygulanmaktadır. İki artış birlikte değerlendirildiğinde toplam artış yaklaşık %27,38’dir.
En düşük aylığın 30 bin TL’ye tamamlanması, bütün emeklilerin aylıklarına otomatik olarak aynı oranda refah payı ekleneceği anlamına gelmez. Hükümet yalnızca alt sınırı yükseltebilir, belirli gruplara farklı oranlar uygulayabilir veya genel bir ilave zam tercih edebilir. Aşağıdaki son sütun, yalnızca %15,27 ilave artışın bütün örnek aylıklara ayrıca uygulandığı varsayımsal senaryodur.
Kamu görevlilerinin emeklilik koşulları tek tip değil. 2008 yılı ekim ayı başından önce ilk kez kamu görevine başlayanlar açısından 5434 sayılı Kanun kapsamındaki geçiş hükümleri; bu tarihten sonra ilk kez sigortalı olanlar açısından ise 5510 sayılı Kanun hükümleri önem taşıyor. Bu ayrım, özellikle emekli aylığının hesaplanmasında farklı sonuçlar doğurabiliyor. Esas alınacak tarih, her kişi için ilk sigortalılık ve göreve giriş geçmişine göre ayrıca değerlendirilmelidir.
Paylaşılan örnekte 31.527 TL düzeyindeki memur emekli aylığına %8,5 uygulanınca 34.206,80 TL’ye ulaşılıyor. Diğer statü için dile getirilen 23.552 TL’den yaklaşık 26.000 TL’ye yükseliş ise mevcut zam oranlarının otomatik sonucu değil, ayrıca düzenleme veya iyileştirme gerektiren bir beklentidir. 23.552 TL ve 26.000 TL tutarları bu nedenle resmî, tüm 5510 kapsamındakilere uygulanacak taban aylık olarak sunulmamalıdır.
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
