Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) politika faizini 100 baz puan indirerek yüzde 36’ya çekmesi, ekonomideki durgunluk ile enflasyonla mücadele arasındaki dengeyi yeniden gündeme getirdi.
Ekonomistler, indirimin şirketlere ve kredi piyasasına sağlayabileceği rahatlamanın sınırlı kalabileceğine dikkat çekerken petrol fiyatları, döviz kuru ve yatırım fonlarında yaşanan krizin ekonomik görünüm üzerindeki etkileri konusunda uyarıyor.
Merkez Bankası, İran savaşının başlamasının ardından faiz indirimlerine ara vermişti. Eylül ayında yıllık enflasyonun yüzde 30’un altına gerilemesi ve son verilerin fiyat artışlarındaki yavaşlamaya işaret etmesi üzerine politika faizi yüzde 37’den yüzde 36’ya indirildi. Ancak karar piyasaları olumlu yönde hareketlendirmedi; Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi gün içinde yaklaşık yüzde 2,5 değer kaybetti.
ABC Gazetesi’nin haberine göre ekonomist Alaattin Aktaş, faiz indiriminin piyasadaki para sıkışıklığını tek başına gidermeye yetmeyebileceğine dikkat çekti. Aktaş’a göre asıl belirleyici olan, bankaların kredi kullandırma koşullarının gevşeyip gevşemeyeceği.
Ekonomim’in haberinde ise Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp’in değerlendirmelerine yer verildi. Demiralp, yatırım fonlarında yaşanan krizin finansal piyasalardaki güven üzerinde yarattığı baskıya dikkat çekerken, ekonomik beklentiler ve tasarruf davranışları açısından güvenin yeniden tesis edilmesinin önemini vurguladı.
DW Türkçe’ye konuşan Ekonomi İstanbul Platformu Başkanı Prof. Dr. Sinan Alçın, reel sektördeki durgunluğun ve şirketlerin nakit akışı sorunlarının faiz indirimi yönündeki baskıyı artırdığını belirtti. Alçın, Merkez Bankası’nın yılın son toplantısında da 100 baz puanlık bir indirim yapabileceğini ifade etti.
Ancak Alçın’a göre petrol fiyatlarındaki yükseliş, bu beklentiyi zorlaştırabilecek önemli bir risk. Alçın, petrolün varil fiyatının 2027’nin başında 125 dolara ulaşması ihtimalinin Türkiye’de enflasyonu yeniden yükseltebileceğini söyledi. Döviz kurundaki olası hızlanmanın da ithal maliyetleri üzerinden fiyatlara yansıyabileceğini belirtti.
Tüketici güveni geriliyor
DW Türkçe’nin haberinde, yatırım fonlarında yaşanan krizin tüketici güvenindeki düşüşle aynı döneme denk geldiğine dikkat çekildi. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre tüketici güven endeksi eylüldeki 91,9 seviyesinden ekimde 84,8’e gerileyerek son dokuz ayın en düşük değerini gördü.
STRFS Baş Stratejisti Dr. Atahan Çelebi, tüketici güvenindeki bozulmanın yalnızca fon krizinden kaynaklanmadığını belirtti. Çelebi’ye göre finansal piyasalardaki kayıpların yanı sıra hukuk sistemine ve ekonominin genel gidişatına duyulan güvensizlik de beklentileri olumsuz etkiliyor.
Çelebi, enflasyondaki düşüşün kalıcılığından emin olunmadığı ve küresel ölçekte faiz artırımı ihtimalinin gündeme geldiği bir dönemde Merkez Bankası’nın faizleri sabit tutmasının daha doğru olacağını savundu. Geleneksel para politikasının enflasyon üzerindeki etkisinin zayıfladığını düşünen Çelebi, ekonomik durgunluğun fiyat artışlarını yavaşlatabileceğini, ancak bu etkinin ne ölçüde para politikasından kaynaklandığının tartışmalı olduğunu belirtti.
Fon krizi ekonomiyi etkileyebilir
Prof. Dr. Sinan Alçın, yatırım fonları ve hisse senetlerinde yaşanan kayıpların finansal piyasalarla sınırlı kalmayabileceği uyarısında bulundu. Alçın’a göre birikimlerinde kayıp yaşayan yatırımcıların harcamalarını azaltması, şirketlerin satışlarını ve ekonomik faaliyetleri olumsuz etkileyebilir.
Alçın, fon soruşturmasındaki gelişmelerin ve alınan önlemlerin yakından izlenmesi gerektiğini belirterek güven kaybının tüketici beklentilerine ve sanayi üretimine de yansıyabileceğine dikkat çekti.
Enflasyon belirleyici olacak
Merkez Bankası, bundan sonraki faiz adımlarının enflasyonun gerçekleşmeleri, beklentiler ve ana eğilimi dikkate alınarak toplantı bazında belirleneceğini açıkladı. Banka, enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma yaşanması halinde para politikasının yeniden sıkılaştırılabileceği mesajını da korudu.
Ekonomistlerin değerlendirmeleri, faiz indiriminin tek başına ekonomik rahatlama sağlamasının güç olabileceğine işaret ediyor. Kredi koşullarının gevşemesi şirketlere destek verebilir; ancak petrol fiyatları ve döviz kurundaki yükseliş enflasyonu yeniden hızlandırabilir. Fon krizinin derinleştirdiği güven kaybı da tüketim ve yatırımları baskılayabilir. Bu nedenle faiz indiriminin sonuçları, önümüzdeki dönemde hem enflasyonun seyrine hem de finansal piyasalardaki güvenin yeniden kurulup kurulamayacağına bağlı olacak.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
