Son 7 ayda 5 okula saldırı düzenlendi. Bu saldırılarda 12 kişi yaşamını yitirdi, 48 kişi ise yaralandı.
Peki tüm bu saldırıların asıl sorumlusu kimdi? Bu çocuklara saldıran başka çocuklar mı? Yoksa saldırıların arkasında dağ gibi duran ama bir yandan da o dağın ardına saklanan Türkiye’nin sosyal kimlik bunalımı mı?
Ben 1996 doğumlu, görece 90 kuşağının kültürünü, 2000’ler başına kadar yaşamış genç bir kadınım. Çocukluk dönemlerimde Türkiye’nin, hâlâ da var süren ekonomik sorunu başta olmak üzere başkaca sorunları vardı. Fakat bu sorunlar arasında bizim eğitim sistemin eksikliklerine rağmen güvenliğine dair kuşkularımız bulunmazdı. Biz, günün aydınlanmaya yüz tutmuş saatlerinde sırtında 5 kilo çantası ve elinde beslenme çantası ile en yakın 1 kilometre mesafedeki okuluna yürüyerek ulaşmaya çalışan bir nesildik. Evet belki konforlu değildik ama güvenliğimizden endişe etmezdik.
Şimdi ise, korkuyla okula dahi gitmek istemeyen ve eğitim sisteminden hem fiziksel hem de psikolojik olarak yoksunlaşan bir nesil yetişiyor. Her geçen gün tırmanan bu şiddet sarmalının nedenlerine bakarken, yalnızca televizyon yapımlarına ya da oyunlara bağlamak asıl sebepleri göz ardı etmektir. Bunun nedenini, niçini sorgulamadığımız ve sorgularımıza bir cevap bulup harekete geçmediğimiz sürece korku duvarları daha fazla tırmanacaktır.
Belki de yaratılmak istenilen budur: Eğitimden uzak, sorgulamayan, koşulsuz itaat eden ve bilinçsiz bir nesil…. Yakın zamanda, İstanbul’un başka bir semtinde yaşayan teyzemden bir haber aldım. Ortaokula giden oğlunun okuluna tehdit mesajları gönderilmiş. Üstelik okulu koruması için görevlendirilen bekçinin cebine iliştirilen bir notla! Haliyle aileler ve çocuklar panik olmuş. Okul müdürü, velilere mesaj göndererek okulda güvenliği sağladıklarına dair ikna etmeye çalışmış!
Yaşanılan tüm bu saldırılar birilerini korkuturken, birilerine de örnek oluyormuş demek.. Biz kendi kendini idare etmeye çalışanların ülkesiyiz. Eğitim Bakanı, bünyesine bağlı bir sistemde yaşanan sorunları görmezden gelir, muhalefet üzerine gitmez, devlet çocukları koruyamaz ve sonucunda olan masumlara olur. Dünyanın başka bir yerinde adil bir eğitim sistemi için mücadele eden gençlerin varlığı bana umut verirken, ülkemizdeki bu ölü toprağı beni umutsuzluğa sürükler. Bozuk olan bu çarkın kırılması gerekirken, o çarkın içinde debelenen bir sistem ve nesil yetiştirmek, gelecekteki Türkiye için büyük kayıplara yol açacaktır.
Daha fazla zihin göçü vermeden ve sosyal çürümeyi derinleştirmeden, herkesin elini taşın altına koyması gerekiyorsa eğer, çekinmeyelim. Geleceğe dair gözümüzün arkada kalmadığı, ülkemizin ve gençliğimizin hak ettiği değeri gördüğü bir ülke umudu ile mücadele etmekten vazgeçmeyelim.
Kayıplarımıza saygıyla ve hasretle…
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
