Pazartesi, 31 Ağu 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
GünlükManşet

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 31 Ağustos 2026 06:06
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Haydut Trump-Mehmet Ali Güller (Cumhuriyet)

“ABD ile Kanada arasındaki sosyal medyada süren animasyon savaşına hiç denk geldiniz mi? Bu animasyonların çoğu doğrudan Trump kaynaklı olduğu için kimi Amerikalılar “utanıyoruz” mesajı paylaşıyorlar. Utanılmayacak gibi değil: Örneğin kartal kılığında Trump elindeki tüfeği Kanadalı ördeğe doğrultup Ontario Gölü’nün tabelasını Amerikan Gölü yapıyor!

Bilmeyenlere kötü bir mizah gelebilir ama ne yazık ki doğru. ABD Başkanı Trump, ABD ile Kanada arasındaki Ontario Gölü’nün ismini Amerikan Gölü ilan etti. Trump’a tepki gösteren Kanadalılar da göle Hürmüz Gölü demeye başladı.

Kızılderililerin topraklarına çöken kurucu ABD’liler gibi Trump da Batı Yarımküre’ye çökmenin peşinde: Danimarka’dan Grönland’ı istedi, Kanada’ya 51. eyalet muamelesi yapıyor, Panama Kanalı’na el koyma peşinde, Venezuela’nın petrolüne çöktü, Küba’yı ilhak etmekle tehdit ediyor.

Trump, önceki ABD başkanlarından farklı olarak haydutluğunu açıktan yapıyor. Yoksa ABD’nin başkanları arasında, Demokrat ile Cumhuriyetçi başkanlar arasında, yayılmacılık, sömürgecilik, işgalcilik açısından temelde pek bir fark yok. Fark yöntemlerinde…

Yeri gelmişken önemle altını çizeyim: Aynı durum İsrail için de geçerli. Kimi analizlerde sanki problem Netanyahu’ymuş, o ekimde seçilemeyince her şey düzelecekmiş gibi yorumlanıyor. Öyle değil. İsrail kuruluşundan itibaren yayılmacıdır, işgalcidir. Bir kol bunu örtülü olarak diğer kol da açıktan yapmayı savunur. Netanyahu budur, Trump gibi, açık.

Trump’ın son haydutluğu Veneuzela petrolüne çökmesidir. Haydut bunu kişisel sosyal medya hesabından “dünya tarihinin en büyük petrol anlaşması” diye müjdeledi. Büyüklüğü doğru ama anlaşma olduğu yalan, çünkü bu bir çökmedir. Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu alçakça kaçırmasının sonucudur, Maduro’nun koltuğuna oturanları “ya petrol ya aynı muamele” diye tehdit etmesinin sonucudur ama daha acısı Delcy Rodriguez’in korkup Chavez ve Maduro’ya ihanet etmesinin sonucudur!

Haydut Trump’ın anlaşma dediği emperyalist ABD’nin Venezuela’nın 65 milyar varillik kanıtlanmış petrol rezervini ele geçirmesidir. Kurulacak ortak şirketin yüzde 55’i, yani kontrolü ABD’de olacak.

Dünyanın en büyük petrol rezervine sahip Venezuela’ya yıllarca ambargo uygulayan, uluslararası petrol şirketlerine Venezuela’dan petrol çıkarmayı yasaklayan, Venezuela’nın kendi çıkardığı petrolü satmasını önleyen, Venezuela petrolü taşıyan tankerleri kendi limanlarına kaçıran, Venezuela’nın bankalardaki parasına ve altın rezervlerine el koyan, böylece ekonomisini vurarak halkı Chavez-Maduro yönetimine karşı kışkırtan emperyalist ABD, şimdi doğrudan Venezuela’nın petrolüne el koyuyor özetle.”

İktidarın iki seçim tarihi-Nuray Babacan (Nefes)

“İktidar mensupları, kendilerini avantajlı çıkaracak seçim tarihini, ikiye indirmiş görünüyor. ‘Erkene alınmış seçim’ kafalarda netleşmeye başlasa da dış ve iç gelişmelere bağlı olarak, seçim takviminin sürpriz biçimde değişebileceğini iddia edenler var. Onlar, bu konudaki sinyalin, Aralık ayında TBMM’de görüşülecek 2027 bütçe yasasında verilebileceğini öne sürüyorlar.

2028 seçimlerini biraz öne çekerek, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın aday olmasının sağlanması fikri, parti içerisinde uzun bir süreden beri konuşuluyor olmasına rağmen, ilk kez Cumhurbaşkanı danışmanlarından Mehmet Uçum kamuoyuyla paylaşılmıştı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin de desteklediği bu formül, gittikçe daha çok dillendirilmeye başlandı.

Son olarak, AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Teşkilat Başkanı Ahmet Büyükgümüş, ince siyasi hesaplarını yok sayarak, ‘teknik bir düzenleme’ olarak gördüğü planının, seçimlerin birkaç ay öne alınması olduğunu dile getirdi. Bunu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın adaylığı için tarih düzeltmesi olarak savunurken, ‘erken seçim’ planlarının olmadığının altını çizdi.

Bu görüşü savunanların sayısının artmasına karşın, partide farklı görüşler de dile getiriliyor. Bazı siyasiler, gelişmelere bağlı olarak, seçimlerin 2027’nin kasım ayında yapılma olasılığının halen var olduğunu iddia ediyorlar. Onlar, bu tarihin, 2028 yılının mayıs ayında yapılması zorunlu olan genel seçimlerin, biraz öne alınmasından daha iyi olacağını savunuyorlar.

Bu tezi savunanlar, seçimin 2027 yılının sonunda olup olmayacağının bu yılın kasım-aralık aylarında TBMM’de görüşülecek bütçe yasasından anlaşılacağını şöyle dile getiriyorlar;

“2027 yılı bütçe yasasına konulacak büyüklükler, aynı yıl içerisinde seçime gidilip gidilmeyeceğinin habercisi olacak. O yılın ilk yarısında ücretlerin iyileştirilmesi ve dar gelirlilere yönelik adımların atılması beklenmez.

Haziran ayından sonra bunun ilk sinyalleri Temmuz’da görülür. Emekli, dar gelirli, kamu çalışanların maaşlarında her zamankinden farklı iyileştirmeler yapılırsa, bu, kasım 2027’de seçim olacağı anlamına gelir.

Hatta, reel sektöre kredi kolaylığı gibi sanayici ve iş dünyasını ilgilendiren bazı önemli kararlar da alınabilir. Daha önce esnaf ve küçük işletme sahiplerine yapılana benzer adımlar atılabilir.

Eğer, seçim Mart-Nisan 2028 olacaksa, 2027’nin sonuna kadar maaş ve ücretlerde bir iyileştirme olmaz. Çünkü verilen paranın ömrü üç ay. Seçime yakın verilmeli ki; seçmen yapılanı unutmasın. Nisan 2028’de seçimi savunanlar var ama sıkıntılarını da görmek gerekir.”

Erdoğan için en zoru şimdi başladı: Bu yama tutmaz-Yaşar Aydın (BirGün)

“Çözüm süreci kapsamında Meclis’e gelen af yasası, yaklaşık bir aydır Türkiye gündeminden düşmedi. Özellikle ana muhalefet partisinin aldığı tutumun adeta röntgeni çekildi. Yasanın uygulama aşamasına dair belirsizliklerin devam etmesi, tartışmanın boyutlanarak sürmesine neden oluyor. Kolayca biteceğe de benzemiyor.

Bununla birlikte af yasasının Meclis’ten sorunsuz şekilde geçmesi iktidara yeni hamleler için cesaret verdi. Uzun süredir Saray’ın masasında bekleyen bazı projeler artık kurmaylar tarafından yüksek sesle dillendirilmeye başlandı. Çözüm sürecinde gelinen aşama, projelerin öncelik sıralamasını da değiştirdi. Anayasaya dokunmadan seçim yasasında yapılacak değişikliklerle muhalefetin dengesini bozmak, üzerinde en çok uğraşılan başlık oldu.

Ankara kulislerine göre seçimde AKP ve Erdoğan’ı avantajlı kılacak bazı yollar da bulundu. Ama Saray’da hazırlanan bu hesabın sokakta iş görmesi için tek bir olmazsa olmaz kural var: Erdoğan ve AKP seçimi kazanacak yeterlilikte olmasa bile birinci olmak durumunda.

Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinin nasıl yapılacağına dair kanunlar çıkarılırken Saray rejimi çok ince çalıştı. Her aşaması düşünüldü ve ona göre kâğıda geçirildi. Yapılan düzenleme güçlü adayı ve güçlü partiyi koruma üzerine inşa edilmişti. Ne Erdoğan’ın ne de AKP’nin aşılma ihtimali hiç hesaba katılmadı. Baraj sistemi, ittifaklar hikâyesi hatta 50+1’e kadar güçlüyü destekleyen uzun bir liste hazırlamak mümkün.

Ama yaklaşık 10 yıldır denge değişmeye başladı. Hem Erdoğan hem AKP artık tek belirleyici değil. Gerileme dönemine girmiş durumdalar. Erdoğan halk nezdinde çoğunluğu kaybederken AKP de çözülme süreci içine girdi. Üstelik bu durum istikrarlı bir şekilde yaklaşık üç seçimdir devam ediyor.

İşte tam da bu koşullarda Saray iktidarı, tarihinin en önemli seçimine girmeye hazırlanıyor. Önümüzdeki 13-14 ay; hem Erdoğan’ın hem AKP’nin hem de MHP’nin geleceğinin belirleneceği günler olacak. Halkın desteğini alamayan, alması da mümkün görünmeyen Cumhur İttifakı, oyları düşerken seçimi kazanmanın yolunu bulmak zorunda. Şu ana kadar anayasa ve yasaları da hiçe sayarak attığı adımlar istenilen sonucu üretmekten çok uzak. Ülkede yaşanan siyasal ve toplumsal kaosun arkasında yatan neden de bu.

YENİ Parti’yi seçime sokmamak dâhil seçim sistemi ile ilgili bir dizi düzenleme var. İktidar, benzer hamleyi İYİ Parti için de yapmıştı. İttifakları zorlaştırma meselesi üzerine özel bir çalışma yaptığı biliniyor. Parçalı muhalefeti bir partinin şemsiyesine girmeye zorlayacak. Böylece bir arada olma durumunu zorlaştıracak. Sadece YENİ Parti etrafında oluşacak birlikleri değil; Saadet, YRP, DEVA ya da İYİ Parti, Zafer Partisi, Anahtar Parti ittifaklarını da zorlayacağını düşünüyor.

Parlamenter sisteme dönüş tartışmaları da çok revaçta. MHP ve AKP’yi Siyam ikizi hâline getiren rejimden kabuk değiştirir gibi çıkmaları mümkün değil. O yüzden böyle bir ihtimal neredeyse yok diyebiliriz. Bununla birlikte hem cumhurbaşkanlığı hem milletvekili seçimleri için “baraj” çalışması yapıldığına dair bilgi mevcut. Burada kritik konu MHP lideri Bahçeli’nin de evet demesi.”

Suriye’de kim ne kazandı?-Fatih Polat (Evrensel)

“Suriye’de SDG ile Şam yönetimi arasında imzaların atıldığı entegrasyon süreci ile Türkiye’de PKK’nin ‘silahsızlandırılmasına’ dair süreç paralel ilerledi.

Mazlum Abdi, 15 Ağustos 2026 Cumartesi günü Haseke’de Rûdaw Medya Ağı’nın sorularını yanıtlarken, “DSG’nin (SDG) feshedilmesi için belirlenmiş bir takvim var mı?” sorusuna, “Hayır, biz “feshedilme” kelimesini pek kullanmak istemiyoruz. Biz, DSG’nin ne zaman tamamen Suriye ordusuna dahil olacağını söylüyoruz; “feshedilme” yerine bunu ifade etmek istiyoruz” yanıtı vermiş. Abdi, “Üzerinde anlaştığımız 29 Ocak Anlaşması’na göre; Derik Tugayı, Kamışlo Tugayı, Haseke Tugayı ve Kobani Tugayı gibi Kürt tugayları var. Şu an bir Efrin Tugayı’nın olması için de çalışmalar yürütülüyor” dedikten sonra, şu ana kadar ki kazanımlarının korunması ve ilerletilmesini bir mücadele meselesi olarak tarif ediyor.

Mazlum Abdi, “29 Ocak’taki son anlaşma; her ne kadar beklentilerimizin tam karşılığı olmasa da bu anlaşma Suriye devleti içerisinde Kürtler için bir statü oluşturuyor.” derken, “Mazlum Abdi’nin yaptığı en büyük hata neydi?” sorusuna şu yanıtı veriyor: “Özellikle 10 Mart Anlaşması’nı imzaladıktan sonra, onu uygulama fırsatımız vardı. Siyasetimizde hatalar yapıldı. Elbette o anlaşmayı uygulamak için bir çaba sarf etmek istiyordum ama şimdi geriye dönüp baktığımda, Suriye devleti ile üzerinde anlaştığımız maddeleri pratiğe dökme konusundaki çabalarımın yetersiz kaldığını görüyorum. Bunu kendim için en büyük hata olarak görüyorum.”

Bu söyleşinin yayımlanmasında sonraki günlerde Şara’nın imzasıyla yayımlanan kararnameyle Abdi, “Suriye Arap Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı danışmanlığına” atandı. Karar, Suriye’nin resmi haber ajansı SANA tarafından geçtiğimiz cuma günü duyurulurken, bu açıklamadan bir gün önce, Suriye Eğitim Bakanı Muhammed Abdurrahman’ın imzasını taşıyan resmi yazıda, Kürtçenin “ulusal bir dil” olarak (resmi dil değil) devlet okullarında, özellikle Kürt vatandaşların nüfus içerisinde kayda değer bir orana sahip olduğu bölgelerde öğretilmesine izin verildiği belirtildi. Yeni düzenlemeye göre, Kürtçe dersleri haftada ortalama üç ders saati olarak okutulacak.

İlham Ahmed’in Suriye Meclisine Cumhurbaşkanlığı kontenjanından milletvekili olarak atanacağı belirtilirken, Suriye İçişleri Bakanlığı sözcüsü, “YPJ’nin bakanlığa katılımını memnuniyetle karşılıyoruz” açıklamasını yaptı. Özlemi duyulan bundan fazlası olsa da Kürtlerin Suriye tarihinde ilk kez bu boyutta bir temsil gücüne eriştiği yadsınamaz.

ABD’nin, Suriye’yi “Teröre destek veren ülkeler” listesinden, HTŞ’yi “Özel olarak belirlenmiş küresel terörist örgüt” listesinden çıkarmasıyla, Şam’daki entegrasyon eş zamanlı gelişti. Tom Barrack, entegrasyonu “tarihi” gelişme olarak tanımladığı mesajında Trump’ın liderliğine özel vurgu yaparken, bir müflis tüccar olarak kendi başarısını da alkışlamış oldu.

ABD’nin verdiği ‘meşruiyet’ Şara açısından temel dayanağı oluştururken, ülkenin en örgütlü halkının temsilcilerini yanında tutmak elini güçlendiren bir başka gelişme oldu. SDG açısından ise, dört koldan kuşatılmışlık karşısında bu seçenek, yoktan seçmeli bir alternatif gibiydi.

El Kaide’nin 11 Eylül 2001 günü, ikiz kulelerini hedef alan saldırılarının ardından ABD’nin önce Afganistan’ı (7 Ekim 2001), ardından Irak’ı işgalinin (2003) son halkası olarak gerçekleşen Suriye’deki rejim değişimi, onun Rusya’ya karşı da bir savaşıydı. ABD, ummadığı bir dirençle karşılaştığı İran’da henüz başarıya ulaşamasa da son çeyrek asırda, Ortadoğu ve Arap coğrafyasında aldığı yol küçümsenemez.”

Fed randevusuna kadar ‘testere’ seyri-Naki Bakır (Dünya)

“Fed Başkanı Kevin Warsh’un geçen haftanın son iş günündeki şahin mesajları küresel piyasalarda ani satış dalgasını tetikledi, özellikle altın ve kripto paralarda sert geri çekilmeler yaşandı. Piyasalar, yeni haftaya yüksek oynaklık riskiyle girdi; 16 Eylül’deki Fed toplantısına kadar testere seyri bekleniyor, kalıcı yön faiz kararıyla netleşecek.

Geçen haftanın son saatle­rinde yaşanan Warsh tür­bülansı sonrası küresel fi­nansal piyasalar, yeni haftaya da yüksek oynaklık riskiyle giriyor. Pi­yasalar, Federal Rezerv’in (Fed)16 Eylül’deki kritik faiz toplantısına kadar olan sürede güçlü dolar bas­kısı altında yön arayacak.

Yeni Fed Başkanı Kevin Wars­h’un cuma günü yaptığı şahin ton­lu açıklamaların ardından özellikle altın fiyatlarında olmak üzere piya­salarda yaşanan sert dalgalanma­nın ardından yatırımcılar, Fed faiz kararına kilitlenmiş durumda. Bu tarihe kadar geçecek sürede piyasa­larda veri odaklı ve dalgalı bir “tes­tere” seyrinin hâkim olması bekle­niyor. Analistler, bu süreçte anlık veri açıklamalarıyla sert dalgalan­malar yaşanabileceği konusunda yatırımcıları uyarıyor. Piyasaların kalıcı yönü ise Fed’in faiz kararı ile netleşecek. Yön netleşene kadar kaldıraçlı işlemlerden kaçınılma­sı ve portföylerdeki nakit veya likit varlık oranının artırılarak faiz ka­rarı sonrası oluşacak alım fırsatla­rı için alan yaratılması stratejik bir yol haritası olarak öne çıkıyor.

Cuma günü piyasalarda yaşa­nan hareketliliğin ana tetikleyici­si, Kevin Warsh’un Jackson Ho­le Ekonomik Sempozyumu’nda yaptığı şahin tonlu açıklamalar ol­du. Warsh’un enflasyonun halen kontrol altına alınamadığının tar­tışmasız olduğunu vurgulaması ve ek faiz artışlarına yeşil ışık yak­ması, eylül ayında faiz artışı yapıl­ma ihtimalini aniden yüzde 60 se­viyelerine tırmandırdı.

Bu mesajların ardından küresel piyasalarda başlıca şu gelişmeler kaydedildi:

Tahvil ve dolar yükseldi: ABD 2 yıllık tahvil faizleri hızla yüzde 4,298 seviyesine tırmandı. ABD Dolar Endeksi (DXY) 99,20 sevi­yesine kadar yükselirken, Euro/ Dolar (EUR/USD) paritesi 1,1645 seviyelerine geriledi.

Wall Street satıcılı kapattı: S&P 500 yüzde 0,25, Nasdaq ise yüzde 0,52 değer kaybetti. Nas­daq’taki düşüşte, PayPal’ın 50 milyar dolarlık satın alma görüş­melerinin iptal olmasıyla yüzde 12,7 çökmesi de etkili oldu.

Borsa İstanbul pozitif ayrıştı: Kü­resel satış baskısına meydan oku­yan BIST 100 endeksi, hafta sonu öncesinde güçlü duruşunu koru­yarak günü yüzde 0,45 yükselişle 14.641,56 puandan tamamladı.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram 

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale AB Ukrayna’da fırsatı kaçırdı…

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

ManşetSerbest Kürsü

Yeniden normalleşme imkansız değil

Gürsel Demirok
31 Ağustos 2026
Köşe YazılarıManşet

Rusya’nın “Nükleer Caydırıcılık Doktrini” nedir?

Aydın Sezer
31 Ağustos 2026
GünlükManşet

‘Halkın prensesi’ unutulmadı

Medya Günlüğü
31 Ağustos 2026
GünlükManşet

Osmanlı’da son kılıç töreni

Medya Günlüğü
31 Ağustos 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

imunify-bot-check
Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?