Paris’te 31 Ağustos 1997’de hayatını kaybeden Galler Prensesi Diana, ölümünün üzerinden 29 yıl geçmiş olsa da hâlâ dünyanın en tanınmış kadınlarından biri.
Bazı insanların hayatı öldüklerinde sona erer ama hikâyeleri bitmez; Diana Spencer da onlardan biriydi.
1 Temmuz 1961’de dünyaya gelen Diana, 1980’de dönemin taht varisi Prens Charles ile ilişkisinin başlamasıyla bir anda dünyanın dikkatini üzerine çekti. 29 Temmuz 1981’deki düğünleri ise yüzyılın en büyük medya olaylarından birine dönüştü. Milyonlarca insan töreni televizyonlardan izledi.
Diana artık yalnızca bir prenses değildi, dünyanın en tanınan kadınlarından biri olmuştu.
Masaldaki çatlaklar
Diana ve Charles’ın William ve Harry adında iki oğlu oldu. Ancak dışarıdan masal gibi görünen evlilik zaman içinde ciddi sorunlarla karşılaştı.
Çift 1992’de ayrıldı ve evlilikleri 1996’da resmen sona erdi.
Diana’nın 1995’te verdiği ve evliliğindeki sorunları açıkça anlattığı televizyon röportajı, kraliyet ailesinin mahremiyet duvarlarını da sarstı.
Boşanmanın ardından Diana kraliyet ailesinden daha bağımsız bir hayat kurmaya başladı.
Ve belki de tam bu dönemde, “Prenses Diana”dan daha büyük bir kimliğe dönüştü.
Halkın prensesi
Diana’yı diğer kraliyet üyelerinden ayıran en önemli özelliklerden biri insanlarla kurduğu ilişkiydi.
Hastaneleri, çocukları, evsizleri ve toplumun dezavantajlı kesimlerini ziyaret etti. Özellikle HIV/AIDS konusunda toplumdaki korku ve ön yargıların kırılmasına katkıda bulundu.
1980’lerde HIV/AIDS konusunda ciddi yanlış inanışlar vardı. Diana’nın hastalarla kameraların önünde doğrudan temas kurması, bu ön yargılara karşı güçlü bir mesajdı.
Onun yaptığı çoğu zaman uzun konuşmalar değildi. Bir hastanın elini tutmak, bir çocuğa sarılmak ya da kameraların önünde bir insanın yanında durmaktı. İnsanların onu kendilerine yakın hissetmesinin nedenlerinden biri de buydu.
Mayın tarlasında
Diana’nın ölümünden önceki dönemde en fazla ses getiren çalışmalarından biri de kara mayınlarına karşı yürüttüğü kampanyaydı.
1997’nin başında Angola’yı ziyaret etti ve mayınların temizlenmesi çalışmalarına dikkat çekti. Mayın tarlasında koruyucu ekipmanlarla yaptığı yürüyüş dünyanın dört bir yanında görüntülendi.
Diana burada yalnızca bir yardım kuruluşunu ziyaret eden bir kraliyet üyesi değildi.
Savaş bittikten yıllar sonra bile sivilleri öldürmeye devam eden kara mayınları sorununu dünyanın gündemine taşıyordu.
Ölümünden kısa süre önce Bosna-Hersek’te de mayın temizleme çalışmalarını ziyaret etti.
Bu çalışmalar, Diana’nın ölümünden sonra da mirasının önemli bir parçası olarak kaldı.
Fotoğrafçılarla savaş
Diana’nın hayatındaki en büyük paradokslardan biri ise medyaydı. Medya onu dünyanın en ünlü kadınlarından biri haline getirmişti. Ama aynı medya, özel hayatının peşini bırakmıyordu.
Paparazziler Diana’yı neredeyse her yerde takip ediyordu. Özel hayatına yönelik bu yoğun ilgi, onun yıllarca şikâyet ettiği konuların başında geldi.
Bununla birlikte Diana da kameraların gücünü biliyordu.
Fotoğrafçıların ilgisini yalnızca katlanılması gereken bir yük olarak görmüyor, zaman zaman kamuoyuna vermek istediği mesajlar için de kullanıyordu.
Ancak bu ilişki giderek tehlikeli bir hal aldı.
Ve sonunda Paris’teki o gece geldi.
31 Ağustos 1997
Diana, 30 Ağustos gecesi Paris’teki Ritz Oteli’nden ayrıldı. İçinde bulunduğu Mercedes, Place de l’Alma’daki alt geçitte kaza yaptı.
Yanındaki Dodi Fayed ve aracın sürücüsü Henri Paul da hayatını kaybetti. Ağır yaralanan Diana hastaneye kaldırıldı ancak kurtarılamadı.
31 Ağustos 1997’de, henüz 36 yaşındayken öldü.
Haber birkaç saat içinde dünyanın her yerine yayıldı.
Ardından daha önce görülmemiş bir yas başladı.
İngiltere ağladı
Kensington Palace’ın önü kısa sürede çiçeklerle doldu. İnsanlar İngiltere’nin dört bir yanından Londra’ya geldi.
Diana’nın cenazesi 6 Eylül 1997’de Westminster Abbey’de yapıldı.
Tabutun arkasında iki oğlu William ve Harry yürüyordu.
Biri 15, diğeri yalnızca 12 yaşındaydı.
Milyonlarca insan televizyondan onları izledi.
Kraliçe II. Elizabeth de Diana’nın ölümünün ardından yaptığı konuşmada yaşanan büyük üzüntüden söz etti.
Kraliyet ailesi açısından bu dönem aynı zamanda ciddi bir krize dönüşmüştü. Çünkü Diana boşanmış olmasına rağmen halkın gözünde hâlâ kraliyet ailesinin en sevilen ve en görünür üyelerinden biriydi.
Peki gerçekten bir suikast mıydı?
Diana’nın ölümünün hemen ardından çeşitli komplo teorileri ortaya çıktı.
Kazanın planlandığı, Diana’nın öldürüldüğü ve İngiliz istihbaratının olayın arkasında olduğu gibi iddialar yıllarca gündemde kaldı.
Ancak bunları kanıtlanmış gerçekler olarak kabul etmek mümkün değil.
İngiltere’deki soruşturmalar ve 2008’deki adli süreç sonunda jüri, Diana ve Dodi Fayed’in sürücü Henri Paul ile takip eden paparazzilerin ağır ihmali sonucunda öldükleri sonucuna vardı.
29 yıl sonra
Diana’nın ölümünün üzerinden 29 yıl geçti.
İngiltere bugün artık farklı bir ülke. Kraliyet ailesi de değişti. William ve Harry çocukluklarını geride bıraktı. Dünya ise Diana’nın yaşadığı dönemde hayal bile edilemeyecek kadar farklı bir medya düzenine sahip.
Bugün bir ünlünün milyonlarca sosyal medya takipçisi olabiliyor.
Diana’nın ise Instagram hesabı yoktu.
Twitter hesabı yoktu.
YouTube kanalı yoktu.
Buna rağmen dünyanın en tanınmış kadınlarından biri olmayı başardı.
Belki de bunun nedeni yalnızca güzelliği, giyim tarzı ya da kraliyet ailesinin bir üyesi olması değildi.
Diana, insanların karşısında ulaşılmaz bir kraliyet figürü yerine duyguları, sorunları ve kırılganlıkları olan bir insan gibi görünmeyi başarmıştı.
İlgili yazılar:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
