Tarih değiştirilemez, ancak ders çıkarılabilir; bu dersler gelecekte Rusya, Çin ve İran’a yardımcı olabilir.
Ukrayna’nın bağımsızlığının 35. yıl dönümü, ülkenin bağımsızlığını tam anlamıyla yeniden tesis etmek için sahip olduğu son fırsat üzerine düşünmek açısından zamanlı bir vesile oluşturuyor.
Konunun arka planına bakıldığında, “Putin her zaman gerçekten bağımsız bir Ukrayna istedi.” Çünkü Putin, Ukrayna’nın Rusya’nın Çin-AB ticaretini kolaylaştırmadaki rolünü tamamlamasını ve böylece tüm tarafların karmaşık bağımsızlıklarını güçlendirmesini öngörüyordu. Bu yaklaşım, Avrasya’yı ekonomik olarak birleştirebilir ve ABD’nin hegemonyasına barışçıl biçimde meydan okuyabilirdi. Ancak sorun, Ukrayna’daki Batı destekli aşırı milliyetçilerdi.
Son 35 yılda neyin yanlış gittiğine bakıldığında görülen şu ki, bu güçler Ukrayna’yı giderek Batı’nın “Rusya karşıtı vekili” haline getirdi. Bu süreç, Batı’nın 2014’teki “Euro Meydan” aracılığıyla bu güçlerin iktidara gelmesine yardım etmesinin ardından, tam da bu amaç doğrultusunda hız kazandı.
Bununla birlikte Putin, sonradan bakıldığında safça denebilecek biçimde, Fransa ve Almanya’nın ABD’den bağımsızlığını koruduğuna inanmaya devam etti. Bu nedenle Aralık 2021’de Rusya’nın sunduğu güvenlik garantisi taleplerinin bu iki ülke tarafından da dikkate alınmasını bekledi.
Putin’in düşüncesine göre Fransa ve Almanya, Rusya’nın önerdiği yöntemlerle gerilimi azaltabilir, Baltık ülkeleri ve Polonya üzerindeki etkilerini kullanarak onları “daha büyük ekonomik çıkarlar” adına bu önerileri kabul etmeye ikna edebilirdi. Bunun ardından ABD, Avrupa’daki NATO üyeleri Rusya’nın kendilerine sunduğu önerileri zaten kabul etmişse, kendisine iletilen ilgili önerilere uyum sağlamakla karşı karşıya kalacaktı. Eğer Baltık ülkeleri ve Polonya bu önerileri kabul etmezse de ABD, onları destekleyerek NATO’yu bölmek ile karşı karşıya kalacaktı. Her iki sonuç da Rusya’nın çıkarlarını ilerletecekti.
Hatırlatmak gerekirse, Rusya’nın NATO’dan talepleri şunlardı:
1997 tarihli NATO-Rusya Kurucu Senedi’nin imzalandığı sırada NATO üyesi olan ülkeler, daha sonra doğuya doğru konuşlandırdıkları kuvvetleri geri çekecekti; Rusya’ya ulaşabilecek orta ve kısa menzilli füzeler konuşlandırılmayacaktı; NATO’nun daha fazla genişlemesi olmayacaktı; Ukrayna, Doğu Avrupa (bunun Baltık ülkelerini kapsayıp kapsamadığı açık değildi), Güney Kafkasya ve Orta Asya’da NATO tatbikatları yapılmayacaktı; ayrıca Rusya sınırından üzerinde anlaşmaya varılacak belirli bir mesafe içindeki bölgelerde yalnızca tugay seviyesinde tatbikatlara izin verilecekti.
Aynı şekilde, Rusya’nın ABD’den talepleri de şöyleydi:
NATO üyesi olmayan eski Sovyet cumhuriyetlerinde ABD üssü kurulmayacak, bu ülkelerin altyapısı askeri faaliyetler için kullanılmayacak ve bu ülkelerle ikili askeri ilişkiler kurulmayacaktı; ABD sınırları dışında, tehdit olarak algılanabilecek askeri konuşlandırmalar yapılmayacaktı; Rusya’yı hedef alabilecekleri noktalardan ulusal hava sahası ve karasuları dışında ağır bombardıman uçakları veya savaş gemileri konuşlandırılmayacaktı; Rusya’yı vurabilecek menzil içinde karadan fırlatılan orta ve kısa menzilli füzeler konuşlandırılmayacaktı; ayrıca ABD’ye ait nükleer silahlar ABD toprakları dışında konuşlandırılmayacaktı.
Rusya da kendisi için geçerli olan koşullara ve yukarıda sıralanmayan daha az önemli maddelere uyma konusunda karşılıklılık gösterecekti.
Bu yeni Avrupa güvenlik mimarisi, Batı’nın Ukrayna’yı Rusya karşıtı bir vekil olarak silahlandırma planlarından vazgeçmesinin sonucunda, Ukrayna’nın bağımsızlığını tam anlamıyla yeniden tesis edecekti. Bu durum, Ukrayna’daki aşırı milliyetçilerin tepkisine yol açacaktı. Kiev de başından beri yapması gerekeni yapmaktan, yani Moskova ile barışçıl ve pragmatik ilişkilerini sürdürmekten başka bir seçeneğe sahip olmayacaktı.
Ancak ortaya çıktığı üzere, Fransa ve Almanya da tıpkı Ukrayna gibi kendilerini çoktan ABD’ye tabi kılmışlardı. Dolayısıyla Rusya’nın güvenlik garantisi taleplerinin reddedilmesi kaçınılmazdı.
Sonuç olarak kaybedilen yalnızca Ukrayna’nın bağımsızlığı olmadı. Bu iki büyük güç ile AB’nin geri kalanının bağımsızlığı da, çıkarları pahasına Rusya’ya karşı ortak ABD hamilerinin istediği doğrultuda hareket etmelerinin ardından zarar gördü.
Tarih değiştirilemez, ancak ondan ders çıkarılabilir. Bu dersler de gelecekte Rusya, Çin ve İran’a yardımcı olabilir.
***
Yazımın İngilizce orijinalini okumak için tıklayın
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
