Cuma, 31 Tem 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
GünlükManşet

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 31 Temmuz 2026 05:55
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

CHP kime kalacak?-Sertaç Eş (Cumhuriyet)

“Turizmin anlamsızlaştığı, mekânların yaz başından bu yana boş kaldığı Kuzey Ege’nin şimdi de ormanları yanıyor. Aslında yangın her yerde. Çevrede, tarımda… Birçok turizm bölgesinde altyapı yetersiz olduğu için sokaklar, sahiller kokuyor. Gıdayı üretenler kâr edemiyor yanıyor, tüketmesi gerekenler tüketemiyor yanıyor.

En büyük yangın adalette. Bu gidişle muhalefetin yönettiği belediye kalmayacak gibi. Operasyonlar sıradanlaştı, kimse umursamıyor. Herkes adaletin gereği olarak değil, siyasetin gereği olarak muhalefet belediyelerine operasyon yapıldığını kanıksamış durumda. Yoksulluktan kıvranan yurttaş, iktidar partilerinin, yayın organlarının propagandasını da umursamıyor. Ama anlaşılan seçimin gidişatını yönlendirme amacıyla gözaltılar, tutuklamalar sürecek.

Dönelim konumuza. Son yazımızdan bugüne CHP’ye yönelik operasyonun ilk ayağı sonuçlandırıldı. Beklenen oldu, CHP’nin dört kere seçilmiş genel başkanı Özel ve arkadaşları YENİ Parti’yi kurdular. Özel daha da umutlanmış durumda.

Ya CHP?

Dünyadaki en eski partilerden birisi olan, ülkeyi kuran parti ıssızlaşıyor. AKP’nin “Atatürk Türkiye’sini” tasfiye etme hedefi, kurduğu partiyi de siyaset dışına itecek noktaya geldi. CHP’de kalanların hedeflerine bakınca hüzünlenmemek elde değil.

Muhabir arkadaşlarla oturup parmak hesabı yaptık. CHP’de genel başkan olma hevesi taşıyan altı kişi çıktı. Düşünsenize, bu partinin seçilmiş genel başkanı ayrılmaya zorlanmış. Yerine mahkeme, son kurultayda kaybeden adayı genel başkan olarak atamış. Bu genel başkan yeni bir kurultay yapamıyor, yapmak istemiyor. Bazıları da “İşte tüm engeller ortadan kalktı, ben genel başkan olabilirim” sevincine kapılmış durumda. Ancak kötü haber ve anlaşılamayan şu ki parti yok ediliyor. Herkes ancak kendisine genel başkan olarak kalabilir. İstanbul’da yaşananlara bakın görürsünüz. Figüranların önünden mevcut CHP yönetimini desteklemek amacıyla slogan atarak yürüyenlerin sayısı da altıydı.”

Davutoğlu’nun isyanı haklı-Deniz Zeyrek (Nefes)

“Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu önceki akşam sürpriz bir şekilde Gelecek Partisi’nin kapanacağını duyurdu. Parti büyük ihtimalle ağustos ayında bir veda (kapanış) kurultayı yapar.

Davutoğlu’nun üç sayfalık duyuru metni, bir çeşit manifesto.

Kendisinin her zamanki akademik üslubu içinde yazılmış.

İlk başta Gelecek Partisi’nin kuruluş nedenlerini anlatmış. Türkiye’nin muhafazakar kesiminde ahlaklı, demokrat ve liyakat esaslı yeni bir alternatif oluşturmak istediklerine dikkat çeken Davutoğlu, ciddi bir medya ambargosuyla ve ekonomik baskılarla karşılaştıklarını vurgulamış.

Geride kalan 7 yıl boyunca Gelecek Partisi’nin yaptıklarını anlatan Davutoğlu, muhafazakar partileri bir araya getirmeye çalıştığını, Yeni Yol Grubu’nun oluşturulduğunu, ancak beklenen sonucun alınamadığına işaret ediyor.

Davutoğlu, manifesto gibi açıklamasında başarısız olduklarını kabullenmekle birlikte, başarısızlık nedenlerini de anlatmış. O nedenleri şöyle özetleyebilirim:

– Siyasetteki ahlaki yozlaşma

– Milletvekili transferleri

– Makam ve çıkar siyaseti

– Kutuplaşma.

Davutoğlu’yla yaşam biçimi açısından ve ideolojik olarak pek uyuşmam. Dış politikaya bakış açılarımız da çok farklı. Ancak yıllardır siyaseti izleyen biri olarak kendisinin insani duruşunu takdir ettiğimi söyleyebilirim. Parayla pulla ilgisi olmadığını, AK Parti iktidarında başbakanlık yapan biri olarak şu anda maaşı dışında bir geliri olmamasından ve mütevazı yaşamından anlayabiliriz. Gücünün zirvesindeyken dahi ailesinin geri planda kalması, çocuklarının adını dahi bilmememiz, bunun en güzel göstergesiydi.

17-25 Aralık döneminde rüşvet iddialarının odağında olan bakanları istifaya zorlaması, yüce divan sürecini başlatmayı kabul etmesi, siyasi etik yasası çıkarmaya çalışması da siyasi ahlak açısından Türkiye’de alışık olmadığımız tavırlardandı.

Ancak başarılı olamadı.

Makam pazarlığı yaparak, kişisel çıkarını ön planda tutarak, yaşananları görmezden gelip yıllarca Başbakan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı olabilirdi.

Buna karşın kul hakkı, kamu hakkı gibi kavramları gerekçe gösterip direndi ve AK Parti’yle yollarını ayırmak zorunda kaldı.”

Nerden bilecektiniz?-Zafer Arapkirli (BirGün)

Kelimenin dil kurallarına göre yazılışının “Nereden?” şeklinde olduğunu tabii ki biliyorum. Ama, Ahmet Kaya’nın mâhut “Siz Benim Neler Çektiğimi…” nakaratlı şarkısından mülhem, böyle yazmak istedim.

BirGün Gazetesi olarak gururla yaptığımız şu “FİGÜRANGATE” haberi üzerine çapsız siyasetin bize yönelik saldırılarına karşı mücadelemizden söz etmek istiyorum bugün.

Basın, medya, matbuat… Adını nasıl koyarsanız koyun; bağımsız olduğu, bir patrondan emir ve talimat almadığı, bir çıkar grubunun ağzının içine bakmadığı, sadece halkın gerçekleri öğrenme hakkını rehber ve hedef edinerek çalıştığı zaman, gerçek gazetecilik yapabilir.

Örneğin BirGün gazetesi… Kurulduğu 2004 yılından bu yana, hep bu dediğimi yaptığı için, halkın pek çok önemli şeyden haberdar olmasını sağlamış ve muktedirlerin, hırsızların, yolsuzların, her türlü yamuk – yumuk işlerle uğraşanların uykularını kaçırmıştır.

BirGün Gazetesi olmasaydı;

Ensar Vakfı denilen “dini değerlerin arkasına saklanmış” vakfın küçücük bebelere yönelik yüz kızartıcı faaliyetinden kimsenin haberi olmayacaktı.

Menzil – tenzil – kenzil – çenzil benzeri bir sürü Cumhuriyet ve laiklik düşmanı oluşumun faaliyetleri gün yüzüne çıkmamış, halkımız bu kara teşkilatlanmaların içyüzünü asla öğrenemeyecekti.

Rejimin en tepesinin korumasında faaliyet gösteren bazı vakıflara, kamunun hem merkezi hem de yerel yönetimler üzerinden çekilen “hortum hatları” kamunun bilgisine sunulmayacaktı.

H.K.G. isimli 6 yaşında minicik kız çocuğunun, içinde kendi ailesinin de bulunduğu bir dini tarikat tarafından bir yetişkine “gelin edildiğini” ve yıllarca sistematik biçimde cinsel istismara uğratılarak “yavaş çekim bir cinayetin” kurbanı olduğunu bilmeyecekti bu memleket. O soysuzları tanımayacaktı.

Yunus Emre Vakfı isimli vakfın, kamunun cebinden fonlandığını ve yüzmilyonlarca TL’nin bu vakfa hortumlandığını duymayacak, bilmeyecekti. O yüz kızartıcı soygun duyulmayacaktı.

Takı garantili düğünler, içinde BDDK Başkan Yardımcısının da bulunduğu skandallar, Halkbank’tan mafyaya verilmiş krediler

6 Şubat 2023 depremlerinin ardından, onbinlerce kişinin gerçek katilinin kent suçlarına imza atan müteahhitler ve yöneticiler olduğunu, Kızılay’ın yaptığını, yapmadığını o zamanki başkanının niteliğini, çapını (!), suç işleyen kızına sağlanmak istenen imtiyazı vs. bilme olanağından yoksun kalacaktı halkımız…

TBMM’de staj yapan “kız çocuklarının”, cibilliyetsiz bazı personelin tacizine uğradığından da haberdar olmayacaktık.

İstanbul Adliyesi’nde bir savcının, “Adalet sistemindeki rüşvet çarkını” örnekleriyle ortaya çıkaran o tarihi mektubu gün yüzüne çıkmayacaktı.”

Sanayide alarm çanları çalıyor-Öner Günçavdı (Dünya)

“Geçen hafta İkinci ISO 500 incelemesinin sonuçları üzerine bir yazı yazmış ve ekonomide genel olarak işlerin iyi gitmediğine vurgu yapmıştık. Makro verilere bakıldığında yetkililer bu iddianın tersini söyleyebilirler. Zira geleneksel olarak Türkiye ekonomisinde sanayinin yerini günümüzde büyük ölçüde hizmet-inşaat-ve- ticaret faaliyetleri almış durumda. Büyük ölçüde ekonomik büyümenin kaynağını da hizmetler oluşturmakta.

Defalarca yazdığımız gibi hizmetleri çok fazla dışlamadan sanayinin ciddi manada gözetilmesine ihtiyacımız var. Özellikle çok büyük miktarlarda kaynak açığı olan bir ekonomide şu anda turizm dışında hizmetler bu açığı kapatacak durumda değil. O nedenle sanayinin sağlayacağı ihracat gelirleri ile döviz tasarrufu sağlayacak sanayi yatırımlarının teşvik edilmesi önemli.

Maalesef Türkiye ekonomisinde sanayinin payı %15’lerin altına düşmüş durumda. 1960’larda ekonomik yapı bakımından Türkiye’ye benzeyen Güney Kore’de bu oran zaman zaman %30’lara yaklaşmış ve ülkenin sermaye birikimine önemli katkılarda bulunmuştu. Ülkemizde ise sanayinin yapı hiçbir zaman bu boyutlara ulaşmadı.

Türkiye özelinde bunun birçok sebebi var elbette. Bunlardan en önemlisi ülkenin büyük tasarruf açığına sahip olmasıdır. Öte yandan Güney Kore gibi ülkelerde tasarruf fazlasının olması sanayi çekişli büyümenin bir nedenidir. Türkiye’nin artık kronik hale gelmiş olan tasarruf açıkları ister istemez güçlü bir sanayileşme için gerekli mali kaynaklara erişimiz zorlaştırmaktadır. Yüksek cari açıklar bunun göstergesidir. Bunun sonucu olarak bir yandan dış kaynağa bağımlı hale gelinmekte, diğer yandan da sanayi yatırımlarının faizlere duyarlılıkları artmaktadır.

Son zamanlarda bazı medya kuruluşları bu soruna dikkat çekerek sanayinin ekonomideki payında azalmanın sebebi olarak yüksek faizleri göstermektedir. Ancak bize göre faizler sadece bir yansımadır. Ülkedeki tasarruf eksikliğinin bir yansıması…

Neoliberal anlatıya göre ülkedeki her bir kesimin farklı tasarruf eğilimi vardır ve bu eğilim gelirin bir fonksiyonu olduğu düşünülür. Düşük gelirlilerin gelirleri ancak beklenmelerine ve temel ihtiyaçların karşılanmasına yeteceği için (ki son yıllarda ona da yetmiyor) tasarrufa ayırabilecekleri mali kaynaklarının olmadığına inanılır.

Öte yandan yüksek gelir gruplarının tasarruf eğilimini yüksek olduğu kabul edilir. Ama hiçbir zaman yüksek gelir gruplarının yaptıkları tasarrufların sermaye birikimine ne boyutta gittiği göz önünde bulundurulmaz. Zira bu kesimin tasarruflarının sermaye birikimine yönlendirilebilmesi için ekonomide birtakım koşulların oluşturulması gerekir. Böyle bir yapı olmadığında ise bu kesimlerin tasarruflarının büyük ölçüde servet birikimine gitmesi kaçınılmazdır.”

Ukrayna ve İran’da son sözü kim söylüyor?-Yücel Özdemir (Evrensel)

“Ukrayna ve İran savaşlarının kısa sürede bitme olasılığı her geçen gün azalıyor. İki savaşın da baş aktörü durumundaki ABD emperyalizmi ve onun Lideri Trump’ın “müzakere” adına yaptığı hamlelerin amacının aslında savaşların ömrünü uzatarak silah ve petrol tekellerinin kasasını doldurmak olduğu anlaşılıyor. Daha doğrusu silah ve petrol tekelleri Trump’ın Ukrayna ve İran’da izleyeceği politikayı belirliyor. Son sözü Trump değil tekelleri söylüyor.

Trump’ın zikzaklı, birbiriyle çelişen açıklamaları silah ve enerji tekellerinin piyasa ve borsada büyük vurgunlar yapmasına hizmet ediyor. Her iki sektörde tekellerin rekor kârları ve hisse değerleri, açıklamalara bağlı olarak anlık çıkışlar yapıyor. Bu arada büyük hisse sahipleri milyonlar kazanıyor. Hal böyle olunca savaşların sürmesi her iki sektördeki tekellerin kasasına milyarlarca dolar olarak akıyor.

Dördüncü yılını geride bırakan Ukrayna savaşından Avrupa’da en çok kazanan şirketler BAE Systems (İngiltere), Rheinmetall (Almanya), Leonardo (İtalya) ve Thales (Fransa) oldu. Örneğin BAE System, savaşın başladığı 2022’de 24.3 milyar avro olan cirosunu 2025’te 32.4 milyar avroya çıkardı. Rheinmetall’ın 2022’de 6.4 milyar avro olan cirosu ise 2025’te 10 milyar avroyu geçti. Savaş öncesiyle bir kıyaslama yapıldığında, Rheinmetall’in cirosu yaklaşık yüzde 80, BAE Systems’in yüzde 70 artmış görünüyor.

Alman, İngiliz, Fransız ve İtalyan silah tekellerinin yaptıkları yüksek cirolar ve devasa kârlar aynı zamanda Avrupa’nın Ukrayna savaşının sürdürülmesinde neden bu denli ısrarcı olduğu konusunda fikir veriyor. Keza aynı tekellerin hisseleri borsada rekor değerler kazandı. Örneğin, savaştan önce 100 avro olan bir Rheinmetall hissesinin değeri şu anda yaklaşık 1700 avro.

Benzer bir durum elbette ABD silah tekelleri için de geçerli. Trump’ın, hafta içinde Beyaz Saray’a giden Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’ye Patriot savunma sistemi üretmeleri için lisans izni verileceğini açıklaması da, hem ABD silah tekelleri Raytheon ve Lockheed Martin’in cirolarının artırmasına hem de savaşın uzamasına yol açacak.

Aynı tablo petrol tekelleri için de söz konusu.

Özellikle Hürmüz Boğazı’nın bir açılıp bir kapanması ve Trump’ın bölgede, “savaş, müzakere, sürekli gerilim” stratejisini devreye sokması, ABD ve Avrupa enerji tekellerinin rekor düzeyde kârlar yapmasına vesile oldu.

Uluslararası sivil toplum kuruluşu Oxfam tarafından salı günü yayımlanan rapora göre, İran savaşının başlamasından sonra, dünyanın en büyük altı petrol tekeli (BP, Chevron, Total, Exxon Mobil, Shell ve Eni) bu yılın ikinci yarısında, birinci yarısına göre kârlarını iki katına çıkardı. Yılın ilk çeyreğinde 23 milyar dolar olan net kâr, ikinci çeyrekte 45 milyar dolar olarak gerçekleşti. ABD, İngiliz, Fransız ve İtalyan petrol tekellerinin rekor kârları, Hürmüz’de gerilim ve belirsizliğin sürmesinin en önemli maddi nedenlerinden biri.

En fazla kazananlar ise tahmin edilebileceği gibi ABD petrol tekelleri. Chevron’un yılın ikinci çeyreğinde ilk çeyreğe kıyasla kârını dört kat, ExxonMobil’in üç kat artırması öngörülüyor. Gelinen aşamada Exxon Mobil saniyede 1800, Chevron 1200 dolar, İngiliz Shell 1000 dolar kazanıyor.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram 

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Paşinyan’a “seçimini yap” resti…
Sonraki Makale Suikastın tanığı konuştu

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

EditörGünlük

Durov’dan “Taliban”lı yanıt

Medya Günlüğü
31 Temmuz 2026
EditörGünlük

FIFA-UEFA kavgası

Medya Günlüğü
31 Temmuz 2026
GünlükManşet

Suikastın tanığı konuştu

Medya Günlüğü
31 Temmuz 2026
*Günlük

Paşinyan’a “seçimini yap” resti…

Medya Günlüğü
31 Temmuz 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?