Pazar, 14 Haz 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Köşe YazılarıManşet

Dizi izlemekle doktora gitmenin alakası

Dr. Nevin Sütlaş
Son güncelleme: 14 Haziran 2026 06:37
Dr. Nevin Sütlaş
Paylaş
Paylaş

Bugünlerde diziler aldı başını gidiyor. O nedenle kiminle konuşursan konuş, konu dönüp dolaşıp izlenen diziye geliyor.

Dizi izlemek sadece bizde değil bütün dünyada çok yaygınlaştı. Artık düzenli doktor ziyareti de hayatın olmazsa olmazı oldu. Dizi izleyenler daha çok hastalanıyor ya da hastalar daha çok dizi izliyor demek istemiyorum elbette ama ikisinin bir alakası olabilir mi gene de?

Amerikalı yaşlıca bir kadın, Paris’e göç etmesinin gerekçesini Amerika’da geçinememesine bağlıyor. “Paris ucuz mu ki?” sorusuna, “Amerika’nın tersine burada evim de yok arabam da. Taksitlerini ödemekte zorlanıyordum zaten. Sattım hepsini, göçtüm. Şehrin göbeğinde değil kenarında bir ev kiraladım, toplu taşıma kullanıyorum. Bu sayede emekli maaşımla Paris’te gül gibi geçiniyorum. Amerika’da kalsam hâlâ çalışmam hatta ikinci bir işte çalışmam gerekecekti. Onun yerine Paris’in kahvelerinde saatlerce oturup kahvemi yudumluyorum” diyor. Yeni ülkesine uyum sağlayabilmek için Fransızca ve Fransız kültürünü öğreniyor, yetmişinden sonra… 

Avustralyalı bir kadın da İspanya’ya göç etmesinin gerekçesini aynı biçimde açıklıyor:

“Emeklilik paramla burada bir köy evi aldım ve mahzenini şarapla doldurdum. Avustralya’da kalsaydım emeklilik gelirimle ne böyle kocaman ve bahçeli bir ev satın alabilirdim ne de maaşımla istediğim şarabı içebilirdim. Giderlerimi azaltmak için bir sosyal konuta taşınmam ve gezmek eğlenmek gibi her türlü zevkimi kısıtlamam gerekecekti. Başka bir ülkeye göç ettiğim için arkadaşlarım bana çok cesursun diyorlar ki aslında cesur falan değilim. Sadece basit bir matematik hesabı yaptım.”

Evine yakın kreşteki çocuklara gönüllü oyun annesi olmuş. Böylece miniklerden bedavaya İspanyolca öğreniyormuş, altmışını epeyce geçmişken… 

Bir Türk kadın ise Amerika’ya göç etmesinin nedenini ekonomik değil ülkenin kaosundan bıkmak olarak tanımlıyor. İnternette tanıyıp arkadaş olduğu bir adamla beraber yaşadığı için geçim derdi çekmiyormuş Amerika’da. Hiç bilmediği Amerikan dilini ve kültürünü öğrenmek için kiliselerin açtığı ucuz dil okuluna gidiyor, sekseninden sonra… 

Bir diğer emekli Türk kadın memur maaşıyla zar zor aldığı evini kiraya vermiş. Bütün vaktini seyahatlerde geçiriyor. “Bir turda gezerken diğer turun planını yapıyorum” diyor. “Habire turlamak çok pahalı değil mi?” sorusuna ise “Hayır, değil” diyor, “Bunca yere gittiğim için gizli zengin olduğumu düşünüyorlar ama doğru değil. Sezon dışı gidilen en ucuz turları seçiyorum. Evde yemek pişirirken, suyuydu gazıydı elektriğiydi falan dünya masrafım oluyordu. Emekli maaşımın üstüne kiraya verdiğim evimin getirisini de koyunca, turların parası rahatça çıkıyor” diyor. Tur aralarında birkaç gün kızında kalıyor; hem hasret gideriyor hem de çamaşırlarını filan yıkayarak yeni tura hazırlanıyor. “Bu turlar sayesinde dünyanın her yerinden arkadaşlar edindim, evde oturup saçma sapan adamların rezilliklerini dinlemek yerine geziler sırasında hoş sohbetler ediyoruz. Güzel yerler görüyor, değişik yemekler tadıyoruz. Turlar her şeyi ayarladığı için o ülkenin dilini nasıl anlayacağım, hangi otelde kalacağım, hangi yemeği yiyebilirim derdi de çekmiyorum. Daha ne olsun.”

Yaşından söz etmeyi sevmiyor ama onun da sonbaharını yaşadığı belli… 

Bir başka Türk kadınsa altmış beşini geçtikten sonra dağ yürüyüşlerine başlamış. “Dağlar çok tehlikeli. Düşer bir yerini kırarsın. Bu yaştan sonra yapılacak iş mi diyenlere aldırmadım” diyor.  “Artık yetmişlerimin sonlarındayım. Çıkmadığım dağ, yürümediğim patika kalmadı desem olur. Başlangıçta bana saçmalama diyenler şimdi ah keşke senin cesaretin bizde de olsa diyorlar” diyor… 

Bu örnekleri çoğaltabilirim. Eminim sizin de böyle sıra dışı tanıdıklarınız vardır. Örnek verdiklerimin hepsinin yaşlı kadınlar oluşu dikkatinizden kaçmamıştır. Yaş kemale ermemişken yani gençliğin verdiği dinamizmiyle hayat değişikliklerine uyum sağlamak daha kolay ve daha yaygın. Ancak bu türden yaşlı ama dinamik kadınlar da var, ender de olsa. Oysa yaşlı kadınların büyük çoğunluğu dizi izlemekle meşgul, bir de doktora gitmekle. Döndük baştaki soruya, niye bu durum böyle? 

İsterseniz önce bu azınlığın ortak özelliği nedir ona bakalım. Neden kendilerine “Sen artık yaşlandın, şöyle bir kenara çekil” denmişken “Bana gösterilen o yönü beğenmedim, bambaşka bir tarafa yöneliyorum” demiş olabilirler? 

Düşünün, ömür boyu mücadele etmiş, çok yorulmuşsunuz ve artık emeklisiniz. Şöyle ayaklarınızı uzatıp dinlenecekken neden yeniden ve bambaşka bir mücadelenin içine giresiniz? Başka ülke, başka dil, başka kültür, başka uğraşlar için aktif bir çabaya girişmeye yönelten dürtü nedir? Bu garip davranışlı (!) insanları çoğunluktan ayıran nedir?

Sahiden de insan neden doğup büyüdüğü, ömrünü geçirdiği vatanından ayrılıp elin ülkesinde hayata tutunmaya çalışır. Neden insan evinde rahatlamak yerine tehlikeli dağ yollarına düşer? Neden insan güvenli olan yerine riskli olanı seçer? 

Hani viral olan bir mini videoda bir penguen sürüyü bırakıp tamamen ters yöne gidiyordu ya, tıpkı onun gibi, ana yolda ilerlemek yerine ters yola sapmanın nedeni nedir? 

Bence cevap pasifistliğimizde saklı. Çoğunluğumuz tersine inansak da aktif bir yaşam sürmüyoruz. Ne kadar çok çalışmış olursak olalım, ne kadar ağır koşullarda yaşamış olursak olalım, ne kadar büyük çileler çekmiş olursak olalım, ne kadar çok iş yapıyor olursak olalım, gene de aktif (!) yaşamıyoruz. Çünkü önümüze çıkan yolda otomatiğe bağlanmış gibi ilerliyoruz. Yolumuzu kendimiz belirlemiyor, bize sunulanda yürüyoruz. Hayat yolculuğumuzda hızlı ya da yavaş gitmemiz, kolay ya da zorlu ilerlememizden bağımsız olarak, yolumuzu bizzat biz çizmiyoruz. Pasiflikten kastım işte bu; hayatın bize rastgele sunduğu ya da başkalarınca çizilen rotadan sap(a)mayışımız…

Başkalarınca belirlenen kurallara göre bir ömür yaşayanlar, yaşlandıklarında da bir köşeye oturup başkalarının hayatlarını izliyorlar. Çoğunluktan bahsediyorum gene. Terbiye (!) edilmişlerden yani. Oysa yaşlılıklarında kendilerine biçilen atalet elbisesini giymeyi reddedenlerin geçmişlerine bakın, onlar eskiden beri asiler. Yaşam yolculukları kendilerine sunulana itiraz etmekle geçmiş ve hala da direnişlerini sürdürüyorlar. Onların hepsi birer devrimci ama hayali bir geleceğin (ütopik) devrimcisi değil, kendi yaşamlarının devrimcisiler.

Bir köşede oturup başkasının hayatlarını izleyerek (dizi seyrederek) zaman geçirenlerin çoğunlukta oluşu, ihtiyar olmanın getirdiği ataletin de kadın olmanın da çok ötesinde bir şey. Öyle olsaydı gençlerin hatta erkeklerin çoğunluğu da dizi bağımlısı olmazdı. Bir de dönüp ekrana çakılı gençlere bu gözle bakalım. Geleceklerini öngörebiliyor muyuz? 

Yaşam denilen şey, herkesin yaptığını herkes gibi yapmaksa, biz nasıl özel biri olabiliriz ya da hayatımız bize özgüdür diyebiliriz ki? Yaşam, alıştığını sürdürmekten ibaret olabilir mi?

Peki, yaşlıların doktor kapısında yığılmalarıyla dizi izlemelerinin ne alakası olabilir? Asıl soru şu: Oram ağrıyor, buram tutmuyor diye çare arayanlar, sağlıklarını korumak için yaşam boyu ne yapmışlar ve şimdilerde ne yapmaktalar? Sağlığını korumak için çabalamak da kişisel devrimin bir ögesi olabilir mi? 

Bu ve benzer sorularla, dünümüze ve bugünümüze bakarak, aktif yaşamakla pasif biçimde yaşamayı sorgulayabiliriz. Mesela, doktor candır desek de aslen ötekidir. O nedenle ha bire doktora gitmek “Ben sağlığım için bir şey yapacağıma öteki (!) benim için yapsın demek değil midir? Ben sağlığımı korumak için önceden her türlü tedbirimi alacağıma, hastalandığımda verilen hapı yutayım demek pasiflik değil midir? Ben düzenli egzersiz yapacağıma fizik tedavi yaptırayım. Ben sağlıklı beslenmek için evde yemek pişireceğime vitamin hapı yutayım. Ben sorunumu kendim çözeceğime benim için başkası çözsün” demek pasiflik değil midir? 

Gerçekten önemli sağlık sorunlarında doktora, hastaneye gitmeyelim de evde kaderimize teslim olalım demek istemiyorum elbette. Vara yoğa doktora gitmek, ha bire “çekap” yaptırmak bizzat pasifizmimizin damgasıdır diyorum. Dağa tırmanmakla ya da başkasının memleketini gezmekle meşgul olanların “Gidip kendimi şöyle tepeden tırnağa kontrol ettirivereyim” diyerek doktor randevusu almaya bile vakitleri kalmıyor çünkü. Veee dikkat dikkat; onlar daha sağlıklılar.

Haftada kaç saatimizi ekrana hediye ettiğimizi hemen şimdi hesaplamalıyız. Senaryoların bizi hayatın aktif katılımcısı değil pasif izleyicisi yaptığını derhal idrak etmeliyiz. Dizilerin dayattığı yaşam biçimlerine alıştırılmamızın da işin bonusu olduğunu iyice kavramalıyız. 

Dizi izleyip izlememenin aslen politik bir eylem olduğuna da dizilerin toplum mimarlığındaki rolüne de değinmeden, sağlıkla ilgili olarak ne demek istediğimi şöyle özetleyebilirim: 

“Sağlığı korumak, bireyin kendi sorumluluğudur. (Keşke devletlerin sorumluluğudur desem ama öyle bir devlet daha kurulmadı ne yazık ki) Sağlığımız konusunda topu taca atmak yani sorunu doktora havale etmek, en yaygın ama en yanlış yoldur. Kendi ilacını kendin seçmekten söz etmiyorum tersine hastalanmamak için yapılacaklardan bahsediyorum. Örneğin yaşı kaç olursa olsun, kendini doyurmak için evde tertemiz ve tazecik yemek pişirmeyenlerin (özellikle de erkeklerin) hapı (!) yutması mecburdur. 

Kimse seni senin kadar koruyup kollayamaz çünkü. Ne eşin dostun ne anan baban ne de oğlun kızın. Ne yemek şirketleri ne ilaç şirketleri ne sigortacılar ne ekranda ahkam kesenler ne de devletler… 

Yaşın kaç olursa olsun, “Deeeh, hadi bakalım, yola düzülelim” diyerek sen hayatının yularını kendi ellerine almazsan yani doğru beslenip, hareketli yaşayıp, gezip tozarak kendine güzelce bakmayı ve de eğlenmeyi beceremezsen, doktor sana ne yapsın, sistem sana daha da neler yapmasın?

Tercih, terbiyeli çoğunluktan biri olarak belirlenmiş yoldan ilerlemek ya da asi azınlık gibi dayatılana başkaldırıp kendi yolunu belirlemektir. Çoğunluğa bakıp ne demişti Nazım:

“Kabahatin tümü değilse de çoğu senin be canım kardeşim.” 

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanDr. Nevin Sütlaş
Takip et:
1959 yılında Adapazarı’nda doğdu, İstanbul Üniversitesinde Tıp doktoru, Bakırköy Akıl Hastanesinde Nöroloji Uzmanı oldu ve aynı hastanede 30 yıl eğitim görevlisi hekim olarak çalıştı. Beynin damar ve enfeksiyon hastalıkları, yoğun bakım, hasta beslenmesi, açlık grevi/ ölüm orucu ve Multipl Skleroz konularında çalıştı. Sağlık sisteminin özelleştirilmesi sürecinde uğradığı mobing yüzünden 2016 yılında aktif meslek yaşamını sonlandırdı. Beyin ile ilgili bilimsel bilgiler temelinde topluma yönelik kitaplar yazmayı sürdürüyor. Florida'da yaşıyor. Web sayfası: http://www.nevinsutlas.net/index.html Elektronik posta: calisal01@yahoo.com
Önceki Makale “Düşünsel özerklik” nedir?
Sonraki Makale 2 Türk Avustralya’ya savaş açtı!..

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

Medyada milli maç

Medya Günlüğü
14 Haziran 2026
*Köşe Yazıları

2 Türk Avustralya’ya savaş açtı!..

Hasan Sevilir Aşan
14 Haziran 2026
ManşetSerbest Kürsü

“Düşünsel özerklik” nedir?

Olga Ocaklı
14 Haziran 2026
GünlükManşet

Futbolu bulan Türkler mi?

Medya Günlüğü
14 Haziran 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?