Cuma, 12 Haz 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Köşe YazılarıManşet

Diyarbakırlı Sarı Pişo

İlhan İlmenöz
Son güncelleme: 12 Haziran 2026 17:01
İlhan İlmenöz
Paylaş
Paylaş

Sosyal medyanın hep olumsuz ve kötü yanlarını dile getirirken bize kazandırdıklarından ve olumlu yönlerinden bahsetmeden geçmek olmaz.

Sosyal medya öncesi hepimizin hayatı ve çevresi genellikle daha dar kapsamlı ve bize sunulanları kabul etmekten ibaretti. Yazılı ve görsel medyada ne varsa onları okur veya izlerdik. En fazla beğenmediğimiz kanalları izlemez veya bize hitap etmeyen gazete ve dergileri almazdık. Yabancı dil bilenler ise biraz daha geniş çerçevede olanları izleme ve anlama şansına sahipti.

Ancak sosyal medyanın gelişimi ile birlikte dünyanın en ücra köşelerinde olup bitenleri anında öğrenip bilgi alışverişinde bulunabilme özgürlüğüne sahip olduk. Çevremizde olup bitenleri başkalarına da iletirken çok uzak diyarlarda yeni dostlar edinerek onlardan yeni bilgiler öğrendik. 

Sadece medya ve haberler değil, insan çevremiz de genişledi. Eskiden herkesin kendi iş yeri, okulu, semti gibi dar bir çerçevede kısıtlı sayıda arkadaşı, eşi, dostu varken sosyal medya sonrası çok farklı coğrafyalardan ve çok farklı meslek gruplarından yeni ve kalıcı dostlar edindik. Normal yaşamda karşılaşma olanağı bulunmayan insanlar sosyal medya sayesinde tanışarak arkadaş oldu. Çok farklı kentlerden hatta ülkelerden dostlarla kurulan arkadaşlıklar ufkumuzu ve çevremizi genişletti, dünyaya ve olaylara farklı açılardan da bakmayı öğretti.

Hepimizin sosyal medya sayesinde tanıyıp bir araya geldiği, karşılıklı oturup sohbet ettiği birçok arkadaşı vardır sanırım. Bazen aynı renklere gönül veren, bazen aynı dünya görüşünde olan ya da ilgi alanları çok benzer insanları bir araya getirmesi açısından sosyal medyaya hak ettiği değeri vermek lazım.

Bundan 3-4 yıl önce Diyarbakır’a gitmeden önce yeni adıyla X”te Diyarbakır”la ilgili paylaşımlar yapan hesaplara bakarken tesadüfen Diyarbakirlisaripişo (@saripiso1) adlı bir hesapla karşılaştım. Yöreye ait fotoğraflar, anılar, yöresel yemekler, deyimler, hikayeler paylaşan sıcak, samimi bir arkadaştı. Hemen karşılıklı takipleşmeye başladık. Birbirimizle karşılıklı oturup tanışma imkânımız şu ana kadar olmasa da dostluğumuz sosyal medya sayesinde ilerledi, zaman zaman sohbet ettik, bazen gezdiğimiz yerlerin fotoğraflarını attık. Birbirinden çok farklı coğrafyalarda, farklı kültürlerde büyümüş ve farklı mesleklerden olsak da sosyal medya sayesinde dost olmuştuk. Sonuçta bu toprakların çocukları olarak birçok ortak noktamız vardı.

İşte sizlere bugün tanıtmak istediğim dostum Arif Özavcı  ya da nam-ı diğer Sarı Pişo ve kitapları…İlk kitabı “Diyarbakır Kızı İrma ve Sarı Pişo” ve bu ay çıkan yeni kitabı “Diyarbakırlı Diyojen” adlı kitaplarını tanıtmadan bu Sarı Pişo olayı nedir gelin Arif Bey’in kendi ağzından dinleyelim;

“Doğduğumda o zamanların sarı satıhlı yapraklı nüfus cüzdanına Arif Özavcı yazılsa da kimse beni Arif diye çağırmadı. Bana hep Sarı Pişo (şivemizde Sarı Kedi) dediler. Annem beni Çeltik Kilisesi Meydanı karşısında Berber Mahmut namıdiğer Zaza Piro”ya gönderirdi.

Berber Zaza Piro külüstür berber sandalyesine ipli Diyarbekir kürsüsü koyup traşa başladığında bana Sarı Pişo diyerek 5 yaşında lakabımı işleme koydu. Bu serüven gençlik yıllarıma kadar devam etti. Bizim buralarda lakap çıkmaz, leke gibidir, üzerine yapışınca çıkmaz.“

E ne demişler; “Yiğit lakabıyla anılır.”

Gelelim Arif Özavcı kitaplarına…

İlk kitabı “Diyarbakır Kızı İrma ve Sarı Pişo”yu okurken size zaman tünelinde gezinme hissi veriyor. Diyarbakır’da geçen olaylar anlatılırken zaman zaman anlatılanlara gülüyor bazen de boğazınıza bir şeyler takılmış hissi yaşıyorsunuz. Kitap, Arif Bey’in babasının iş ortağı Bedros beyin eşi İrma Hanım’ın hatıra defterinden esinlenerek yazılmış. 

İrma Hanım’ın 1968-1974 yılları arası tuttuğu günlükten yararlanan Arif Özavcı kendi anılarını ve o yıllarda çevresinde olup bitenleri iyi bir gözlem yeteneği ve şivesi ile okura aktarıyor. 1970’li yılların Diyabakır’ının anlatıldığı kitapta Diyarbakır şivesi kullanıldığı için kitabın arkasına anlaşılmayan sözcükler için bir sözlük de konulmuş. 

Olayların ve yaşananların çok akıcı bir dille anlatıldığı bu anı roman tarzı kitabın sonunda hüzünleniyor ve “keşke sonu böyle bitmeseydi” diyorsunuz. Kitabı okurken “kesinlikle bu kitap bir film haline getirilmeli ya da mutlaka dizisi çekilmeli” diye düşündüm. 

Bir zamanlar farklı din ve inançlardan, farklı kültürlerden insanların bir arada kardeş gibi yaşarken sonra nasıl başkalaşım geçirip bugünlere geldiğimizi görünce de üzülüyorsunuz. Aslında hepimiz bir bütünün farklı güzellikteki parçalarıyız. O bütünü oluşturan değerlerin birer birer yitip gittiğini gören kuşaklar olarak belki bizler bunun farkındayız ama bunları görmeyen/yaşamayan günün gençlerine anlatmak tabii ki çok zor.

Şu an okumaya başladığım ikinci kitabı “Diyarbakırlı Diyojen”de ise yazarımız, 12 Eylül darbesi sonrası 1980’li yıllarda arkadaşı Şehan’ın Diyarbakır’da başlayıp Almanya Berlin’de noktalanan hayatını, Ankara’daki öğrencilik yıllarındaki anılarını apolitik bir dille o yılların sosyolojisini anlattığını vurguluyor. Her iki kitabı da Arif Özavcı’nın yukarıda verdiğim X’teki hesabına ulaşarak temin edebilirsiniz.

Sosyal medyanın bana kazandırdığı sayısız dostlardan olan Arif Özavcı kitapları dışında günlük yazıları ile Diyarbakır çevresinin sanki yaşayan hafızası gibidir. Okurken eğlendirir, eğlendirirken düşündürür. Belki bir gün Diyarbakır Ulu Cami karşısındaki sokakta Remzi kardeşin Borsa kahvehanesindeki küçük taburelerde oturup çay içerken bunları da konuşuruz. Ya da Meryem Ana Süryani Kilisesine giderek Henri ve Saliba kardeşlerimize misafir olur hep birlikte arkadaşı Şehan’ı yad ederiz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Yazanİlhan İlmenöz
Takip et:
Yaşama ve olaylara, bardağın dolu tarafından bakmayı ilke edinmiş tarihçi eskisi... Doğayı, denizi, gezip görmeyi, okumayı ve öğrenmeyi çok seven gerçek bir hayvansever... Müzik, spor ve yabancı dizi tutkunu İzmir aşığı... Aklına ne gelirse, özgürce, hiçbir kişi, kurum ve ideolojiye bağımlı olmadan yazmayı seven bir amatör...
Önceki Makale Cahit Arf’ın kritik soruları
Sonraki Makale Bireyi korurken toplumu mahvetmek

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

ManşetSerbest Kürsü

Bireyi korurken toplumu mahvetmek

Adil Gürkan
12 Haziran 2026
GünlükManşet

Cahit Arf’ın kritik soruları

Medya Günlüğü
12 Haziran 2026
GünlükManşet

10 soruda Meksika

Medya Günlüğü
12 Haziran 2026
GünlükManşet

ABD’de futbol futbola karşı

Medya Günlüğü
12 Haziran 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?