Pazartesi, 8 Haz 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
GünlükManşet

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 8 Haziran 2026 06:20
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

AKP’li Metin Külünk: AK Parti içinde Londra-Tel Aviv hattından beslenen bir grup Erdoğan yenilgisinin zeminini hazırlıyor-Cansu Çamlıbel (T24)

“Metin Külünk, Millî Görüş geleneği içindeki en sert damarlardan biri olan Akıcılar Derneği içinde yetişmiş bir siyasetçi. Kuruluşundan itibaren Adalet ve Kalkınma Partisi’nde İstanbul İl Teşkilatı Başkanlığı dahil önemli görevler yaptı. 2011-2018 yılları arasında üç dönem milletvekili seçildi. 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimine karşı sokağın örgütlenmesinde rol oynadığı konuşuldu. En son AKP’nin 2021’deki MKYK’sında görev aldı. Suç örgütü lideri Sedat Peker’in 2021 yılındaki ifşa videolarında ismi geçen siyasetçilerden biri olduğu için o gün bugündür Peker’le ilişkisi tartışılıyor. Hatta o sürecin ardından ‘tasfiye’ edildiği de söylendi. Kendisi tasfiye iddiasını kabul etmese de artık aktif görevde değil. Partisine yönelik eleştirilerini sosyal medya aracılığıyla paylaşıyor, YouTube’da dikkat çeken yayınlar yapıyor. Ancak yine de Cumhurbaşkanı Erdoğan’a toz kondurmuyor. O açıdan hâlâ “reisçi” olduğunu varsayabiliriz.  

Kendisiyle Türkiye siyasal tarihinin bu anında söyleşmek istememin temel sebebi aktif görevde olan Adalet ve Kalkınma Partililerin bu tür derinlikli konuşmalardan itinayla kaçıyor olmasıydı. Nitekim telefon ettiğimde esprili bir biçimde “Ben arkadaşların eksiğini kapatmaya çalışırım” dedi. Bu arada söyleşi için sözleştiğimiz gün Instagram hesabından yaptığı fotoğraf paylaşımı dikkatimi çekti. 1994 seçimleri sırasında üstü açık bir arabanın üzerinden halkı selamlayan Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan ve yanında Tayyip Erdoğan, arabanın kaputunda ise Metin Külünk oturuyor.  

Bu söyleşinin pek çok manşeti olmakla beraber bana kalırsa en kıymetli tarafı hükümetin 2013’ten bugüne en kritik siyasal anlarda sarıldığı “üst akıl” ya da “dış üst akıl” ya da “dış mihrak” söyleminin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha göstermiş olmasıdır. Zira Metin Külünk’e göre Ekrem İmamoğlu’nu Tel Aviv-Londra hattındaki bir akıl, bir “proje” tasarımı olarak Türkiye’nin gündemine sokmuş. Külünk bu iddiada bulunurken nedense ABD’nin ismini geçirmiyor. Sonra dönüp dolaşıyor ve ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Thomas Barrack’ın “Osmanlı millet sistemi” konusundaki çıkışlarını yeni bir Siyonist bölge tasarısı olarak eleştiriyor. Hatta hükümetin Barrack’a bir yanıt vermiyor olmasına kızıyor. Sonra Türkiye’de bir sonraki seçimleri kimin kazanacağını düşündüğünü sorduğumda “Ben bu sürecin Sayın Cumhurbaşkanımızla geçirileceğini görüyorum” diyor. “Bu süreç” dediği de dünya sisteminin yeniden tanımlanması! Yani Külünk’ün atıfta bulunduğu “üst akıl” İmamoğlu projesini devreye sokmuş ve başarılı olmasını istemiş ama ne hikmetse yeni dünya düzenini Erdoğan’sız kuramazmış.”  

Türkiye Asya-NATO’suna karşı olmalı-Mehmet Ali Güller (Cumhuriyet)

“Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın geçen hafta Japonya merkezli Nikkei Asia gazetesine yazdığı makale önemliydi, iç politik gündemin ağırlığı nedeniyle değinemedik.

Fidan makalesinde savunma işbirliği konusunu öne çıkardı. Türkiye’nin insansız hava araçları (İHA) konusunda Japonya ile işbirliğine istekli olduğunu, bu işbirliğinin ortak geliştirme ve ortak üretim için önemli fırsatlar sunabileceğini belirtti. (AA, 30.5.2026)

Ancak Fidan’ın asıl önemli mesajı NATO’yla ilgiliydi. Fidan, Türkiye’nin 7-8 Temmuz’da ev sahipliği yapacağı NATO zirvesinde, Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda liderleri ile savunma bakanlarını ağırlamak istediklerini belirtti.

Fidan’ın bu ülkeleri sıralarken bu ülkelerden “NATO’nun Hint-Pasifik ortakları” diye söz etmesi önemliydi. Zira ABD yönetimi bir süredir Asya-Pasifik yerine Hint-Pasifik adlandırmasını kullanıyor. Çünkü ABD Çin’e karşı Hindistan’a dayanmak istiyor.

Dışişleri Bakanı Fidan’ın davet etmek istediği ülkelerin Ankara’daki NATO zirvesine katılabilmesi, tüm NATO ülkelerinin onayıyla mümkün. Ancak ABD, son birkaç zirvedir zaten bu ülkelerin zirvelere katılmasını sağlıyor. Bu bakımdan Fidan’ın davetini, Washington’ın talebinin ev sahibi tarafından dile getirilmesi olarak yorumlayabiliriz.

Peki ABD bu ülkeleri neden NATO zirvesine çağırıyor?

Çünkü Japonya ve Güney Kore, ABD’nin Çin’e karşı askeri üssü durumunda. İki ülkede ABD askerleri var ve ABD geçen yıl Çin’e karşı Japonya ve Güney Kore’yle üçlü bir savunma ortaklığı oluşturdu.

Avustralya ise ABD’nin Çin’e karşı nükleer üs haline getirmeye çalıştığı ülke. Anımsayacaksanız, ABD, Fransa’nın Avustralya’yla yaptığı nükleer denizaltı anlaşmasını bozmuş ve yerine İngiltere’yle birlikte kendisi anlaşmıştı. Böylece üç ülke, ABD, İngiltere ve Avustralya AUKUS’u oluşturmuştu. Washington yönetimi buna Yeni Zelanda’yı da dahil etmeye çalışıyor.

Fransa, bir parça da bu nedenle ama daha ziyade NATO’nun Asya’ya genişlemesine karşı olduğu için birkaç zirvedir ABD’nin Japonya planını engelledi. O plan, ABD’nin Japonya’nın başkenti Tokyo’da bir “NATO irtibat ofisi” açmasıydı. Paris, bunu onaylamıyor.”

Seni seviyorum sevgilim, iyi ki doğdun-Memduh Bayraktaroğlu (Nefes)

“Bazı kişiler, Dilek İmamoğlu’nun, doğum gününü kutladığı eşi Ekrem İmamoğlu’na hitaben yazdığı “Seni seviyorum sevgilim, iyi ki doğdun” cümlesinden hoşlanmadılar…

Bir vatandaş: “İnsan kocasına neden sevgilim diye hitap eder ki?” diye soruyordu…

Ben de bunun üzerine şu cevabı verdim:

“Ben 58 yıldır, çocuklarımızın annesine sevgilim diyorum… Günaha mı giriyorum, suç mu işliyorum, ayıp mı ediyorum?..”

Meğer bazı kişilere göre ayıp ediyormuşum!..

Çünkü itiraz edenlerden biri şöyle yazıyordu:

“Bizim Müslüman Türk kültürümüzde eş, sevgili statüsünde değildir. Sevgili, evli olmayanlar için söylenir…”

Doğrusu bu cümleyi okuduğumda şaşırdım… Sonra düşündüm… Ve sonra da bu absürt kuramı sevgilime okudum… İkimiz de kahkahalarla güldük…

Kahkahalarla güldük çünkü..

Canlarım, bir insanı önce seviyorsunuz… Sonra ona aşık oluyorsunuz… Hayatınızı onunla birleştirmeye karar veriyorsunuz… Ve… Nikah masasına oturuyorsunuz…

Sevgiyi yaşamadığı için bilmeyenlere göre, bir anda, sevdiğiniz insan sevgili olmaktan çıkıp sadece, “eşiniz” ya da “karınız” kategorisine geçiyor?..

Oysa ben çocuklarımızın annesini “eşim” olarak değil “sevgilim” olarak tanıdım…

Onu tanır tanımaz “karım” değil “sevgilim” dedim… Onu ilk önce, “sevgilim” olarak sevdim…

Nikah ise devletin ve toplumun aile kurumunu düzenlemek için koyduğu hukuki bir kayıt işlemiydi…

Yani canlarım, kalbimdeki sevginin adı değişmedi…

İşte bu yüzden yıllardır ona “sevgilim” diyorum…

Bunu bilen bir takipçim şöyle yazmış:

“Ben gerçekten evli olmadığınızı, sevgiliniz olduğunu düşünmüştüm…”

Doğrusu bu yorum çok hoşuma gitti… Çünkü aslında ideal olan da buydu… Bir kadınla bir erkek yıllar sonra bile dışarıdan bakıldığında hâlâ sevgili sanılıyorsa, o evlilik birçok şeyi başarmış demektir…”

İktidarın envanterinde halk muhalefetini yenecek silah yok: Mutlak Butlan Saray’a yetmez-Yaşar Aydın (BirGün)

“Ülkenin dörtte üçü içinde bulunduğu durumdan memnun değil. Her fırsatta “böyle gitmez” diyor. Ama halihazırda akacak bir yatak bulmuş değil. Halkın ezici bölümü partilerin sorunlarını çözmede yetersiz kaldığını düşünüyor ve uzun süredir bu alanda “hiçbiri” partisi birinci.

Konu parti tercihi olunca da durum çok değişmiyor. Ülkenin üçte biri hâlâ kendini kararsız/oy vermem olarak ifade ediyor. Durum öyle bir noktaya geldi ki, “bıktık, artık yeter, dayanacak güç kalmadı, artık gitsinler, değişsin” kelimeleri Türkiye’de milyonlarca insanın ruh halini anlatan kesişim noktası oldu.

Türkiye, 103 yıllık Cumhuriyet tarihinin en hareketli dönemini yaşıyor. Küçük depremlerle her kesimden siyasetçinin ayağının altındaki toprak sarsılıyor. İster adına “dip dalga” ister “büyük depremin habercisi” denilsin ortadaki gerçek ülkedeki fay hatlarının harekete geçtiğidir.

Ülkedeki huzursuzluk ve değişim talebi öyle bir noktaya geldi ki bilinen siyaset yöntemleriyle durumu idare etme şansı kalmadı. Erdoğan-Bahçeli ikilisinin ağızlarından ve eylemlerinden muhalefeti düşürmemelerinin de nedeni budur. Cumhur İttifakı’nın iki lideri de partili siyaseti/muhalefeti hep çok sevdi. Seçim ve siyasi partiler yasasının antidemokratik yapısından kaynaklı donmuş, liderlerin inisiyatifiyle ilerleyen siyaset AKP’nin 25 yıllık iktidarını kolaylaştırıcı etken oldu. CHP’yi yaklaşık 30 yıl Baykal ve Kılıçdaroğlu yönetirken bu dönem boyunca sahneyi Erdoğan ve Bahçeli ile paylaştılar. Partilerde yaşanan komplolar, değişen ittifak her dönem Erdoğan’ın siyasi ömrünü uzatmasıyla sonuçlandı. Türkiye’de siyaset halkın oyunu tribünlerden seyrettiği oyuna dönüştü.

Ama artık durum değişti. Tüm dünyada otoriter liderler etrafında şekillenen rejimlere karşı muhalefetin ana omurgasını partiler değil birleşik halk güçleri oluşturuyor. Son derece anlaşılır birkaç başlık etrafında birleşen milyonlar ve onların emek örgütleri rejimleri durdurabiliyor ya da ciddi anlamda sarsabiliyor.

Türkiye de bu durumdan fazlaca nasibini alan ülkelerden biri. Gezi isyanından bu yana halk hareketleri iktidarın en büyük kabusu durumunda. Erdoğan ve Bahçeli siyasetin bu yeni durumuna 15 yıldır alışamadı. Sürekli ‘eskiye’ olan özlemlerini dile getirdiler. Bahçeli’nin muhalefete seslenirken kurduğu ‘sokaktan uzak dur’, ‘Ankara’ya dön’ çağrılarının ya da Erdoğan’ın “milli ve yerli” tanımlamalarının arkasında da bu arzu var. İktidarın hem ideolojik, hem politik hem de örgütsel envanterinde geniş halk kesimlerine dayanan, isim ve partilerden çok talepler etrafında örgütlenen muhalefete karşı kullanabileceği silah yok.”

Ya bir de dezenflasyon programı uygulanmasaydı!-Alaattin Aktaş (ekonomim.com)

“Üç yıl önce… Haziran 2023’te ekonomik kadrolar bir kez daha değişti ve dezenflasyon programı uygulamaya konuldu. Ne demişti bu kadronun başına geçen Maliye Bakanı Mehmet Şimşek:

“Türkiye’nin rasyonel bir zemine dönme dışında bir seçeneği kalmamıştır.”

Şimşek bu sözleri selefi Nureddin Nebati’nin adeta gözlerine bakarak söyledi;

“Her şey senin yüzünden böyle oldu” dercesine. İşte bu görev devir tesliminin üstünden üç yıl geçti ve dezenflasyon programı üçüncü yılını doldurdu.

Mehmet Şimşek görevi devraldığında yıllık enflasyon yüzde 40 düzeyindeydi, şimdi ise yüzde 33. Üç yılda kaydedilen düşüş bu kadar, kendi içinde oranlarsak yüzde 17,5’lik bir iyileşme var.

Peki ya bu üç yılın toplamında yaşanan enflasyon ne kadar? Öyle ya, Amerikalı düşünür Ralph Waldo Emerson’a atfedilen o meşhur sözdeki gibi “Mutluluk varılacak bir yer ya da bir hedef değil, yolculuğun ta kendisidir”.

Dolayısıyla enflasyon düşecek, sıkın dişinizi denilen sürede yaşanan enflasyon ne olacak? Üç yıl, beş yıl sonra enflasyon düşecek ve rahata erişilecek, o da olursa, peki bu sürede çekilen sıkıntılar?

İşte TÜİK verileri ve son üç yılda yaşanan enflasyon; tam yüzde 215. Gerçek artışın çok daha yüksek olduğu dile getirilecektir, biliyorum. Varsayın ki bu oran tümüyle gerçeği yansıtıyor; yine de çok yüksek. Şimşek’in üç yıllık görev süresinin ilk yılında, yani Haziran 2023-Mayıs 2024 dönemindeki enflasyon yüzde 75,45 oldu. İkinci on iki aylık dönemin enflasyonu yüzde 35,41’e indi.

Bu yılın mayısı itibarıyla son on iki aydaki enflasyon ise pek değişmedi ve yüzde 32,61’de kaldı. Üç yılın birikimli toplamı da yüzde 215.

Türk halkına “mutluluk” diye vaat edilen oran ine ine 40’tan 33’e indi ama bu dönemde başlangıçta 100 olan genel fiyat düzeyi 315’e çıktı.

Bu ortalama artış… Bazı detaylar var ki yüzde 215’lik ortalama artışı çok geride bıraktı.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Seçim bitti ama gerginlik bitmedi
Sonraki Makale Aziz Yıldırım manşetleri

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

Aziz Yıldırım manşetleri

Medya Günlüğü
8 Haziran 2026
*Günlük

Seçim bitti ama gerginlik bitmedi

Medya Günlüğü
8 Haziran 2026
ManşetMG Özel

Rusların gözüyle Kılıçdaroğlu

Fuad Safarov
8 Haziran 2026
Günlük

Aziz Yıldırım’ın portresi

Medya Günlüğü
8 Haziran 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?