İktisat bilimi, geleneksel anlatıda piyasaların işleyişini, kaynakların dağılımını ve refahın artırılmasını inceleyen “masum” bir akademik disiplin olarak tasvir edilir.
Ancak 20. yüzyılın ortalarından itibaren, özellikle İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı varoluşsal krizle birlikte iktisat; matematiksel bir uğraş olmaktan çıkıp, uluslararası güç dengelerini belirleyen, rejimleri yıkan ve coğrafyaları yeniden dizayn eden stratejik bir silaha dönüşmüştür.
Bu çalışmanın temel tezi; Walt Rostow, Max Millikan, Charles Kindleberger gibi dev isimlerin sadece akademik makaleler yazan “fildişi kulesi” sakinleri değil; aynı zamanda devletin operasyonel aklını temsil eden birer “stratejik aktör” olduklarıdır.
1940’lı yılların başında OSS (Stratejik Hizmetler Ofisi) bünyesinde başlayan bu süreç, iktisatçının sadece bir analist değil, aynı zamanda bir hedef belirleyici, bir lojistik deha ve nihayetinde bir sosyal mühendis olarak konumlandırılmasını sağlamıştır. İktisatçıların bu gizli tarihi üç ana evre üzerinden okunmalıdır:
Savaşın Muharip Akılları: İktisadi verinin düşman sanayisini çökertmek için bir bombardıman haritasına dönüştüğü OSS dönemi.
Soğuk Savaşın Mimarları ve Siber-Strateji: “Kalkınma” ve “Modernleşme” teorileri adı altında gelişmekte olan ülkelerin Batı blokuna mühürlendiği, RAND Corporation ve MIT-CENIS gibi merkezlerde askeri-iktisadi aklın nükleer stratejiye ve siber-sibernetik veri yönetimine tahvil edildiği dönem.
Akademik Örtü ve Bilgi Diplomasisi: Bilimsel prestijin, en kapalı kapıları açan bir “operasyonel kılıf” olarak kullanıldığı, Jan Tinbergen gibi pür bilimsel niyetli isimlerin yarattığı verilerin dahi küresel standardizasyon (SNA) araçlarıyla stratejik birer açık kaynak istihbaratına dönüştüğü süreç.
Çalışma, tarihsel analizini 1970 eşiğinde bırakmayarak, günümüzün siber-uzay ve algoritmik savaş evrenine (1970-2026) uzanan metodolojik bir projeksiyonla sonlandırmaktadır. Bu doğrultuda, klasik dönemde bombalanacak fiziksel lojistik darboğazları (bottlenecks) tespit eden iktisadi aklın, modern dünyada SWIFT kontrol noktalarını (chokepoints) yöneten ve gözetim kapitalizminin algoritmalarıyla insan davranışını manipüle eden siber-stratejik evrimi deşifre edilmektedir.
Modern istihbaratın tarihi, genellikle casusların karanlık sokaklardaki faaliyetleri olarak anlatılır. Ancak 1942 yılı, bu anlatıda köklü bir kırılmayı temsil eder. Amerika Birleşik Devletleri İkinci Dünya Savaşı’na girdiğinde, düşman sadece askeri bir güç değil, devasa bir endüstriyel makine olarak tanımlanmıştır.
Bu makineyi durdurmak için generallerden ziyade, sistemin nasıl işlediğini (ve nasıl çökeceğini) bilen bir “akademik orduya” ihtiyaç duyulmuştur. Başkan Roosevelt tarafından kurulan ve CIA’in atası sayılan Stratejik Hizmetler Ofisi (Office of Strategic Services- OSS), bünyesinde oluşturulan Araştırma ve Analiz (R&A) şubesiyle akademik dünyayı devletin kalbine taşımıştır. Bu şube, dönemin en parlak zihinlerini -özellikle iktisatçıları- bir araya getirerek tarihin ilk disiplinlerarası istihbarat laboratuvarını kurmuştur
İktisatçılar için bu dönem, teorik modellerin gerçek dünyada “yaşam ve ölüm” kararları üzerindeki etkisini test ettikleri bir laboratuvar olmuştur. Bir fabrikanın girdi-çıktı tablosu, bir bombardıman filosunun rotasını belirleyen stratejik bir belgeye dönüşmüştür. Aşağıdaki liste, bu tarihsel zorunluluğun bir sonucu olarak kalemini ve hesap makinesini birer silah gibi kullanan akademik kadronun panoramasıdır.
(Prof. Dr. Ercan Eren, tasam.org)
Makalenin devamını okumak için tıklayın
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
