Butlan darbesinin üç günlük sonuçları-Barış Terkoğlu (Cumhuriyet)
Savaş, sıkıyönetim, darbe… CHP hepsini gördü. Kapatıldı, liderleri hapsedildi, yasaklandı. Ancak hiçbirinde genel merkezi panzerle, gazla, copla sınanmadı. Kurucu partiye bunu yapmak Erdoğan’ın sınır tanımaz rejimine nasip oldu.
İster yargıya bakıp “butlan” deyin ister polis ordusuna bakıp “darbe”. Perşembeden pazara yaşananların hem politik bir hedefi hem de politik bir sonucu var.
Eksiğiyle fazlasıyla şöyle özetleyeyim:
– İktidarın hedefi, CHP’yi birinin yönetmesi değil, CHP’nin yönetilememesi. Genel merkezine dün polis sokarak, koridorlarını gaza boğarak, CHP’yi bugünden sonra siyaset yapan; kendi programıyla, bayrağıyla, söylemiyle topluma söz söyleyen bir organ olmaktan çıkardı. Uzun süre boyunca tabanıyla tepesi arasında sürecek bir nifak havuzunun içine itti.
– Butlan kararı çıkmadan bir saat öncesine kadar CHP’nin kritik bir ismi ile beraberdik. Butlan çıksa dahi tedbir kararı alınmayacağını, sürecin yıllar alacağını anlattı. Gelgelelim bir saat sonra tedbirli butlan çıktı. Butlan akşamı görüldüğü gibi; CHP Genel Merkezi, göstere göstere gelen bu karara hazırlıksız yakalandı. Kararı verenler ise oldukça hazırlıklıydı.
– Özgür Özel, 21 Mayıs’ta genel merkez önünde yaptığı konuşmada örtülü bir dille kendisine yapılan teklifi de işaret etti. Öyle anlaşılıyor ki butlan kararı, Özel liderliğine İmamoğlusuz yol yürüme teklifini Özel’in geri çevirmesinin sonucunda geldi. Haliyle butlan kararı bir lider değişiminden çok, İmamoğlu’nda ısrar eden kadroların tasfiyesi. İki ayrı Meclis grubu, iki ayrı genel başkan, iki ayrı genel merkez… Kaçınılmaz sonucu önce fiili, ardından belki de resmi olarak iki ayrı parti olacak.
– Erdoğan, kendisine meydan okuyan ilk cumhurbaşkanı adayını 19 Mart operasyonuyla tasfiye etti. Butlan kararının görünmeyen bir sonucunu belki de önümüzdeki günlerde hissedeceğiz. Zira butlan darbesi genel merkeze vurulmuş gibi görünse de yaratacağı sonuçlar en çok Mansur Yavaş’ın Cumhurbaşkanlığı adaylığına hasar verecek.
– CHP’de yönetim değişti, operasyon olmaz yanılgısında olanlar var. Aksine… CHP’deki tasfiye süreci kendisini yeni operasyonlarla devam ettirecek. Geçen cuma günü yargıdan özellikle sızdırılan gizli tanık ifadesi nereye yöneleceğini de gösteriyor. Yargının ilk hamleleri İmamoğlu’nun etki alanını hedef alıyordu. İkinci aşaması, Özel’in periferisindeki isimleri hedefliyor. Cumartesi sabahı delegelere yapılan gözaltı ve tutuklamalarla başlayan hamle, öyle anlaşılıyor ki İzmir’e doğru uzanan operasyonlarla sürecek.”
“Bay Kemal” neden acele etti?-Aytunç Erkin (Nefes)
“CHP’de Özgür Özel ve Kemal Kılıçdaroğlu tarafları arasında telefon trafiği sürüyor. Özel tarafını Murat Emir ve Suat Özçağdaş, Kılıçdaroğlu tarafını Mahir Polat ve Orhan Sarıbal temsil ediyor. İki taraf, genel merkezin dışında buluşma konusunda fikir alışverişinde bulunuyor. Bu arada CHP Genel Merkezi de Kılıçdaroğlu tarafı da yandaşlarına “Sabah CHP binası önünde toplanıyoruz” çağrısı yapıyor ve iki taraf da bu çağrıdan haberdar. Birbirlerine güvenmiyorlar. Bu arada Kılıçdaroğlu’nu temsil eden Mahir Polat, Kemal Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik’i arıyor. Sabah erkenden CHP Genel Merkez buluşması planlanıyor. Sonrasını izlediniz… Kuruluşun ve kurtuluşun partisi CHP binasına polisin girmesi, Özgür Özel’in ayrılması, Meclis’e yürüyüşün başlaması…
Soru şu: CHP Genel Başkanlığı’na mahkeme kararıyla dönen Kemal Kılıçdaroğlu neden bu kadar acele etti? Uzlaşma için daha fazla diplomasi zorlanamaz mıydı?
İki isim telefonda görüşmüştü: Özel, erkenden bir kurultay istemiş, Kılıçdaroğlu “uygun zamanda kurultay” demişti. İki taraf da birbirlerinin ne istediğini tabii ki biliyordu; Özgür Özel en geç 45 gün içinde kurultayı yeniden kazanmak için, Kılıçdaroğlu da “uygun zamanı” kendisinin kontrolünde bir kurultay olarak istiyordu. Niyetler belliydi! Süreçte Kemal Bey’e yakınlığıyla bilinin ve devletin kodlarını iyi bilen bir ismin bana kurduğu cümleler de kulağımdaydı: “Özgür Özel ve dar ekibi farkında değil ama kuşatma kendilerine. Sadece Ekrem İmamoğlu üzerinden yürümüyor. Eğer Kılıçdaroğlu gelmezse daha kritik konularla yüzleşmek zorunda kalacaklar. Kemal Bey onlar için şans.” Özel ve ekibiyse “özgüvenli” bir şekilde devam etme konusunda kararlıydı. Bir de Kılıçdaroğlu’nun 23 Mayıs’ta evinin önünde gazetecilere kurduğu şu cümleler dikkat çekiciydi:
“Bu sabah yeni bir gelişme oldu. Özgür Bey’in yeni görevi hayırlı olsun. Özgür Bey benimle görüşeceğini ifade etmişti ama olmadı. Belki bugün gerçekleşir. CHP köklü bir partidir, devlet kuran bir partidir, devlete yön veren partidir. CHP ahlaki değerlerini korumak zorundadır. Bütün vatandaşlarıma ve partililere söz veriyorum. CHP’yi kuruluşundaki kodlara kavuşturacağız. Partiye çok eleştiri gelmiştir. Ama partinin ahlaki değerleriyle ilgili hiçbir eleştiri gelmemişti, şimdi geliyor. Bunları düzeltmemiz gerekiyor. Partinin tabanını ayrıştıracak söylemlerden kaçınmak lazım. Çok dikkatli bir dil kullanıyorum. Bu partiyi kendi içinden ayrıştıran dilden kaçınmak lazım. Kökümüze ve ahlakımıza sahip çıkmamız lazım.”
Kılıçdaroğlu da “ahlaki” kelimesine vurgu yapmış ve CHP’yi kuruluş kodlarına döndüreceğini iddia etmişti. İki taraf için de sorun tam da bu noktadaydı: Bir taraf ahlaksızlık olmadığını diğer taraf da ahlaki çürüme olduğunu savunuyordu. Yine soruyorum: Kılıçdaroğlu zaten mahkeme kararıyla kendisine verilmiş başkanlığa oturmak için neden bu kadar acele etti?”
Tarihe böyle mi geçmek istiyorlar?-Mehmet Y. Yılmaz (T24)
“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz hafta AKP TBMM Grup toplantısında şöyle konuştu:
“Bu hareket en başından itibaren millet, memleket, büyük Türkiye davasıdır. Bu hareket ümmet davasıdır. Bir Tayyip Erdoğan gider ama bu davayı omuzlayacak bin Tayyip Erdoğan gelir.”
AKP’nin eskiden vardıysa bir “davası” olduğunu artık hatırlayan kaldı mı bilmiyorum ama şunu kesin olarak söyleyebilirim:
“Bu dava” bir süredir “bir Tayyip Erdoğan’ın” ne olursa olsun iktidarda kalmasını sağlama davasına dönüşmüş bulunuyor.
“Birinci Recep Tayyip Erdoğan” gerçekten “nasıl olsa arkamda daha bin tanesi var, dava garanti” diye düşünüyor olsaydı, gitmemek için Cumhuriyetin ve “seçimli demokrasimizin” önemli kurumlarını bu hale getirmezdi.
Ana muhalefet partisi giderek halk nezdindeki etkisini arttırıyor, yargı operasyonları bu gidişi durdurmaya yetmedi.
Şimdi hedef muhalefet partisini felç ederek, kendi derdiyle uğraşır hale getirmek gibi görünüyor.
Erdoğan, tecrübeli bir politikacı olarak normal bir seçimi kazanamayacağının farkında.
Yenebileceği rakipler ile seçime girmenin hayalini kuruyor, bunun için de bugüne kadar kendi meşruiyetinin de kaynağı olan Anayasal düzeni yıkıyor.
Recep Tayyip Erdoğan ve partisi çeyrek yüzyıla yakın bir süredir iktidarda.
Bu süre içinde defalarca seçim kazandı ve kazandığı seçimlerin meşruiyeti hiç tartışılmadı.
YSK’nın, kanunun açık hükümlerini yok sayarak, TBMM’nin yetkisini gasp ettiği referandumun meşruiyeti bile tartışılmadı. (Seçim Kurullarının mührünü taşımayan zarf ve oy pusulalarının, oylama sürerken “geçerli sayılması” için verilen karardan söz ediyorum.)
Ancak CHP’nin Kemal Kılıçdaroğlu gibi bir kayyıma devredilmesi adımı, bundan sonraki seçimlerin meşruiyetini de tartışılır hale getirecek.
Çünkü bu adım, Türkiye’de 1950’den beri belki de demokrasimizin en az tartışma konusu olan kurumunu berhava etti.”
Siyasete ikinci yargı müdahalesi-Faruk Bildirici (BirGün)
“CHP’deki “mutlak butlan” kararı, bu iktidar döneminde siyasete yargı yoluyla müdahalenin ilk örneği değil. 2016’da MHP’de muhalifler olağanüstü kongreyi toplamayı başarmışlardı; ama Ankara 3. Asliye Ceza Mahkemesi, kurultayı iptal etmiş, tüm kararları geçersiz saymıştı. Sonrası malum, Devlet Bahçeli, Meral Akşener ve tüm rakiplerini ihraç etmiş, sonra da AKP ile ittifak kurmuştu.
CHP’nin 2023 kurultayının iptalinin de siyaset tarihinde derin izler bırakacağına kuşku yok. Bu denli önemli siyasi gelişme ilk andan itibaren birçok soru işareti doğurdu. İzlenecek yöntem, PM’nin oluşumu, Özel’in sözünü ettiği klik ve daha birçok soru vardı. Ancak karar akşamı, Özgür Özel’in basın toplantısına katılan gazeteciler çok az soruyla yetindi. Bereket sonraki günlerde gazeteciler daha hazırlıklıydı, doğrudan konunun özüne yönelik sorular sorabildiler.
İktidar yanlısı medyanın ise soru sorma gereksinimi yoktu, karar onlara yetiyordu. Anında bayram havası esti iktidar medyasında. Daha karar tebliğ bile edilmeden Özgür Özel’i ekranlarda genel başkanlıktan düşürdüler. CNN Türk, “CHP Manisa Milletvekili” yazdı; oysa Özgür Özel, kurultay öncesinde sadece milletvekili değil, aynı zamanda “CHP Grup Başkanı”ydı.
Ensonhaber, “Ağlamaklı ses tonuyla konuştu” ve “Kendini hâlâ genel başkan sanıyor” diyerek Özel ile alay ederken Yeni Akit’te başlayan Kılıçdaroğlu sevgisi, “CHP Genel Merkezi’nde Kılıçdaroğlu’na büyük ayıp”, Yeni Şafak’ta da “CHP’de büyük temizlik” başlığına yansıdı.
Karardan mutlu olan iktidar yanlısı yazarlarda da CHP sevgisi depreşti. Mahmut Övür, “Mutlak butlan, çıkmazdaki CHP için çıkış kapısı olabilir”, Fuat Uğur, “Bu Türk siyasetinin arınma davasıdır”, Yücel Koç da “Mutlak butlan, CHP’yi kurtarma fırsatı”, Melih Altınok “CHP’de büyük temizlik başlıyor” diye yazarak, kararı CHP lehine bir gelişme gibi yorumladı.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun ilk değerlendirmesini TGRT’den duyurması da anlamlıydı. Zaten süreç boyunca “Kılıçdaroğlu’nun yakın çevresi” haberleri de hep aynı kanalda yayımlanmıştı. “Mutlak butlan” kararı alındığını ve cuma günü UYAP’ a yükleneceğini önceden duyuran da TGRT Ankara Temsilcisi Fatih Atik olmuştu.
CHP Genel Merkezi’nde yaşanan gerginlikte de iktidar medyası Kılıçdaroğlu’nun safında yer almayı sürdürdü. Genel Merkez’de yaşananlar, -TRT dahil olmak üzere- iktidar TV’lerde tek yanlı bir dille aktarıldı; içerdekiler şiddete başvuranlar, dışardakiler sorunu diyalogla çözmeye çalışanlar olarak yansıtıldı. Muhalif TV’ler ise Özgür Özel’i sahiplenmeyi sürdürdü; Özel yanlılarının görüşlerini ekrana getirdi.
Medyadaki ayrışma, CHP’ye yargı müdahalesine ilişkin haber ve yorumlarda da kendini göstermiş oldu. Bu şaşırtmadı ama bazı CHP’lilerin, ilk akşam TGRT ve A Haber muhabirlerini tartaklayarak Genel Merkez’den çıkarmaları üzücüydü. Medya kuruluşlarının yayınlarının sorumluluğu muhabirlere yüklenemez; engelleme ve fiziki müdahale de itiraz yöntemi olamaz.”
Devasa ‘sıcak para’ stoku-Naki Bakır (Dünya)
“Küresel gerilimler ve iç siyasi belirsizliklerin damgasını vurduğu yılın ilk çeyreği itibarıyla Türkiye’deki geniş tanımlı sıcak para stoku 306,2 milyar dolar. Gerilim devam ederken yüksek sıcak para hacmi Türkiye ekonomisinin dış şoklara karşı kırılganlığını artırıyor.
Jeopolitik gerilimler ve iç siyasi belirsizliklerin damgasını vurduğu yılın ilk çeyreği itibarıyla 306 milyar 182 milyon dolar düzeyinde bulunan geniş tanımlı sıcak para hacmi Türkiye ekonomisinin dış şoklara karşı kırılganlığını artırıyor.
Türkiye’nin jeopolitik konumu, Suriye, İran, Rusya-Ukrayna, Doğu Akdeniz gibi bölgelerdeki istikrarsızlık nedeniyle sıcak para için olumsuz bir zemin yaratıyor. İç siyasi şoklar da sıcak para çıkışını tetikleyici rol oynayabilecek nitelikte. Uzmanlar, risk, gerilim ve belirsizliklerin tetikleyebileceği olası ani çıkışların kur, rezerv ve enflasyon üzerinde ciddi baskı oluşturabileceği uyarısında bulunuyor.
Merkez Bankası verilerine göre Türkiye’deki geniş tanımlı sıcak para stoku, istikrarsızlığın zirveye çıktığı yılın ilk çeyreğinde net 2 milyar 555 milyon dolar azalmakla birlikte yüksek bir hacim oluşturmaya devam etti. Hisse senedi, tahvil, bono, kısa vadeli kredi, efektif ve mevduat olarak park etmiş olan, risk algısı durumlarında ani ve hızlı çıkış kolaylığı nedeniyle finansal piyasalarda ve genel ekonomide krizlere yol açma tehlikesi bulunan bu stokun 142 milyar 250 milyon dolarla en büyük bölümünü portföy yatırımları oluşturuyor. Portföy yatırımlarının da 59 milyar 359 milyon doları genel hükümet, 21 milyar 145 milyon doları bankalar, 18 milyar 27 milyon doları özel sektör ve 389 milyon dolarlık bir bölümü de Merkez Bankası’nca ihraç edilenler olmak üzere toplam 98 milyar 920 milyon dolarlık bölümü Türk borçlanma senetlerine park etmiş durumda.
Yabancı portföy yatırımlarının piyasa değeri itibarıyla 43 milyar 330 milyon dolarını ise Türk hisse senetleri ile yatırım fonu payları oluşturuyor. Bu portföyde piyasa değeri olarak 33 milyar 593 milyon dolarlık Türk şirket hissesi ve 4 milyar 951 milyon liralık banka hissesi ile yurt dışı yerleşiklerin sahipliğinde bulunan yatırım fonu paylarından kaynaklanan 4 milyar 786 milyon dolar tutarında yükümlülük yer alıyor.
Kayıtları Merkezi Kayıt Kuruluşu’nca (MKK) tutulan hisse senetlerinin piyasa değeri her ay açıklanan “uluslararası yatırım pozisyonu” tablosunda stok veri; iki dönem arasındaki değişim ise fiyat ve kur hareketlerinden arındırıldıktan sonra ödemeler dengesi tablosundaki “sermaye hesabı” kalemine “akım veri” olarak kaydediliyor. Hisse senedi stoku içinde yer almakla birlikte yüzde 10 kriterini aşan ve BIST’te gerçekleştirilen hisse senedi alımları ise portföy yatırımı yerine doğrudan yatırım sayılıyor ve dolayısıyla sıcak para stokunda yer almıyor.”
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
