Perşembe, 21 May 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
GünlükManşet

Köşe yazılarından seçmeler

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 21 Mayıs 2026 08:00
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Mutlak butlan yapmazlar, halüsinasyonlara esir olmayacağım-Orhan Bursalı (Cumhuriyet)

“Bardağın dolu tarafına bakıyorum olmuyor, boş tarafı tutmuyor. Konu mutlak butlan, yani CHP’nin 38. kongresini kasıtlı ve siyasi güdümlü bir mahkeme kararı ile iptal ederek CHP’nin başarısızlıklarında tarihi kayıtları olan, milletvekili dokunulmazlıklarında anayasaya aykırı ama evet diyeceğiz diyerek anayasaya aykırılıklarında iktidar ile uzlaşan, seçim sonrası YSK’ye korkudan veya devletle uzlaşma sonucu yürümeyen, şaibeli sonuçları AYM’ye AİHM’ye bile götürmeyen eski zihniyete teslim etme işlemidir.

CHP’yi seçim sürecinde zor durumda bırakmanın ve iktidar için engel koymanın en iyi yollarından biridir bu. 

Henüz parti içindeki azınlığın da azınlığı bu zihniyet partinin kendilerine bırakılması halinde başarısız olacaklarını, büyük bir nefret toplayacaklarını ve bir zamanlar DSP’deki gibi yüzde 1 oya düşeceklerini biliyorlar. Ama bu önemli değil onlar için, önemli olan parti örgütüne binalarına, mali kaynaklarına el koymak.

38. kongreye giderken CHP’nin parti meclisini ne yapacaklar, 37. kurultayda seçilen listeye baktım, hepsini bilemedim ama çoğunluk sanki bugün Özgür Özel’i destekleyenlerden oluşuyor. Öyleyse, partiyi devralan zihniyet çok zorluk çeker ve yeni bir kongrenin de kapısını aralamak zorunda kalabilir. Bu konuyu parti işleyişini iyi bilenlere bırakalım.

Tabii, eski zihniyet, suç üretebilir ve tıpkı bugünkü savcılıklar gibi parti içinde tasfiyelerin de kapısını açabilir. Bilemem ama tarihin lanetli yönetimi olarak kayıtlara geçeceğini tahmin etmek zor değil.

Yani iktidarı kastediyorum. Mutlak butlan kararı aldırabilirler mi? Zor geliyor bana, özellikle ekonominin allak bullak olacağı kesin. Büyük bir değer kaybeder TL, ama bu umurlarında olmayabilir, zaten TL değerli dolar karşısında diyorlar, ihracatçılar büyük bir devalüasyon dayatıp duruyor, halkın iki kat daha yoksullaşması umurlarında olmaz.

Borçlar büyür, faizler katlanır, enflasyonu düşürme değil yeniden yüzde yüzlere doğru artırma sürecine geçilir.”

Kılıçdaroğlu’nun videosu ne anlama geliyor?-Aytunç Erkin (Nefes)  

“Ankara siyasetini yakından takip eden isimler Kılıçdaroğlu’nun videosunu değerlendirdi:

➜ Parti içi muhalefete başladım
➜ Göreve hazırım, sarayla görüşmedim
➜ CHP mutlak butlanını kendisi yapsın
➜ CHP yönetimi istifa etsin

“Beni iyi dinleyin: Kemal Kılıçdaroğlu milletin ve partisinin çıkarlarını kendi ikbali için müzakere etmez. Bin kere toprak olur da bin kez çiçek açar namuslu, dürüst evlatlarının elinde. Ama eğilip bükülmez.”

Evet… CHP’nin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ertelediği videoyu yayınladı ve kurduğu cümleler arasında en dikkat çekici bölüm “Kılıçdaroğlu, milletin ve partisinin çıkarları için müzakere etmez” oldu. Neden mi? İki haftadır Ankara kulislerinde şu iddia dolaşıyordu: “Tayyip Erdoğan’la Kemal Kılıçdaroğlu buluştu, görüştü ve anlaştı.” Bu iddianın gerçek olmadığı Kılıçdaroğlu’nun çevresi tarafından yalanlanmıştı ama yine de “fısıltı gazetesinde” süreç devam etmişti. İşte Kılıçdaroğlu “Müzakere etmez” cümlesini bu nedenle kurdu?

Videoda, CHP lideri Özgür Özel’in 5 Mayıs’ta grup toplantısında kurduğu şu cümlelere de yanıt olduğu iddia edildi: “Saraydan medet umanlara, milletin, delegenin vermediğini saraydan dilenenlere söylüyorum: Bırak saraylarda mermer olmayı, toprak ol, bağrında güller yetişsin.” Kılıçdaroğlu’nun, “Bin kere toprak olur da bin kez çiçek açar namuslu, dürüst evlatlarının elinde. Ama eğilip bükülmez” ifadesinin de o grup toplantısında kurulan cümlelere yanıt olduğuna dikkat çekildi.”

Erdoğan, o cümleyi neden kullandı?-Abdulkadir Selvi (Hürriyet)

“Cumhurbaşkanı Erdoğan, son dönemlerin en farklı konuşmalarından birini yaptı.

Uzun süredir davaya, siyasi mücadelesine ilişkin değerlendirmeler yapmıyordu. Günlük sıcak gelişmelerin dışına çıkıp, verdiği mücadeleye ilişkin son dönemlerin en önemli konuşmasını yaptı. Her biri bir adrese yönelik önemli mesajlar verdi.

1- Kocaeli’ndeki gençlik şöleni nedeniyle yaşanan tartışmalara göğüs gerdi.

2- AK Parti davasını ve verdiği siyasi mücadeleyi anlattı.

3- Sıcak gündeme ilişkin değindiği tek konu Terörsüz Türkiye süreci oldu.

Şimdi adım adım bu mesajları aktarmaya ve AK Parti grubundaki havayı yansıtmaya çalışacağım.

Ekrem İmamoğlu’na destek mesajları atan Eser Yenerer’in sunuculuk yapmasına ve sosyal medyada Emine Erdoğan’a hakaret eden “Gezen Oğlak”ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hediye vermesine yönelik eleştiriler getirilmişti. Şölene katılan genç kızların dans edip eğlenmelerine tepki gösterenler olmuştu.

Erdoğan, gençlik şölenine sahip çıktı. ”Gençlik şölenine çamur atıyorlar” dedi. “Çamlıca Camii’nde hafızların icazet merasimine katıldığımız gibi AMATEM’lerde  bağımlılık tedavisi gören yavrularımıza da şefkatli yaklaştık” diyerek AK Parti’nin gençlik politikasının çerçevesini belirledi. “Gençler arasında ayrım yapan parti olmadık” diye konuştu. 

 Cumhurbaşkanı Erdoğan siyasi mücadelesi için hayatını ortaya koymuş, davası için bedel ödemiş bir lider. Siyasi mücadelesine ilişkin bir şey söylüyorsa bilin ki onun arkasında ödenmiş bir bedel, hayatı pahasına verilmiş bir mücadele vardır. Meslek hayatım siyaseti ve liderleri izleyerek geçti. Siyasi bilincim, 12 Eylül sonrasında Demirel’in yasaklarla mücadelesini izlerken oluştu. 15 Temmuz gecesinde darbeye karşı meydan okurken CNN TÜRK yayınında Erdoğan’la birlikteydim. Siyasi tarihi, liderlerin mücadelesini, darbeleri, muhtıraları, idamları, parti kapatmaları, siyasi yasakları özel bir ilgiyle okuyan bir gazeteciyim. Erdoğan darbeleri püskürtmüş, ölüme meydan okumuş; bu haliyle Türk siyasetinin gördüğü en cesur liderdir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın,”Bir Tayyip Erdoğan gider ama bu davayı omuzlayacak bin Tayyip Erdoğan gelir” sözü bir veda değil. Önemli olan şahıslarımız değil davadır mesajıdır. Davaya vefadır. Aynı zamanda kararlılık mesajıdır.”

Türklerin aklına ve zekâsına hakaret etmeyin!-Mehmet Y. Yılmaz (T24)

“Bunu söylemek istemezdim ama öyle görünüyor ki Türk adalet sistemi, Türklerin zekâsını ve akıl yürütme yeteneklerini küçümsüyor!

Türk Ceza Kanunu ismini taşıyan kanunun 301. maddesi tam olarak bunu cezalandırmak için yazılmış: Türk milletini aşağılamak!

Yaşadığımız örnek olayda adliyemiz, milletimizi aşağılama suçunu, milletimizin aklını, zekâsını, geleneklerini, tarihten gelen dillere destan hoşgörüsünü yok sayarak işliyor.

Bunu sen, ben yapsaydık hakkımızda dava açılır, 6 aydan 2 yıla kadar hapsimiz istenirdi.

Bu suçların yatarı olmadığı için kül yutmaz Adliyemiz, bizleri tutuklar en az bir – iki ay tutuklu olarak yargılardı ki hapiste yatmadan paçayı kurtaramayalım.

Ne diyeyim, canları sağ olsun, gerekirse milletçe hapiste de yatarız, dert değil.

Bu kadar acıklı “mahpushane türküsü” bu milletin ciğerlerini yakarak, yüzyıllardır boşuna söylenmiyor, genetik olarak alışığız.

Ama bunlara alışkın olmamız, yapılan ayıbı ortadan kaldırmıyor!

Anneler Günü’nde bir reklam yayınlandı ve reklam filmindeki insanlar besledikleri evcil hayvanlarını “oğlum, kızım” diye sevdiler.

Bunu hatırlıyorsunuzdur.

Sosyal medyada örgütlenmiş bir grup faşist, bu reklamın Türk aile değerlerini aşağıladığını, kedi ve köpeklerin çocuklarımız olmadığını falan yazarak bir kampanya başlattılar.

Bunun üzerine Aile Bakanlığı da şikayetçi oldu.

Adliyemiz bir süredir sosyal medya trollerinin yönlendirmesine kendisini kaptırmış durumda.

Onun için de reklamı yapan şirkete, yayınlayana, reklamı verene dava açıldı, “halkı düşmanlığa tahrik suçu” işledikleri iddia ediliyor.

Normal bir ülkede yaşıyor olsaydık buna Latince “flatus vocis” der geçerdim; özlü bir Türk atasözünde olduğu gibi “osur osur ipe diz” anlamında!

Ama demiyorum, giderek daha anormal bir ülkeye dönüşüyoruz çünkü.

Bu ülkede insanlar sadece kendi baktıkları değil, kendilerine ait olmayan kedileri, köpekleri, inekleri, buzağıları, keçileri, kuzuları bile “oğlum, kızım” diye seviyorlar.

Sosyal medyada önünüze çıkmış olabilir; Marmaris Otobüs Garajına dadanmış bir yaban domuzuna bile aynen böyle sesleniyorlar.

Bunu yaptıkları için kendi çocukları kedi, köpek olmadığı gibi, kedi köpekler de öz evlatları olmuyor.”

İsmail Arı’nın Adalet Mahallesi-Yaşar Aydın (BirGün)

“Bugün 21 Mayıs. İsmail Arı tam 60 gündür tutuklu. İsmail’i son olarak 12 Mayıs günü Sincan Cezaevi’nde açık görüş sırasında gördüm. Sevgili eşi Dila, dostu-abisi Deniz Bulunmaz, Nurcan Gökdemir ve ben İsmail’le yaklaşık 40 dakika sohbet ettik.

Sabahın ilk ışıklarıyla başlayan görüş günü trafiği yaklaşık 15’te bitti ve bu uzun süre içinde görüşme sadece 40 dakika ile sınırlı kaldı. Mesajlarından, yazılarından da anladığınız üzere İsmail iyi. Biraz cezaevi, biraz haber, biraz da mahkeme dosyasını konuşabildik. Hal hatır faslı çok hızlı geçti. Sanırım İsmail de biz de cezaevi meselesini çok kabullenemedik. O yokmuş gibi davrandık. Uzun süre sonra görüşmüş gibi habere ve memleket sorunlarına odaklandık.

Eşler, çocuklar, anneler, babalar, arkadaşlar… 100’e yakın ziyaretçi, 30 civarında tutuklu ile 200 metrekare civarında bir odada uğultular içinde hasret gidermeye çalıştı.

Sonra bir ses, “Görüş bitti, önce kadınlar çıksın” dedi. Kadın ziyaretçiler geldiğimiz kapıdan çıktılar. Tutuklular ve erkek ziyaretçiler kaldı. Aynı anda hem mahkûmların hem ziyaretçilerin odaya girdiği kapı kapandı. Sonra aynı gardiyandan bir ses daha geldi. Ziyaretçiler ve mahpuslar ayrılıp herkes kendi kapısının önüne ilerledi.

Önce İsmail’lerin kapısı açıldı. Giderken el salladı, vedalaştık. Sonra bizim kapımız da açıldı. İsmail’in kapısı yaklaşık iki aydır kaldığı koğuşuna, bizim kapımız ise Sincan Cezaevi’nin kurulduğu Adalet Mahallesi’ne açıldı. Onu gazeteciliğe teşvik eden, haber yapmayı, yazmayı öğretenler “özgürlüğe” çıkarken bizim çocuk içeride kaldı. İşte o an kendini çok kötü hissetmeye başlıyorsun.

Sincan Cezaevi Adalet Mahallesi’nde, cezaevine giden caddeye de Adalet Caddesi ismini vermişler. İsmi verenlerin çok düşündüğünü sanmıyorum. Kendilerince ironi bile yapmış olabilirler. İşin bu tarafının çok önemi yok. Ama bir de bizim adalet mahallemiz var. İsmail’in, Alican’ın, Merdan’ın, Pınar’ın ve onlarca gazetecinin ikamet ettiği mahalle.

Adalet heykelindeki tanrıçanın gözü bağlıdır. Herkese eşit olduğunu anlatmak için gözü bağlıdır. Gazeteciler için de durum benzerdir aslında. Haber yaparken sınıfına, siyasi pozisyonuna, gücüne bakılmaz. Tabii bizim mahallemizdeki gazetecilerden bahsediyorum. Yoksa ortalıkta ceplerini doldurmak için iktidara ilişenlerden değil.

İsmail’in de 60 gündür yatmasının tek gerekçesi; partisine, gücüne, mevkiisine bakmadan halka ve mesleğine duyduğu sorumlulukla hareket etmesi. Bizi bağlayan ve kendimizi sorumlu hissettiğimiz tek nokta da burası.”

30 yıllık ikramiye bir torunun yıllık özel okul masrafına yetmiyor-Özgür Erdursun (Dünya)

“Bazı bilgileri, bir köyde bir de eski kafalara anlatmakta Türkiye’de emeklilik sistemi artık yalnızca maaş tartışmalarıyla açıklana­bilecek bir noktada değil.

Bugün asıl mesele; insanların bir ömür ça­lıştıktan sonra elde ettiği birikimin, hayatın gerçek maliyetleri karşısında ne kadar anlam taşıdığıdır.

2026 yılı itibarıyla kamu çalışanlarının al­dığı emekli ikramiyeleri ile büyükşehirlerdeki yaşam giderleri karşılaştırıldığında ortaya çı­kan tablo oldukça çarpıcı.

Çünkü bugün 30 yıl boyunca devlete hizmet eden milyonlarca memurun aldığı emekli ikramiyesi, artık büyükşehirlerde bir ev almaya yetmediği gibi, bazı özel okullarda torununun yalnızca bir yıllık eğitim masrafını bile karşılamakta zorlanıyor.

-30 yıl çalışan bir tekniker yaklaşık 1 mil­yon 49 bin TL emekli ikramiyesi alabiliyor. Üniversite mezunu bir memurun aldığı ikra­miye yaklaşık 1 milyon 217 bin TL seviyesin­de.

-Öğretmen, hemşire, avukat ve şube müdürü gibi geniş bir kamu çalışanı grubunun 30 yıllık hizmet karşılığı aldığı emekli ikramiyesi ise yaklaşık 1 milyon 488 bin TL.

-Başmüfettiş yaklaşık 1 milyon 513 bin TL, kaymakam 1 milyon 642 bin TL, genel müdür 1 milyon 827 bin TL, vali ise yaklaşık 1 milyon 940 bin TL emekli ikramiyesi alıyor.

İlk bakışta milyonlu rakamlar yüksek gibi görünebilir.

Ancak aynı dönemde İstanbul’da ortalama bir konutun değeri 7 milyon TL’ye yaklaşmış durumda. Ankara’da ortalama konut fiyatla­rı 4,5 milyon TL’ye, İzmir’de 6 milyon TL’ye, Bursa’da ise 4,4 milyon TL’ye dayanmış bulu­nuyor.

Bu tabloya göre 30 yıl çalışan bir öğretme­nin, hemşirenin ya da memurun aldığı emekli ikramiyesi;

-İstanbul’da ortalama bir evin ancak yüzde 20’sine,

-Ankara’da yaklaşık yüzde 30’una,

-İzmir’de yaklaşık yüzde 25’ine,

-Bursa’da ise yaklaşık yüzde 33’üne karşı­lık geliyor.

Yani devlet memuru 30 yıl boyunca çalı­şıyor, kamu hizmeti üretiyor, vergi ödüyor; ancak emeklilikte aldığı toplu ödeme artık bir konut sahibi olmaya yetmiyor.

Üstelik bugün bazı özel okullarda yıllık eğitim ücretleri 1 milyon TL seviyesine yaklaşmış durumda. Başka bir ifadeyle, bir memurun 30 yıllık emeğinin karşılığı olan emekli ikramiyesi, torununun yalnızca bir yıllık eğitim gideri karşısında bile yetersiz kalabiliyor. Ancak tablo yalnızca kamu çalı­şanları açısından değil, özel sektör çalışanları açısından da dikkat çekici.

Özel sektörde asgari ücretin üzerinde maaş­la çalışanlar : “kıdem tazminatı tavanı.” so­runu yaşıyor. Brüt aylığı 64.948,77 TL’nin üze­rinde olanlar sadece 64.948,77 TL üzerinden hesaplanan kıdem tazminatlarını alabiliyor­lar. Bugün asgari ücretle çalışan bir işçi, aynı işyerinde 25 yıl çalışıp kıdem tazminatına hak kazanarak ayrıldığında yaklaşık 825 bin TL kı­dem tazminatı alabiliyor.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Paşinyan’ın sinirleri bozuldu
Sonraki Makale Uçurumda gizemli ölüm

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

Ali İsmail Korkmaz Ödülleri

Medya Günlüğü
21 Mayıs 2026
GünlükManşet

Uçurumda gizemli ölüm

Medya Günlüğü
21 Mayıs 2026
GünlükManşet

Paşinyan’ın sinirleri bozuldu

Medya Günlüğü
21 Mayıs 2026
EditörGünlük

Uludağ hâkim karşısında

Medya Günlüğü
21 Mayıs 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?