19. yüzyılın ikinci yarısı ile 20. yüzyılın başı arasındaki dönem, dünya tarihinin en dramatik ve sonuçları itibarıyla en etkili nüfus hareketlerinden birine sahne olmuştur.
Bu hareket, Osmanlı İmparatorluğu’nun “Şark” topraklarından ayrılıp, Atlantik’in öteki ucundaki “Yeni Dünya”nın (El Mahjar) belirsizliğine yelken açan yüz binlerce insanın hikâyesidir. Lübnan’ın sarp dağlarından, Suriye’nin kadim şehirlerinden ve Filistin’in kutsal köylerinden yola çıkan bu insanlar, yanlarında sadece birer tahta sandık ve Osmanlı Devleti’nin ay-yıldızlı pasaportunu taşıyorlardı.
Vardıkları limanlarda bu pasaport nedeniyle “El Turco” (Türk) olarak adlandırılan bu kitle, aslında Latin Amerika’nın modernleşme tarihindeki en büyük sosyoekonomik devrimin de fitilini ateşlemişlerdir.
Osmanlı tebaasının Latin Amerika’ya varışı, bu coğrafyanın yapısal bir dönüşüm geçirdiği kritik bir kesişme noktasına denk gelmiştir. Sömürge sonrası dönemde toprak aristokrasisi ile yoksul yerli halk arasında sıkışmış, katı sınıfsal duvarlara sahip Latin Amerika toplumlarında, ticareti canlandıracak bir “orta sınıf” bulunmuyordu. “El Turco”lar, seyyar satıcılıkla (mascate/peddling) başladıkları bu yolculukta, kıtanın en ücra köşelerine tüketim mallarını ulaştırarak bu boşluğu dolduran yegâne güç olmuşlardır. Onlar sadece mal taşımamış, aynı zamanda Doğu’nun esnek ticari zekasını, Batı’nın kurumlarıyla harmanlayarak kıtanın “Girişimci Burjuvazisi”ni sıfırdan inşa etmişlerdir.
Başlangıçta dil bilmedikleri, “egzotik” bulundukları ve yerel aristokrasi tarafından küçümsendikleri için dışlanan bu grup, yarım asır gibi kısa bir sürede dünyanın en hızlı toplumsal tırmanışlarından birini gerçekleştirmiştir. 1860’ta limana beş kuruşsuz inen bir göçmenin torunu, 1980’lerde Arjantin’in Cumhurbaşkanı (Carlos Menem), Brezilya’nın sanayi devlerinden biri (Jafet Ailesi) veya dünyanın en zengin insanı (Carlos Slim) olmuştur. Bugün yaklaşık 25-30 milyonu bulan bu nüfus, Latin Amerika’nın gayrisafi yurtiçi hasılasının (GSYH) yaklaşık beşte birini kontrol eden, siyasi mekanizmaların merkezinde yer alan ve kültürel dokuyu (müzikten mutfağa, siyasi hitabetten spora) bizzat şekillendiren bir “Görünmez İmparatorluk”tur.
(Ercan Eren, tasam.org)
Makalenin devamını okumak için tıklayın
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
