12 Nisan’da Macaristan’da yapılacak parlamento seçimleri, sadece ülke içi bir iktidar mücadelesi değil, aynı zamanda Avrupa’nın siyasi yönelimi açısından kritik bir eşik olarak görülüyor.
1990’dan bu yana yapılan 10. genel seçim olacak oylama, 16 yıldır iktidarda bulunan Viktor Orban’ın geleceğini belirleyecek .
Avrupa Birliği’nin (AB) yakından izlediği seçimlerin önemi birkaç başlıkta toplanıyor:
İlk olarak, seçimler bir anlamda “Orban dönemi referandumu” niteliğinde. 2010’dan bu yana ülkeyi yöneten Orban, “illiberal demokrasi” yani özgürlükçü olmayan modeliyle AB içinde ayrıksı bir çizgi izledi. Medya, yargı ve sivil toplum üzerindeki kontrol politikaları nedeniyle Brüksel ile sık sık karşı karşıya geldi .
İkinci olarak, bu seçimler AB ile Macaristan arasındaki ilişkinin geleceğini belirleyecek. Mevcut yönetimin Rusya ve Çin ile yakın ilişkileri ve AB politikalarına mesafeli duruşu, ülkeyi Avrupa içinde tartışmalı bir konuma getirdi. Moskova’ya yakın duran Macar lideri, AB’nin Ukrayna’ya yardımlarını zaman zaman engelledi. Orban, ABD Başkanı Donald Trump tarafından da destekleniyor. Buna karşılık muhalefet, daha güçlü bir AB entegrasyonu ve dondurulmuş AB fonlarının yeniden açılmasını savunuyor .
Üçüncü olarak, seçimler Avrupa’daki popülist sağın kaderi açısından da sembolik bir anlam taşıyor. Orban uzun süredir Avrupa’daki milliyetçi-popülist siyasetin en güçlü figürlerinden biri olarak görülüyor. Onun kazanması ya da kaybetmesi, benzer hareketler üzerinde olumlu ya da olumsuz bir manevi etki yaratabilir.
Seçimin iki politikacı arasında geçmesi bekleniyor: Bir yanda Viktor Orbán ve iktidardaki Fidesz, diğer yanda hızla yükselen Péter Magyar (fotoğrafta solda) liderliğindeki Tisza Partisi var.
Magyar’ın kısa sürede güçlü bir alternatif haline gelmesi, seçimleri son yılların en rekabetçi yarışına dönüştürdü .
Orban’ın karşılaştığı en büyük zorluklardan biri ekonomi. Yani yüksek enflasyon, durgun büyüme, artan yaşam maliyetleri. Bu tablo, özellikle genç ve şehirli seçmenlerde ciddi bir memnuniyetsizlik yaratmış durumda .
Ayrıca 16 yıllık iktidarın yarattığı “siyasi yorgunluk” da önemli bir faktör. Seçmen davranışında değişim ihtiyacı giderek daha görünür hale geliyor.
Anketler genel olarak muhalefetin önde olduğunu gösterse de tablo kesin değil. Bazı araştırmalar Tisza Partisi’nin ciddi bir avantaj yakaladığını ortaya koyuyor. Ancak Macaristan’ın seçim sistemi ve kırsal bölgelerdeki Fidesz gücü, Orban’ın hâlâ yarışta kalmasını sağlıyor.
Seçim sonuçlarına ilişkin üç temel senaryo öne çıkıyor:
1-Orban’ın devamı
Bu durumda Macaristan’ın AB ile gerilimli ilişkisi sürecek. Ülke, Rusya ve Çin ile daha pragmatik ilişkilerini koruyabilir.
2-Muhalefetin zaferi
Bu senaryonun gerçekleşmesi, Macaristan’ın yeniden AB çizgisine yaklaşması anlamına geliyor. Bu durumda hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve AB fonları konuları yeniden güncellik kazanacak.
3-Parçalı yapı
Hiçbir tarafın net üstünlük kuramadığı bir tablo, siyasi istikrarsızlık ve ekonomik belirsizlik yaratabilir.
Macaristan’daki seçim, sadece bir hükümet değişimi meselesi değil. Aslında soru şu: Avrupa’da popülist, egemenlikçi çizgi mi güçlenecek, yoksa liberal-demokratik ve AB entegrasyonuna dayalı model mi yeniden ivme kazanacak?
Bu nedenle 12 Nisan seçimleri, Macaristan’ın ötesinde, Avrupa’nın siyasi yönü açısından da belirleyici bir sınav niteliği taşıyor.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
