Cuma, 30 Oca 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 29 Ocak 2026 00:10
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Öcalan’ın anlattığı sır değildi-Barış Pehlivan (Cumhuriyet)

“Üzerine çok yazıldı, konuşuldu ama bir garip denk geliş yeterince vurgulanmadı.

Biliyorsunuz, üç milletvekilinin Abdullah Öcalan ile İmralı’da yaptığı görüşmenin tutanakları yayımlandı. Tutanaklara göre; tablo şu:

PKK’yi kuran Abdullah Öcalan diyor ki: “Siyasete Ülkü Ocakları’nda başladım!”

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman diyor ki: “Ülkücü kökenliyim!”

MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız zaten doğal ülkücü.

Öcalan’a en yakın olması beklenen, DEM Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit orada “ülkücü kökenli olmayan” tek kişi kalmış, iyi mi!

Gerçekten de…

Hüseyin Yayman’ın üniversite yıllarında ülkücü çizgiye yakın durduğu ve Devlet Bahçeli’nin öğrencileri arasında yer aldığı bilinir. Feti Yıldız zaten 12 Eylül darbesi öncesi kapatılan Ülkü Ocakları’nın son İstanbul il başkanıydı. Öcalan’ın da Mülkiye’den önce kaydolduğu İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu.

Peki, Öcalan’ın “ülkücü” geçmişini yeni mi öğrendik? Hayır.

Öcalan, zamanında Mehmet Ali Birand’a yaptığı açıklamalarda da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gönderdiği savunmasında da o dönemden bahseder. Bakın, daha sonra kitap haline de getirilen o savunmada neler demiş Öcalan:

“Asıl tutkum askeri liseydi. Yaşımın tutmaması belki de en büyük hayal kırıklığına uğramama yol açtı. Bu olay toplumu güçle dönüştürme hayalime sanki büyük bir darbe olmuştu. Din ve askeri alanda gelişemeyeceğim anlaşılınca siyasal alanı hedef belleyecektim. Bu amaçla kazandığım Tapu Kadastro Meslek Lisesi bir geçiş aşaması olacaktı. Bu okul Ankara’nın merkezindeydi. 1966- 69’da okudum. Sınıfları başarıyla geçtim. Lise ikinci sınıfına kadar dinsel ideoloji ağır basıyordu. Namaz gruplarımı lisede de oluşturmaya devam ettim. Ülkü Ocakları ve Komünizmle Mücadele Dernekleri’ne gittim. Süleyman Demirel’in de geldiği bazı konferansları burada dinledim. İdeolojik yönden en çekici etkiyi Necip Fazıl Kısakürek’in konferansında hissettim.”

Papağan kadar olamayan ekonomistler-Memduh Bayraktaroğlu (Nefes)

“NEFES’te, MB politika faizleri 100 baz puan düştüğü halde, bankaların mevduat faizlerini 300, kredi faizlerini ise 500-700 baz puan kadar arttırdığını okuyunca, Ahlâk profesörü Adam Smith’in, üzerinden iki asır geçse de eskimeyen, tam bugüne cuk oturan cinsten o ünlü ironisini hatırladım:

“Bir papağana arz–talep kanununu öğretin, onu iktisatçı yaparsınız…”.

Adam Smith’ in bu cümlesinde hakaret yok… Tam tersine, iktisadın en temel gerçeğini hatırlatıyor…

Bir mal ve hizmetin arzı artarsa, fiyatı düşer… Talep artarsa fiyatı yükselir…

Para da bir maldır ve haliyle fiyatı vardır… Paranın fiyatı ise faizdir…

Bunu bir papağan bile “arz… talep…” diye diye öğrenir… Ekranlarda, kürsülerde, sosyal medyada…

“Bunların kafaları basmaaazzzz… Ben ekonomistim… Ben bilirim… Halk anlamaz” diyenler, iş arz–talep meselesine gelince… Papağanın gerisine düşüyorlar…

Bu üstatlara çok basit bir soru: ülkede üretim düştü mü?.. Düştü…

Girdi maliyetleri arttı mı?.. Arttı… Talep baskılanıyor mu?… Baskılanıyor…

Peki; mal, hizmet ve paranın fiyatı niye düşmüyor?.. “Üretim, mevcut talebe bile yetişemediği için…”.

Üretim niye düştü?.. Yatırım olmadığı için… Yatırım niye yok?.. Öncelikle talep, sonra da yatırımın finansmanı için yeterli kaynak yok da ondan…

“Yeterli kaynak” olmayınca… Yani, paraya talep çok ama o talebi karşılayacak kadar para olmayınca… Paranın fiyatı (Faiz) artıyor…

Paranın fiyatı, yatırımın fiyatını da arttırıyor… Pahalı yatırım ve düşük talep; rekabet imkânlarını da öldürüyor, enflasyon yapışkan hale dönüşüyor…”

Trump’ın SS’leri: ICE zorbalığıyla “Amerika yanıyor”-Yalçın Doğan (T24)

“Başındaki kovboy şapkasında Amerikan Bayrağı var. Şapkayı giyen kişinin yüzü asık, kaşları çatık, sağ elinin işaret parmağını öne uzatmış, herhangi birini gösteriyor.

Amerika’nın savaşlarda kullandığı, seksen yıllık klasik afişi.

Afişteki cümle dikkat çekiyor:

“America needs you”, “Amerika’nın sana ihtiyacı var.”

Şapkalı fotoğraf, sert poz ve bu cümle “ICE” Internet sitesinin ana sayfasında yer alıyor.

Kısaca ICE, “United States Immigration and Customs Enforcement”, Amerika Göçmenlik ve Muhafaza Birimi, Amerika İç Güvenlik Bakanlığı’na bağlı polis kuvveti.

Bilinen polis gücünden çok farklı, “göçmenleri izlemekle görevli, onları sınır dışı etme yetkisine” sahip.

Başka ülkelerle savaşırken, en küçük bir pürüz bırakmadan, içeride güvenliği sağlamak gerek.

Almanya’da Hitler böyle yapıyor. Daha iktidara gelmeden önce, 1920’de Nazi Partisi’nde SA’lar “Sturmabteilung”, “Fırtına Kıtası” kuruluyor.

SA’lar kısa sürede partiye hâkim olunca, hatta Hitler’in koltuğuna doğru adımlar başlayınca, Hitler SA’ları tasfiye ediyor, komutanlarının çoğunu öldürtüyor.

SA’ların yerine SS’ler kuruluyor.

SS, “Schutzstaffel”, “Koruma Müfrezesi”, giydikleri üniforma rengine denk, halk katındaki adıyla, “Kara Gömlekliler.”

Nazi ideolojisiyle yetişmiş, herkesi düşman gören, asla hukuk tanımayan, insan haklarını ezip geçen, polis devletinin acımasız paramiliter örgütü.

Ve asıl Yahudi soykırımının fiili uygulayıcısı.

ICE 11 Eylül 2002’de New York’ta İkiz Kuleler’e yönelik saldırı sonrasında 2003’te kuruluyor. Amerika’nın sınır güvenliği, ekonomi, ulaşım güvenliğini sağlamak, güvenlik açıklarını kapatmak, gibi görevlerinin ötesinde, asıl hedefi “göçmenleri izlemek.”

Trump’ın seçim kampanyasında temel vaatlerinden biri, “göçmenleri sınır dışı etmek.”

Bunun için elinde hazır ICE var!..

Yönetime gelir gelmez, ICE bütçesini ve personel sayısını arttırıyor.

Ve ICE…

Amerika’nın çeşitli kentlerinde göçmen mahallelerinde çok sayıda operasyon düzenliyor, binlerce gözaltı gerçekleştiriyor, sokaklarda artık ICE polisleri dolaşıyor.”

Amaç parçalanmış Suriye-Fikret Bila (halktv.com.tr)

“ABD’nin asıl amacının bölgede İsrail’e tehdit oluşturabilecek ülkeleri parçalamak olduğu bir kez daha otaya çıktı.

ABD ve İsrail’in Suriye’de izledikleri politika bunu açıkça gösteriyor.

ABD, Irak ve Libya’dan sonra Suriye’yi parçalama planını uygulamaya soktu.

ABD ve İsrail’in, El Kaide’nin devamı olan HTŞ’yi ve PKK’nın devamı olan SDG/YPG’yi destekleyerek eski Devlet Başkanı Beşar Esad’ı devirmesinin amacı Suriye’yi İsrail’e bir tehdit olmaktan çıkarmaktı.

Esad’ın devrilmesiyle HTŞ’nin lideri Ahmet eş-Şara’yı Şam’da yönetime getirdi. Eğitip donattığı SDG/YPG’nin de ülkenin kuzeydoğusunu kontrol etmesini sağladı.

Bu destekle SDG-YPG, Suriye’nin üçte birinin kontrolünü ele geçirdi. ABD’nin desteğindeki örgüt, ülkenin kuzey ve kuzeydoğusunda federe veya özerk bir yönetim kurmak amacıyla yola koyuldu.

Ancak ABD, SDG-YPG’nin kendine gösterilen sınırı açtığını düşünerek Şara liderliğindeki HTŞ’nin operasyon yapmasına yeşil ışık yaktı.

HTŞ, Suriye ordusu eliyle SDG-YPG’yi geriletti ve Mazlum Abdi yöretimindeki örgüt Ayn el Arap ve Haseke bölgesine çekildi.

Böylece HTŞ yönetimi; petrol alanlarını, barajları ve sınır bölgelerini kontrolü altına aldı.

SDG/YPG bu alanlardan çekilmek zorunda kaldı.

ABD ve İsrail’in, SDG-YPG’yi daha dar bir alana sıkıştırmasında Türkiye’nin baskısı ve Suriye’ye askeri müdahalede bulunması olasılığının da etkili olduğu anlaşılıyor.

ABD, bu olasılık karşısında Türkiye ve Şara’dan yana tutum aldı.

Ancak bu ABD ve İsrail’in parçalanmış Suriye amacından vazgeçtikleri, SDG/YPG’yi tümüyle gözden çıkardıkları anlamına gelmiyor.

ABD her zaman yaptığı gibi terör örgütlerini de kendi amaçları için gerektiği zaman, gerektiği kadar kullanıyor.

ABD’nin bu tercihine ilk itiraz PKK’nın karargahı olan Kandil’den geldi.

PKK’nın yöneticilerinden Murat Karayılan, ABD’nin bu tutumuna itiraz ederken Türkiye’de de “terörsüz Türkiye” sürecinin bittiğini ilân etti.

Böylece “terörsüz Türkiye” açılımıyla Suriye’deki gelişmelerin bağlantılı olduğunu da açıklamış oldu.

Karayılan’ın bu açıklamasının ortaya çıkardığı bir gerçek de PKK’nın aslında silah bırakmadığı ve kendini feshetmediğidir.”

Beklenen enflasyonda hane halkı tümden ayrıştı-Naki Bakır (Dünya)

“Enflasyonda son bir yılda kaydedilen ciddi düşüş, devam eden sıkılaştırma önlemleri ve 2026 için öngörü­len iddialı düşük hedeflere rağ­men hane halklarının yüksek beklentisi kırılamadı.

Enflasyon oluşumunda psi­kolojik faktör olarak önemli ro­lü bulunan bekleyişlerde 2025 yılı boyunca yaşanan düşüş pi­yasa katılımcıları ve reel sektör cephesinde devam ederken, ha­ne halkı beklentisi ise ocak ayın­da arttı. Hane halkının aralıkta yüzde 50,9’a kadar inmiş olan gelecek on iki ayın sonu itiba­rıyla beklediği yıllık enflasyon bu ay yüzde 52’nin üzerine çıktı, beklentilerde diğer kesimlerle fark daha da açıldı.

2024 sonunda yüzde 44,38 düzeyinde bulunan tüketici fi­yatları (TÜFE) bazında yıllık enflasyon, 2025 yılının tümün­de 13,49 puan düşerek yüzde 30,89’la son 49 ayın en düşük düzeyine indi. Şubat başında açıklanacak ocak ayı verisine göre yıllık enflasyonun yüzde 30’unda altına inmesi güçlü ola­sılık görülüyor. 2026-2028 Orta Vadeli Programı’na (OVP) 2026 sonu için yüzde 16 enflasyon he­defi konuldu. Merkez Banka­sı’nın tahmin aralığı da halen or­ta noktası yüzde 16 olmak üzere yüzde 13-19. Uluslararası Para Fonu (IMF) ise son konsültas­yon raporunda bunu yüzde 22 olarak öngörüyor.

Ancak hane halkının odaklan­dığı gıda, kira, ulaştırma mali­yetleri, vergi, ceza, harç gibi ka­lemlerde gerçekleşen artışlar TÜFE ortalamasının üzerinde. Bu nedenle halkın günlük ya­şamda hissettiği enflasyon da açıklanan resmî enflasyon oran­larının üzerinde olmaya devam ediyor. Bu durum resmi enflas­yon verisine inançsızlığı süre­ğen hale getiriyor. Hane halkı­nın enflasyon beklentisi de buna göre şekilleniyor.

Beklenen enflasyonda, kesim­ler arası uçurum, ocakta daha da açıldı. Gelecek on iki ay sonrası­nın yıllık enflasyon oranına iliş­kin beklenti önceki aya göre pi­yasa katılımcılarında 1,15 puan düşerek yüzde 22,20’ye ve reel sektörde 1,90 puan düşerek yüz­de 32,90’a gerilerken, hane hal­kında 1,18 artarak yüzde 52,08’e çıktı.

Kesimlerin her ay ölçülen ile­riye yönelik yıllık enflasyon bek­lentileri 2025 boyunca, açıkla­nan resmi enflasyon verilerinin üstünde ancak bununla paralel biçimde genel olarak aşağı yönlü bir seyir izlemişti. Ocak itibarıy­la kesimlerin enflasyon beklen­tisi, bir yıl öncekinin piyasa ka­tılımcılarında 3,18, reel sektörde 10,90 ve hane halkında 6,74 puan altında.

Son bir yıldaki düşüşlerle bek­lentilerin indiği düzeylere bakıl­dığında; veri erişimi ve analiz ka­pasitesi yüksek piyasa katılımcı­larda bu oranın resmi hedefleri kısmen yakınsarken, reel sek­tör beklentisinin bunun hala çok üzerinde olduğu görülüyor.

Res­mi istatistiklere kuşkuyla yakla­şım içinde ve Türkiye’nin kronik enflasyon geçmişinin hafızasını taşıyan hane halkının beklentisi ise hedef enflasyonun aşırı fark­la olmaya devam ediyor. Tüketici fiyatlarının “daha hızlı veya aynı oranda” artacağını düşünen ha­ne halkı oranının ocak itibarıyla önceki aya göre bir miktar düşse de hala yüzde 73,83’le çok yüksek olduğu dikkati çekiyor.

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Uçamayan “smokinli” kuş
Sonraki Makale Ermenistan sınırı hazır

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
GünlükManşet

Kadınlara Taliban işkencesi

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
GünlükManşet

Medyanın “ahlak bekçisi”

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
EditörGünlük

Savaşta 2 milyon kayıp

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?