Öcalan’ın anlattığı sır değildi-Barış Pehlivan (Cumhuriyet)
“Üzerine çok yazıldı, konuşuldu ama bir garip denk geliş yeterince vurgulanmadı.
Biliyorsunuz, üç milletvekilinin Abdullah Öcalan ile İmralı’da yaptığı görüşmenin tutanakları yayımlandı. Tutanaklara göre; tablo şu:
PKK’yi kuran Abdullah Öcalan diyor ki: “Siyasete Ülkü Ocakları’nda başladım!”
AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman diyor ki: “Ülkücü kökenliyim!”
MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız zaten doğal ülkücü.
Öcalan’a en yakın olması beklenen, DEM Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit orada “ülkücü kökenli olmayan” tek kişi kalmış, iyi mi!
Gerçekten de…
Hüseyin Yayman’ın üniversite yıllarında ülkücü çizgiye yakın durduğu ve Devlet Bahçeli’nin öğrencileri arasında yer aldığı bilinir. Feti Yıldız zaten 12 Eylül darbesi öncesi kapatılan Ülkü Ocakları’nın son İstanbul il başkanıydı. Öcalan’ın da Mülkiye’den önce kaydolduğu İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu.
Peki, Öcalan’ın “ülkücü” geçmişini yeni mi öğrendik? Hayır.
Öcalan, zamanında Mehmet Ali Birand’a yaptığı açıklamalarda da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gönderdiği savunmasında da o dönemden bahseder. Bakın, daha sonra kitap haline de getirilen o savunmada neler demiş Öcalan:
“Asıl tutkum askeri liseydi. Yaşımın tutmaması belki de en büyük hayal kırıklığına uğramama yol açtı. Bu olay toplumu güçle dönüştürme hayalime sanki büyük bir darbe olmuştu. Din ve askeri alanda gelişemeyeceğim anlaşılınca siyasal alanı hedef belleyecektim. Bu amaçla kazandığım Tapu Kadastro Meslek Lisesi bir geçiş aşaması olacaktı. Bu okul Ankara’nın merkezindeydi. 1966- 69’da okudum. Sınıfları başarıyla geçtim. Lise ikinci sınıfına kadar dinsel ideoloji ağır basıyordu. Namaz gruplarımı lisede de oluşturmaya devam ettim. Ülkü Ocakları ve Komünizmle Mücadele Dernekleri’ne gittim. Süleyman Demirel’in de geldiği bazı konferansları burada dinledim. İdeolojik yönden en çekici etkiyi Necip Fazıl Kısakürek’in konferansında hissettim.”
Papağan kadar olamayan ekonomistler-Memduh Bayraktaroğlu (Nefes)
“NEFES’te, MB politika faizleri 100 baz puan düştüğü halde, bankaların mevduat faizlerini 300, kredi faizlerini ise 500-700 baz puan kadar arttırdığını okuyunca, Ahlâk profesörü Adam Smith’in, üzerinden iki asır geçse de eskimeyen, tam bugüne cuk oturan cinsten o ünlü ironisini hatırladım:
“Bir papağana arz–talep kanununu öğretin, onu iktisatçı yaparsınız…”.
Adam Smith’ in bu cümlesinde hakaret yok… Tam tersine, iktisadın en temel gerçeğini hatırlatıyor…
Bir mal ve hizmetin arzı artarsa, fiyatı düşer… Talep artarsa fiyatı yükselir…
Para da bir maldır ve haliyle fiyatı vardır… Paranın fiyatı ise faizdir…
Bunu bir papağan bile “arz… talep…” diye diye öğrenir… Ekranlarda, kürsülerde, sosyal medyada…
“Bunların kafaları basmaaazzzz… Ben ekonomistim… Ben bilirim… Halk anlamaz” diyenler, iş arz–talep meselesine gelince… Papağanın gerisine düşüyorlar…
Bu üstatlara çok basit bir soru: ülkede üretim düştü mü?.. Düştü…
Girdi maliyetleri arttı mı?.. Arttı… Talep baskılanıyor mu?… Baskılanıyor…
Peki; mal, hizmet ve paranın fiyatı niye düşmüyor?.. “Üretim, mevcut talebe bile yetişemediği için…”.
Üretim niye düştü?.. Yatırım olmadığı için… Yatırım niye yok?.. Öncelikle talep, sonra da yatırımın finansmanı için yeterli kaynak yok da ondan…
“Yeterli kaynak” olmayınca… Yani, paraya talep çok ama o talebi karşılayacak kadar para olmayınca… Paranın fiyatı (Faiz) artıyor…
Paranın fiyatı, yatırımın fiyatını da arttırıyor… Pahalı yatırım ve düşük talep; rekabet imkânlarını da öldürüyor, enflasyon yapışkan hale dönüşüyor…”
Trump’ın SS’leri: ICE zorbalığıyla “Amerika yanıyor”-Yalçın Doğan (T24)
“Başındaki kovboy şapkasında Amerikan Bayrağı var. Şapkayı giyen kişinin yüzü asık, kaşları çatık, sağ elinin işaret parmağını öne uzatmış, herhangi birini gösteriyor.
Amerika’nın savaşlarda kullandığı, seksen yıllık klasik afişi.
Afişteki cümle dikkat çekiyor:
“America needs you”, “Amerika’nın sana ihtiyacı var.”
Şapkalı fotoğraf, sert poz ve bu cümle “ICE” Internet sitesinin ana sayfasında yer alıyor.
Kısaca ICE, “United States Immigration and Customs Enforcement”, Amerika Göçmenlik ve Muhafaza Birimi, Amerika İç Güvenlik Bakanlığı’na bağlı polis kuvveti.
Bilinen polis gücünden çok farklı, “göçmenleri izlemekle görevli, onları sınır dışı etme yetkisine” sahip.
Başka ülkelerle savaşırken, en küçük bir pürüz bırakmadan, içeride güvenliği sağlamak gerek.
Almanya’da Hitler böyle yapıyor. Daha iktidara gelmeden önce, 1920’de Nazi Partisi’nde SA’lar “Sturmabteilung”, “Fırtına Kıtası” kuruluyor.
SA’lar kısa sürede partiye hâkim olunca, hatta Hitler’in koltuğuna doğru adımlar başlayınca, Hitler SA’ları tasfiye ediyor, komutanlarının çoğunu öldürtüyor.
SA’ların yerine SS’ler kuruluyor.
SS, “Schutzstaffel”, “Koruma Müfrezesi”, giydikleri üniforma rengine denk, halk katındaki adıyla, “Kara Gömlekliler.”
Nazi ideolojisiyle yetişmiş, herkesi düşman gören, asla hukuk tanımayan, insan haklarını ezip geçen, polis devletinin acımasız paramiliter örgütü.
Ve asıl Yahudi soykırımının fiili uygulayıcısı.
ICE 11 Eylül 2002’de New York’ta İkiz Kuleler’e yönelik saldırı sonrasında 2003’te kuruluyor. Amerika’nın sınır güvenliği, ekonomi, ulaşım güvenliğini sağlamak, güvenlik açıklarını kapatmak, gibi görevlerinin ötesinde, asıl hedefi “göçmenleri izlemek.”
Trump’ın seçim kampanyasında temel vaatlerinden biri, “göçmenleri sınır dışı etmek.”
Bunun için elinde hazır ICE var!..
Yönetime gelir gelmez, ICE bütçesini ve personel sayısını arttırıyor.
Ve ICE…
Amerika’nın çeşitli kentlerinde göçmen mahallelerinde çok sayıda operasyon düzenliyor, binlerce gözaltı gerçekleştiriyor, sokaklarda artık ICE polisleri dolaşıyor.”
Amaç parçalanmış Suriye-Fikret Bila (halktv.com.tr)
“ABD’nin asıl amacının bölgede İsrail’e tehdit oluşturabilecek ülkeleri parçalamak olduğu bir kez daha otaya çıktı.
ABD ve İsrail’in Suriye’de izledikleri politika bunu açıkça gösteriyor.
ABD, Irak ve Libya’dan sonra Suriye’yi parçalama planını uygulamaya soktu.
ABD ve İsrail’in, El Kaide’nin devamı olan HTŞ’yi ve PKK’nın devamı olan SDG/YPG’yi destekleyerek eski Devlet Başkanı Beşar Esad’ı devirmesinin amacı Suriye’yi İsrail’e bir tehdit olmaktan çıkarmaktı.
Esad’ın devrilmesiyle HTŞ’nin lideri Ahmet eş-Şara’yı Şam’da yönetime getirdi. Eğitip donattığı SDG/YPG’nin de ülkenin kuzeydoğusunu kontrol etmesini sağladı.
Bu destekle SDG-YPG, Suriye’nin üçte birinin kontrolünü ele geçirdi. ABD’nin desteğindeki örgüt, ülkenin kuzey ve kuzeydoğusunda federe veya özerk bir yönetim kurmak amacıyla yola koyuldu.
Ancak ABD, SDG-YPG’nin kendine gösterilen sınırı açtığını düşünerek Şara liderliğindeki HTŞ’nin operasyon yapmasına yeşil ışık yaktı.
HTŞ, Suriye ordusu eliyle SDG-YPG’yi geriletti ve Mazlum Abdi yöretimindeki örgüt Ayn el Arap ve Haseke bölgesine çekildi.
Böylece HTŞ yönetimi; petrol alanlarını, barajları ve sınır bölgelerini kontrolü altına aldı.
SDG/YPG bu alanlardan çekilmek zorunda kaldı.
ABD ve İsrail’in, SDG-YPG’yi daha dar bir alana sıkıştırmasında Türkiye’nin baskısı ve Suriye’ye askeri müdahalede bulunması olasılığının da etkili olduğu anlaşılıyor.
ABD, bu olasılık karşısında Türkiye ve Şara’dan yana tutum aldı.
Ancak bu ABD ve İsrail’in parçalanmış Suriye amacından vazgeçtikleri, SDG/YPG’yi tümüyle gözden çıkardıkları anlamına gelmiyor.
ABD her zaman yaptığı gibi terör örgütlerini de kendi amaçları için gerektiği zaman, gerektiği kadar kullanıyor.
ABD’nin bu tercihine ilk itiraz PKK’nın karargahı olan Kandil’den geldi.
PKK’nın yöneticilerinden Murat Karayılan, ABD’nin bu tutumuna itiraz ederken Türkiye’de de “terörsüz Türkiye” sürecinin bittiğini ilân etti.
Böylece “terörsüz Türkiye” açılımıyla Suriye’deki gelişmelerin bağlantılı olduğunu da açıklamış oldu.
Karayılan’ın bu açıklamasının ortaya çıkardığı bir gerçek de PKK’nın aslında silah bırakmadığı ve kendini feshetmediğidir.”
Beklenen enflasyonda hane halkı tümden ayrıştı-Naki Bakır (Dünya)
“Enflasyonda son bir yılda kaydedilen ciddi düşüş, devam eden sıkılaştırma önlemleri ve 2026 için öngörülen iddialı düşük hedeflere rağmen hane halklarının yüksek beklentisi kırılamadı.
Enflasyon oluşumunda psikolojik faktör olarak önemli rolü bulunan bekleyişlerde 2025 yılı boyunca yaşanan düşüş piyasa katılımcıları ve reel sektör cephesinde devam ederken, hane halkı beklentisi ise ocak ayında arttı. Hane halkının aralıkta yüzde 50,9’a kadar inmiş olan gelecek on iki ayın sonu itibarıyla beklediği yıllık enflasyon bu ay yüzde 52’nin üzerine çıktı, beklentilerde diğer kesimlerle fark daha da açıldı.
2024 sonunda yüzde 44,38 düzeyinde bulunan tüketici fiyatları (TÜFE) bazında yıllık enflasyon, 2025 yılının tümünde 13,49 puan düşerek yüzde 30,89’la son 49 ayın en düşük düzeyine indi. Şubat başında açıklanacak ocak ayı verisine göre yıllık enflasyonun yüzde 30’unda altına inmesi güçlü olasılık görülüyor. 2026-2028 Orta Vadeli Programı’na (OVP) 2026 sonu için yüzde 16 enflasyon hedefi konuldu. Merkez Bankası’nın tahmin aralığı da halen orta noktası yüzde 16 olmak üzere yüzde 13-19. Uluslararası Para Fonu (IMF) ise son konsültasyon raporunda bunu yüzde 22 olarak öngörüyor.
Ancak hane halkının odaklandığı gıda, kira, ulaştırma maliyetleri, vergi, ceza, harç gibi kalemlerde gerçekleşen artışlar TÜFE ortalamasının üzerinde. Bu nedenle halkın günlük yaşamda hissettiği enflasyon da açıklanan resmî enflasyon oranlarının üzerinde olmaya devam ediyor. Bu durum resmi enflasyon verisine inançsızlığı süreğen hale getiriyor. Hane halkının enflasyon beklentisi de buna göre şekilleniyor.
Beklenen enflasyonda, kesimler arası uçurum, ocakta daha da açıldı. Gelecek on iki ay sonrasının yıllık enflasyon oranına ilişkin beklenti önceki aya göre piyasa katılımcılarında 1,15 puan düşerek yüzde 22,20’ye ve reel sektörde 1,90 puan düşerek yüzde 32,90’a gerilerken, hane halkında 1,18 artarak yüzde 52,08’e çıktı.
Kesimlerin her ay ölçülen ileriye yönelik yıllık enflasyon beklentileri 2025 boyunca, açıklanan resmi enflasyon verilerinin üstünde ancak bununla paralel biçimde genel olarak aşağı yönlü bir seyir izlemişti. Ocak itibarıyla kesimlerin enflasyon beklentisi, bir yıl öncekinin piyasa katılımcılarında 3,18, reel sektörde 10,90 ve hane halkında 6,74 puan altında.
Son bir yıldaki düşüşlerle beklentilerin indiği düzeylere bakıldığında; veri erişimi ve analiz kapasitesi yüksek piyasa katılımcılarda bu oranın resmi hedefleri kısmen yakınsarken, reel sektör beklentisinin bunun hala çok üzerinde olduğu görülüyor.
Resmi istatistiklere kuşkuyla yaklaşım içinde ve Türkiye’nin kronik enflasyon geçmişinin hafızasını taşıyan hane halkının beklentisi ise hedef enflasyonun aşırı farkla olmaya devam ediyor. Tüketici fiyatlarının “daha hızlı veya aynı oranda” artacağını düşünen hane halkı oranının ocak itibarıyla önceki aya göre bir miktar düşse de hala yüzde 73,83’le çok yüksek olduğu dikkati çekiyor.
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
