Bir zamanlar Avrupa Birliği’nin (AB) “sessiz” ülkeleri arasında yer alan İspanya, son yıllarda özellikle dış politikada cesur hamleleriyle dikkat çekiyor.
İspanyol dış politikası son dönemde küresel olaylara yaklaşımında çok taraflılık, uluslararası hukuk ve insan haklarına vurgu yapan net bir tavır aldı. Madrid, özellikle Orta Doğu’daki krizlerde ve Batı ile ABD arasındaki stratejik meselelerde bu ilkelere sıkça vurgu yapıyor.
2018 yılından bu yana Sosyalist İşçi Partisi’nin lideri Pedro Sanchez’in (manşet fotoğrafı) başbakanlık koltuğunda oturduğu İspanya’nın dış politikasındaki en dikkat çekici yönlerinden biri, İsrail ile ilgili tutumu. Hükümet, özellikle 2023’ten beri süren Gazze krizinde sert bir çizgi izliyor.
İspanya, 2024’te Filistin’i bağımsız bir devlet olarak tanıdı ve Batı Şeria ile Gazze arasındaki bağlantının kurulmasının barış için önemli olduğunu belirtti. Dışişleri Bakanı Jose Manuel Albares, Trump’ın Gazze’nin “temizlenmesi” ve Filistinlilerin başka ülkelere gönderilmesi önerisine sert tepki göstererek, “Gazze Filistinlilerindir” dedi.
İngiltere ve Almanya gibi ülkeler ayak direrken, İspanya aynı yıl Güney Afrika ile birlikte İspanya’yı Filistinlilere karşı soykırım uygulamakla suçlayarak Uluslararası Adalet Divanı’nda dava açtı.
İspanyol Parlamentosu geçen yılın Ekim ayında İsrail’e karşı silah ambargosu uygulanması kararı aldı.
Madrid ayrıca bu ay, ABD Başkanı Donald Trump’ın öncülük ettiği “Barış Konseyi” girişimine katılmayacağını açıkladı. Bunun gerekçesi olarak, konseyin Birleşmiş Milletler’in çerçevesinin dışında olmasını ve Filistin temsilcilerinin bulunmamasını gösterdi.
Trump döneminde İspanya-ABD ilişkilerinde de zaman zaman gerilimler yaşandı. İspanya, NATO’nun savunma harcamalarını GSYH’nin yüzde 5’ine çıkarma yönündeki talebe karşı çıkarak müttefikler arasında tartışma yarattı. Bu da, Madrid ile Washington arasında stratejik görüş ayrılıklarına yol açtı hatta Trump’ın İspanya’yı NATO’dan çıkarmayı bile gündeme getirdiği öne sürüldü.
Avrupa ordusu gibi projelerde de aktif bir rol almaya başlayan İspanya’nın yakın geçmiş dış politikası, özellikle 2023-2025 yılları arasında ekonomik büyüme, göç politikaları ve AB içindeki konumu üzerinden şekillendi.
İspanya, son yıllarda Avrupa’nın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri haline geldi. 2023’te yüzde 3,2’lik büyümeyle hem Euro Bölgesi hem de ABD’yi geride bıraktı. Bu büyümenin ardında, özellikle göçmen iş gücünün ekonomiye katkısı büyük rol oynadı.
Diğer Avrupa ülkelerinde göçmen karşıtı politikacılar iktidara gelirken, İspanya 2023-2024 yıllarında 458 bin göçmene yasal statü verdi ve 2024 sonunda da 900 bin yasa dışı göçmene çalışma izni sağlama planını açıkladı. Bu politikaların amacı, iş gücü açığını kapatmak ve ekonomiyi canlandırmak. İspanya Merkez Bankası verilerine göre, 2022-2024 arasında kişi başına düşen GSYH artışının yüzde 0,4-0,7’si doğrudan yabancı işçilere atfediliyor. Bu durum, İspanya’nın göçmen yanlısı politikalarını Avrupa’dan ayıran bir strateji.
Ancak son kamuoyu yoklamaları göçmenler konusundaki tutumu nedeniyle Başbakan Sanchez’i eleştiren sağcı partilerin güç kazandığını gösteriyor.
Kısaca, İspanya göçmen politikalarıyla Avrupa’dan ayrışırken, İsrail’e karşı da Filistin yanlısı ve eleştirel bir tutum sergileyerek Orta Doğu politikaları açısından Avrupa’daki diğer ülkelerden neredeyse 180 derece farklı hareket ediyor.
Fotoğraf: hlamoncloa.gob.es
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
