Ebubekir Şahin şaşırttı-Barış Pehlivan (Cumhuriyet)
“Eski gelinine üniversitede kadro veren dekanı “Onlar” yayınında haberleştirince benzer çok ihbar yağdı. Notlarımı aldım, inceleyeceğim.
Bu süreçte ilginç bir de haber duydum.
Takip edenler bilir; Ebubekir Şahin’in RTÜK dönemindeki sansürcü politikalarını bu köşede çok eleştirdim. Nihayet, Şahin dört dönem başkanlık yaptığı RTÜK’e geçen sonbahar veda etti. Ve Türk Telekom’un yeni CEO’su oldu.
Öğrendim ki…
Şahin’in kızı Zeynep de çok önceden beri Türk Telekom’un insan kaynakları departmanında çalışıyormuş.
“İlginç” dediğim haber ise şu: CEO’luk görevine gelir gelmez Ebubekir Şahin’in ilk gördüğü evraklardan biri de kızının istifasıymış. Deniyor ki babası olarak kendisi istemiş bu istifayı.
Yalan yok; beklemezdim, şaşırdım.”
Ümit Özdağ’dan dinlediklerim-Memduh Bayraktaroğlu (Nefes)
“Dün NEFES Gazetesi olarak Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ve çalışma arkadaşlarını gazetemizde konuk ettik…
Bu buluşmada beni en çok etkileyen şey, Ümit Özdağ’ın milliyetçilik tanımı oldu…
Bu anlayış; insanları birbirine düşman eden, kimlikleri çatıştıran, korku ve öfke üzerinden siyaset üreten bir milliyetçilik değil aksine:
Birleştiren, uzlaştıran, aynı ülkenin yurttaşlarını ortak bir gelecek fikrinde buluşturmayı hedefleyen bir milliyetçilik anlayışı…
“Mülteci” ya da “sığınmacı” konusundaki görüşlerine yüzde yüz katılıyorum çünkü, yakın gelecekte tüm dünya Özdağ’ın bu görüşünü benimseyecek…
Ama kendisine de söylediğim gibi, bu çok haklı görüş ve projesinin çok iyi anlatılamadığı kanaatindeyim…
Yanlış anlamadıysam Özdağ’ın milliyetçilik tanımı, Büyük Önder Atatürk’ün “Ne mutlu Türküm diyene” sözüyle özetlediği, Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşlığı temelinde yükselen bir milliyetçilik tarifi…
Ben buna, Atatürk’ün o güzel sözü ettiği yılın diliyle “muasır medeniyetler milliyetçiliği”, günümüz diliyle ise “çağdaş uygarlıklar milliyetçiliği” diyorum…
Bu milliyetçilik anlayışı kendi ülkesinin insanlarını geçmişlerine ve bir köşeye sıkıştırmıyor…
Aksine: ekonomik refahı ve insanî gelişimi (Kalkınma) yakalama temelli, onurlu, saygın bir yurttaşlığa taşımayı hedefliyor…”
“Son dakika” maddesinde adres Aziz İhsan Aktaş mı?-Çiğdem Toker (T24)
“En düşük emekli aylığını 20 bin TL’ye çıkarmak üzere “torba” şeklinde TBMM’ye getirilip kabul edilen kanun teklifine, iktidar milletvekilleri imzasıyla sonradan eklenen bir madde, genel kurul görüşmeleri sırasında düzenlemenin “Aziz İhsan Aktaş için mi yapıldığı “sorusuna yol açtı.
Kanun teklifi, geçen hafta TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülürken asıl metinde olmayan bir madde, önerge ile “6. Madde” olarak eklendi. Söz konusu düzenleme; kamu ihalelerinde, devletin taşeron şirket için ödediği kıdem tazminatını, sonradan şirkete rücu etme hakkını ortadan kaldırıyor. Bu da devletin önemli bir kamu kaynağından feragat etmesi anlamına geliyor.
CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, TBMM Genel Kurulu’nda önceki gece yapılan görüşme sırasında, devletin “kimin için ve kaç liralık kaynaktan vazgeçtiğini” sordu ancak cevap gelmedi. Madde de oylanarak kabul edildi.
Emir’in TBMM tutanaklarına yansıyan soru ve ifadesi şöyle:
“Attığı iftiraların ödülünü Genel Kurul’dan mı alacak?”
“Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çok önemli bir maddeyi görüşüyoruz ve ben buradan AKP Grubuna açıkça bir soru sorma ihtiyacı içerisindeyim. Bu maddeye göre, kamu ihaleleri kapsamında alt taşeron için kamunun ödediği kıdem tazminatını alt taşerona rücu etme hakkını ortadan kaldırıyorsunuz. Yani devlet kıdem tazminatını ödüyor birisinin yerine, o kişi para kazanıyor ama kıdem tazminatını rücu etme, geri alma hakkından vazgeçerek o kişiyi bir kez daha ödüllendiriyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar…)
Soru 1: Kaç liralık kaynaktan vazgeçiyorsunuz? Bize gelen bilgiler 60-70 milyar lira olduğu yönünde. 60-70 milyar liralık bir kaynağı emekliye vermiyorsunuz, çok görüyorsunuz ama şimdi eller kalkacak, inecek ve 60-70 milyar lirayı birinin cebine koyacaksınız.
Soru 2: Kim bunlar?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı.)
BAŞKAN – Buyurun.
MURAT EMİR (Ankara) – Kim bunlar? Bunları söylemeden bu yasayı geçiremeyiz. Bu kişi Aziz İhsan Aktaş mı? Attığı iftiraların ödülünü bu Genel Kurul’dan mı alacak? Türkiye’de en çok alt taşeron çalıştıranın, en çok kıdem tazminatı ödemesi gerekenin ve bu konudan da en çok yararlanacak olanın Aziz İhsan Aktaş olduğunu biz tahmin ediyoruz çünkü Türkiye’deki iş hayatını biliyoruz. Açıkça gelin, açıkça konuşun, siz de ona göre parmaklarınızı kaldırın.
İYİ Parti Aydın Milletvekili Ömer Karakaş da söz konusu maddeye itiraz ederek, “Babanızın parasını mı veriyorsunuz?” diye sordu. Karakaş, eskiden taşeronların işçi tazminatını ödememesi durumunda devletin ödediğini sonra da taşerona rücu ettiğini anımsatarak şöyle dedi:
“Şimdi, siz hiç kanunda, teklifte olmayan bir şeyi alelacele getirip 6’ncı maddeye, benim konuştuğum maddeye koydunuz. Ne yaptınız biliyor musunuz? İşte, o taşeronların, o yandaşlarınızın rücu ettirilen borçlarını siliyorsunuz. Peki, bunu kimin parasından veriyorsunuz; cebinizden mi veriyorsunuz, babanızın parasını mı veriyorsunuz? Hayır. Kimin parasını veriyorsunuz? İşte, emekliye vermediğiniz, fakire fukaraya vermediğiniz, memura vermediğiniz parayı yandaş taşeronlara veriyorsunuz. Ya, arkadaşlar, hiç mi vicdanınız yok?”
CHP Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun da son dakikada “pakete yine bir şey atıldığın” söyleyerek emekliye beklerken, kamudan ihale alan işverenlere madde getirildiğini söyleyerek “Bu işçilerin kıdem tazminatlarını neden siliyorsunuz? Neden siliyorsunuz? Neden siliyorsunuz. Ya, siz kimin vekillerisiniz?” diye sordu.”
Ağlamaya hakkı olmayanlar-Ahmet Taşgetiren (Karar)
“Anneler ağlar evet, evden çıkıp eve dönmeyen, sonra kanlar içinde cansız bedeniyle karşılaştıkları çocukları için.
Anneler ağlar evet, uyuşturucu tuzağına düşmüş çocukları için.
Emekliler ağlar evet, barınacak yerleri kalmadığı için, sofraya koyacak yiyecekleri kalmadığı için, torunlara verecek üç kuruşluk karne harçlığı – bayram harçlığı bulamadıkları için.
İşsizler ağlar, dövünür evet, yarına uyanmanın kahredici gerekçesizliği için.
Asgari ücretliler ağlar evet, eşleri, sabah okula gönderdiği çocuğunun beslenme çantasına koyacak şey bulmakta zorlandığı için.
Hatta orta gelir grubu ağlar evet, ev almak, araba almak umudu her gün biraz daha uzaklara savrulduğu için.
İşveren ağlar, işçileri kapıya koyduğu, fabrikasının kapısına kilit vurmak zorunda kaldığı için.
Ama memleketin yönetiminden sorumlu olanların ağlama hakkı yok. Kendilerine memleket emanet edilenlerin, memleketin ailesi, eğitimi, kültürü, sanatı, sokağı, gençleri, kadınları – erkekleri, memleketin trilyonluk bütçesi emanet edilenlerin ağlama hakkı yok. Onlar ağlama, yakınma, şikâyet etme, sorun sıralama makamında değiller. Hele memleketin her şeyi onlara emanet edilmişken kürsülere çıkıp “memleketin gençleri, ailesi elden çıktı” diye nutuk atmaz, atamaz.
Siz neredeydiniz bütün bunlar olurken diye sorarlar adama.
Bakıyorum ülke yönetiminden sorumlu olanlar, hatta neredeyse çeyrek asırdır sorumlu olanlar, sanki bu işi bir başkası gelip de yapacakmış gibi, “ağıt makamında” nutuklar irad ediyorlar.”
30 milyon dolarlık fakir-Timur Soykan (BirGün)
“Ülkede milyonlarca insan açlık sınırının altında yaşam mücadelesi verirken milyonlarca doların havada uçuştuğu vurgunların sonu gelmiyor. İstanbul’un tekstil merkezlerinden Merter’de 30 milyon dolarlık vurgunun mağdurları paralarını kurtarmaya çalışıyor.
Halk TV’den Dinçer Gökçe haberinde detaylı bir şekilde anlattı. Çoğunluğu Merter’deki tekstil şirketlerinin sahibi 30 kişi, Altınkemer Döviz’e toplam 30 milyon dolar değerinde döviz ve altın verdi. Bu parayı vermelerinin nedeni; yüksek kâr vaadiydi. Altınkemer Döviz’in ortaklarından Yasin Kapıyoldaş, 1.5 milyon dolara ayda 100 bin dolar kâr vaadinde bulunuyordu. Elbette akla yatkın değildi ama memlekette alengirli işlerle paradan para kazanılacağına inanmışlardı.
Yasin Kapıyoldaş arkasında siyasi destek olduğunu, Merkez Bankası ve Darphane ile çalıştığını da söylüyordu. İddiaya göre; eski AKP Milletvekili Mehmet Metiner ile yakınlığı vardı, hatta Metiner defalarca ziyaretine gelmiş, kendisi de para yatırmıştı. Üstelik Metiner’in akrabası Mustafa Akel, Yasin Kapıyoldaş’ın şoförlüğünü yapıyordu. Özel Harekat’tan emekli korumasıyla gezen Kapıyoldaş’ın kullandığı lüks otomobiller çakarlıydı ve bu çakarların Mehmet Metiner’e ait olduğu konuşuluyordu. Metiner bunu ‘‘Ben izin vermedim, benden habersiz kullandıysalar bilmiyorum’’ diyerek çekingen yalanladı. Ancak Mehmet Metiner’in kurduğu haber sitesinin toplantısından paylaştığı bir fotoğrafta hemen sağında akrabası Mustafa Akel ve onun yanında Yasin Kapıyoldaş vardı.
Yasin Kapıyoldaş’a kısa sürede para yağdı. Jandarmaya giderek şikâyetçi olan tekstilciler Kapıyoldaş’a şunları verdiklerini söyledi:
Tekstilci Tarık Öztürk: 25 kilo altın.
Tekstilci Seçkin Vural: 421 bin dolar ve 214 kilo gümüş.
Alp Ailesi: 21 kilo altın, 275 kilo gümüş, 4 milyon dolar.
Şenol Çıtlak: 2.5 milyon dolar.
Celal Kalkan: 2.5 milyon dolar.
Bekir Dölek: 25 kilo altın.
Mağdurlardan biri; Yasin Kapıyoldaş tarafından “Bu ülkede adliye de, emniyet de maliye de milletvekili de devlet de biziz” diye tehdit edildiğini öne sürdü. Bazı mağdurlar, Altınkemer Döviz’in ortağı Bülent Özbek’i de suçladı. Bülent Özbek ise Yasin Kapıyoldaş’ın şirketin içini boşaltarak kendisinden 1.5 milyon dolar çaldığını iddia ederek şikayetçi oldu.
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
