Toplumun geniş kesimleri tarafından bilinmese de, özellikle gündelik konuşmalarda sık uygulanan “dilde ekonomi” diye bir kavram var.
Bu kavram, bir dilin en az çabayla en fazla anlamı iletme eğilimini ifade ediyor. Yani insanlar konuşurken ya da yazarken, gereksiz ayrıntılardan kaçınarak, mümkün olan en kısa, hızlı ve verimli yolu seçme eğilimindedir. ABD’li Dil Bilimci George Zipf’e göre, bir dil ne konuşanı yoracak kadar karmaşık ne de dinleyeni zorlayacak kadar aşırı basit olmalıdır.
Gündelik konuşmalarda “Ne yapıyorsun” söylemesi daha kolay olan “N’apıyorsun”a dönüşür. Çoğu kişi “Ben geldim” yerine kısaca “Geldim” der. Ayrıca, özellikle internetin yaygınlaşmasına bağlı olarak mesajlarda “tamam” yerine “tmm” ya da “teşekkür” yerine “tşk” sık kullananların sayısı da az değil.
Türkçe öğretmeni Tahsin Melan ise, Türkçede pek tartışılmayan bir konu olan “-ler” ve “-“lar” eklerinin kullanımı için “dilde ekonomi” kavramından yola çıkarak şunları yazıyor:
“Dil kendini yenileyen, yaşayan bir olgudur. Zorlamayla dilden sözcük atılmaz ve dile sözcük kazandırılamaz.
Kurallar da böyledir. Zamanında yerleşmiş çok düzgün kurallar vardır ki kimse bunları elleyemez, değiştiremez, aksini iddia edemez. Ama bunun yanı sıra bazı kurallar vardır ki dildeki sürecin işlemesi doğrultusunda yeni bir yöne doğru kayma sergiler. Örneğin bazı kişilerin özne yüklem konusunda ısrarcı olduğu nokta: Evet zamanında özne çoğul olursa yüklem de çoğul olur ya da özne insan dışında bir varlıksa şöyle olur, aksi takdirde böyle olur vb. açıklamalar dil bilgisi kuralları olarak yazılmış, öğretilmiş. Bunlar tamamen süreç içerisinde yerini bulmuştur.
Bütün dil bilimcilerin ve Türkologların bildiği ve kabullendiği bazı kurallar vardır. Bu kuralları hiçe saymak bilime ters düşmektir. İşte bunlardan biri de “dilde ekonomikleşme” adı verilen kuraldır. Bu genellikle günlük yaşamda, halk dilinde, daha doğrusu konuşma dilinde kendini gösterir. Daha sonra da yazın dilini etkiler ve yer edinir. Kural gereği eş anlamlı sözcükler ya da ekler aynı cümlede yer almaz. Almamasında yarar ve güzellik vardır. Basit bir örnek verelim:
“2 kalem” deriz de “2 kalemler” demeyiz, yanlıştır. Bu söylemi dil de benimsemez zaten, yadırganır. Söyleyeni de duyanı da rahatsız eder.
Bu basit örneğin aksini kimse söyleyemez. “2” çoğul kavramı karşıladığı için onunla ilgili kalem sözcüğüne “-ler” ekini getirmemiz gerekmiyor
İşte bu ilkeden yola çıkarak “Çocuklar okula geldiler” cümlesindeki son sözcükteki “-ler” ekinin de gereksiz olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü gelenler zaten çoğuldur, 2, 3, 5 veya daha fazla rakam göstergesi gibi. Bu cümleyi şöyle yazabilir miydik: “4 çocuk okula geldiler.”
Elbette yazamaz ve diyemezdik. Oysa bu cümleyi “Çocuklar okula geldi” diye kurduğumuzda hiçbir şekilde anlam kaybına uğrama söz konusu değildir. Kimseler de yadırgamaz. Böylece dil kullanımı, önceki ve en sondaki aynı görevi üstlenmiş eklerden birini atarak yukarıda adı geçen kuralı devreye sokmuş ve son halini almıştır. Bunun aksini iddia etmek ve ısrarla kalıpçı olmak dilin yaşam sürecine baskı yapmak, önünü kesmektir. Bu bir süreçtir, saplanıp kalmak, kurallarda ısrarcı olmak gerekmez.
Zaten zaman içerisinde yetkili kişilerce (dil bilimciler ya da Türkologlar) gerekli düzenlemeler yapılacak, kurallardaki bu esneklik yeni uygulama şekliyle açıklığa kavuşturulacaktır. Ondan sonrası da iş, başta öğretmenler olmak üzere dilini seven herkesin bu kurallara uymasına ve uygulamasına kalacaktır.
Fakat şunu da unutmamak gerekir. Öyle cümleler vardır ki vurgu amacıyla size bu kuralı görmezden gelmeye zorlar. Üstelik çok da yerinde olur. İşte güzel bir örnek:
“Edebiyatla uğraşanlar çok iyi bilir ve özellikle dikkat ederler.”
Gördüğünüz, okuduğunuz ya da duyduğunuzda bu cümlede iki defa kullanılmış olan “-lar” eki sizi kesinlikle rahatsız etmeyecektir. Buradaki vurgu, bu tekrarla çok daha etkili olmaktadır. Oysa şimdi vereceğim örnekte bunun ne kadar yersiz ve anlamsız olduğunu rahatlıkla göreceksiniz:
“Bilindiği gibi dil adları, ulus adları özeldirler.”
Görüldüğü gibi kısacık cümlede “adları” sözcüğü aynı değerlerle iki defa yazılmış. “-lar” eki ise kurallara uyma (!) kaygısıyla bol keseden serpiştirilmiş. İşte esas sorun buradadır. Güzel yazı yazmanın temelinde ve kurallarının başında da bu konu dikkati çeker.
Şimdi tekrar örnek cümlemize dönelim.
“Bilindiği gibi dil adları, ulus adları özeldirler.”
Soruyorum size, bu cümle sizi rahatsız etmiyor mu? Diliniz sizi uyarmıyor mu? Eğer göğsünüzü gere gere “Hayır!” diyebiliyorsanız size söyleyecek sözüm yok derim. Ama eminim. Adını koyamasa bile bu cümleyi okuyan ya da dillendirenler mutlaka bir tedirginlik hissedecektir. İşte o da “dilde ekonomikleşme” kuralına uyulmadığının yansımasıdır. Eğer yazar kuralı bilse ve uygulasaydı bu cümleyi şöyle yazardı:
“Bilindiği gibi dil ve ulus adları özeldir.”
Şimdi lütfen iki cümleyi arka arkaya tekrar okuyun! Size daha sıcak gelen, duygularınızı yansıtırken sizi ve dilinizi zorlamayan, kulağınızı gereksiz yere tırmalamayan cümle hangisidir?
“Bilindiği gibi dil adları, ulus adları özeldirler.”
“Bilindiği gibi dil ve ulus adları özeldir.”
İşte sonuç ortada. Bundan sonrası size kalmış. Karar sizin. Siz bilirsiniz. Gözünüzün, kulağınızın ve dilinizin vereceği karara uymanız ve dilimizi değişmesi söz konusu olabilen kalıplara hapsetmemeniz dileğiyle.”
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
