Apaçık Radyo’da pazartesi günleri yayınlanan “Babil’den Sonra” programını hazırlayan Ercüment Gürçay, 2025 yılında dünyada yaşan önemli olayları popüler müzikler eşliğinde gazeteci Cenk Başlamış’la konuştu. Dilerseniz programı dinleyebilirsiniz.
-Herkese merhaba, Apaçık Radyo’da “Babil’den Sonra” programını Peter Gabriel’in keyifli bir şarkısıyla açtık: Solsbury Hill. Geçen yılın son programında olduğu gibi bu yıl da canlı yayında internet gazetesi Medya Günlüğü’nün Yöneticisi Cenk Başlamış’la birlikteyiz… Hoş geldiniz demiyorum, programın omurgasını siz hazırladınız; güzel müzikler de getirdiniz yanınızda… Merhaba Cenk Bey.
-Hoş bulduk Ercüment Bey, teşekkürler. Yine bir canlı yayında sizinle ve “Babil’den Sonra” dinleyicileriyle buluşmak çok güzel. Geçen yıl da yılbaşı programını birlikte yapmıştık. Güzel bir tesadüf, o zaman programımız tam 31 Aralık’a denk gelmişti. Gerçi bugün de yılbaşına artık sayılı saatler var.
-Cenk Bey, bu birlikte 15. programımız değil mi?
-Evet Ercüment Bey, tam 15. programımız. Birlikte yaptığımız bütün programlardan çok keyif aldım ama son birkaç yıldır hep canlı yayınlar yapıyoruz. Canlı yayının keyfi ve heyecanı gerçekten çok başka. Benim gibi amatör bir müziksevere bu olanağı verdiğiniz için size ve tabii Apaçık Radyo’ya çok teşekkür ederim.
-Rica ederim. Birlikte program yapmak benim için de çok keyifli. Bugün programımızda neler var onu konuşacağız ama önce açılışta çaldığımız Solsbury Hill’le ilgili söyleyecekleriniz vardır sanırım. Bir de bu şarkıyı daha önce çalmıştık, doğru hatırlıyorum değil mi?
-Evet. Zaten bu programdaki müzikleri geçmiş programlarda çaldığımız ve beğenildiğini düşündüğümüz şarkılardan seçtim. Ama tabii arada sürprizlerimiz de olacak. Solsbury Hill’i de Peter Gabriel’e ayırdığımız programda çalmıştık. Gabriel bu besteyi Genesis’ten ayrıldıktan sonra yapmış. Şarkı, insanın elindekilerden olma pahasına yeni bir maceraya atılmasıyla ilgili. Dinlediğimiz şarkının videosu çok ilginç, beğenenlerin Youtube’da “Solsbury Hill Live DNA” araması yaparak seyretmesini tavsiye ederim. Gabriel’in bu şarkıyı söylediği altı farklı konserini bir araya getirip tek klip yapmışlar. Gençlik döneminden başlıyor ve bugüne geliyor. Sonuncusu ki sanıyorum 2017 yılına ait, Gabriel bu şarkıyı sahnede bisikletle dolaşırken söylüyor. Bir de altı konserin tamamında ünlü gitarist Tony Levin de var.
-Cenk Bey, bir müzik arası verelim mi? Sırada hangi şarkı var?
-Yayının başında eski programlarda çaldığımız şarkılardan bir seçki hazırladım demiştim ama çaldığımız ve çalamadığımız şarkılar demem gerekirdi. Çünkü sıradaki şarkı aslında 1 Eylül’deki programımızın listesinde vardı ama zaman yetmediği için yayın sırasında çıkarmak zorunda kalmıştık. İlginç bir şarkı. Ben de Rusya’da bu yıl en çok dinlenen şarkılara bakarken keşfettim. Grubun adı Ay Yola. Başkurdistan’dan bir grup. Başkurtlar Türk asıllı bir halk. Grup üç kişiden oluşuyor. Adil Şahitdinov, Ruslan Şahitdinov ve Rinat Ramazanov. Bu tarz müziğe etno pop deniliyormuş. Aslında Türkçe söylüyorlar ama anlaması zor. Şarkının adı Homay. Türkçesi, daha doğrusu Türkiye Türkçesindeki karşılığı Hüma kuşu. Ya da gündelik hayatta kullandığımız şekliyle devlet kuşu ya da talih kuşu. Bakalım Babil’den Sonra dinleyicileri beğenecek mi? Şarkının Youtube’da Türkçe alt yazılısı da var. Baskın enstrüman herkese aşina gelecek. Ay Yola söylüyor. Homay.
-Başkurt grup Ay Yola’nın seslendirdiği Homay’ı dinledik. Cenk Bey program başlığımız “2025 Böyle Geçti”. Neler konuşacağız bugün?
– Tabii çok konu var, Venezuela-ABD gerginliğinden, İsrail-İran çatışmasına hatta 2025 yılında yapay zekânın hayatımıza tam anlamıyla girmesine kadar ama ben çok önemsediğim iki konuyu seçtim. Bir de, istedim ki yeni yıla artık saatler kala az konuşmalı, bol müzikli bir program olsun.
-Sizce 2025’e damgasını vuran olaylar neydi?
-Birincisi Gazze dramı. Birkaç ay önce Gazze’de bir barış planı uygulamaya konuldu. Önce herkes Filistinlilerin dramının nihayet son bulduğunu düşündü ama gerçeğin hiç de öyle olmadığı hemen ortaya çıktı. Maalesef katliamlar devam ediyor. Bu sabah baktığımda hayatını kaybedenlerin ki çoğu kadın ve çocuk, 70 bini aşmıştı. Gerçek şu ki İsrail dur durak tanımıyor. Bir de Amerikan Başkanı Trump’ın aslında Şubat ayında ortaya attığı, sonra rafa kaldırdığı Gazze’yi tatil köyüne çevirme planı yılın son günlerinde yeniden dolaşıma sokuldu. Trump’ın bu projesine dalga geçer gibi “Sunrise” yani gündoğumu adını vermişler. Gazze’ye 112 milyar dolar yatırım yapılacakmış, işte gökdelenler falan dikilecekmiş. İyi güzel de 2 milyon Filistinliye ne olacağının cevabı projede yok. Bu yıl Filistinliler adına olumlu diyebileceğim tek gelişme bazı Batılı ülkenin Filistin devletini tanıması oldu. Diyeceksiniz ki tanıdılar da ne oldu? Haklısınız pratikte bir şey değişmedi ama o ülkeler Filistin’i kendi halklarının baskısı sonucu tanımak zorunda kaldı. Bu da önemsiz değil. Ama sonuç olarak Gazze’yi ve Filistinlileri 2026’da da kötü günler bekliyor görünüyor maalesef.
-Bir müzik arası daha verelim mi?
-Tabii verelim. Sürprizlerimizden ilkine geldi sıra. Ben bu programa hazırlanırken birdenbire karşıma çıkınca çok şaşırdım. Elbette bilinenler vardır ama ben yeni öğrendim. Sözleri değil ama melodisi hepimizin hafızasına kazılı. Ünlü Fransız şarkıcı Mireille Mathieu söylüyor. Umarım liseden kalma Fransızcamla adını doğru telafuz edebilirim. L’Aveugle.
–Dinleyince hemen anımsayacağınız bir şarkı. Şarkının orijinal sözlerini şöyle çevirebiliriz dilimize:
Köyde kemanını çalan kör bir adam vardı.
Bakışları bulutlarda, yüzünde bir gülümseme…
Tüm kalbiyle çalıyordu ve biz de ona eşlik ediyorduk
Köyün tüm çocukları etrafında, onu izliyorlardı
Parmaklarından sarhoşluk, bir okşamanın sıcaklığı
yağmur ve güneş doğdu
Kemanının bir ruhu vardı, doğrudan gökyüzüne yükselen
Gözlerimizde gözyaşları ve kalplerimizde bir alev, gökkuşağının tüm ateşleriyle gülen
Kalbim fırtınalı olduğunda, hayatım öfkeyle dolduğunda
O yaşlı kör adamı ve kemanını tekrar anımsıyorum…
Ve bulutlardaki gözlerini, yüzündeki gülümsemeyi
Bu şarkıyı mırıldanarak ayrılıyorum o andan…
-Ayten Alpman’ın “Memleketim” şarkısının orijinalini efsane Fransız şarkıcı Mireille Mathieu’den dinledik ki aslında o beste de bir Yahudi halk şarkısına dayanıyor… 2025 yılı için seçtiğiniz diğer konu Rusya-Ukrayna savaşıydı? Nedir son durum Cenk Bey?
-Evet Ercüment Bey. Savaş yakında dördüncü yılına girecek. İşin doğrusu dört yılda iki taraftan kaç kişinin öldüğünü kimse bilmiyor ama tahminler hep yüz binlerle ifade ediliyor. Gazze’de olduğu gibi Trump bir arabuluculuk girişimi başlattı. Ama o da garip bir plan. Çünkü Ukraynalılara bakılırsa Amerikalılar Rusya’nın barış planını alıp kopyalamış. Yani Ukraynalılara Rusya’nın istediği koşullar dikte ediliyor.
-Planda ne var?
-Bir kere Ukrayna’nın ülkesinin doğusunu tamamen Rusya’ya bırakması gerekiyor. Evet o bölgenin büyük kısmı Rus ordusunun elinde ama Moskova Ukrayna askerlerinin tamamen çekilmesini istiyor. Ukrayna’nın NATO’ya yakın ya da uzak gelecekte alınmayacağı artık belli oldu. Amerikalılar bu planı kabul etmesi için Ukrayna’ya büyük baskı yapıyor. Ukrayna iki arada kalmış durumda. Çünkü planı kabul ederse topraklarının bir bölümünü daha kaybedecek ki zaten şu anda bile Ukrayna’nın yüzde 20’si Rus işgali altında. Planı kabul etmezse Amerikan yardımı kesilecek. Zaten Ukrayna askeri açıdan zor durumda, Rus ordusu son bir yıldır sürekli ilerliyor. Yani tam bir 40 katır mı 40 satır mı durumu.
-Yine mi ara verelim mi? Sırada hangi parça var?
-Ben Youtube’da şarkıları dinlerken çoğu zaman yorumlara da bakıyorum. Bazı yorumlar çok ilginç. Şimdi okuyacağım yorum biraz sonra dinleyeceğimiz parçayla ilgili. Michelle adındaki bir kullanıcı şu yorumu yazmış:
“O kadar çok ağlıyorum ki… 10 yaşımdan beri bu konseri babamla defalarca seyrettim. Babam Genesis hayranıydı. Müthiş bir babaydı. 55 yaşında demansa yakalandı. Durumu hep kötüye gitti. Nasıl başardı bilmiyorum ama o haldeyken bile bana hep gülümser, destek olurdu. O benim kahramanımdı. Tanrı’ya inanmıyordu ama ben onun şu anda cennette olduğuna eminim. Bu videoyu her seyrettiğimde gözlerimden yaşlar boşalıyor. Müzikle birlikte anılarım canlanıyor. Umuyorum bir gün benimle gurur duymanı sağlarım babacığım.”
Beni çok etkilediği için bu yorumu okumak istedim. Yorumu yazan kişinin “babamla defalarca seyrettim” derken kastettiği Genesis’in 2007 Roma konseri ki sanıyorum grubun en başarılı konseri. Yarım milyon kişinin izlediği bir konser. Programı açarken Peter Gabriel’in “Solsbury Hill” şarkısını çalmıştık. O şarkı için insanın elindekilerden olma pahasına yeni bir maceraya atılmasıyla ilgili demiştim ama detaya girmemiştim. Aslında Gabriel’in Genesis’ten ayrılmasıyla ilgili yaptığı bir beste. Sıradaki şarkımız ise, Genesis’in Gabriel’in ayrılmasından sonra yaptığı bir beste, ona güzel bir veda: Los Endos. Bence grubunun en güzel enstrüman parçalarından biri. Özellikle sonlara doğru yüz binlerce kişinin el çırparak katılması çok etkileyici. 1976 yılına ait bir beste olduğunu söylemesem herhalde çoğu kişi anlamaz. Ben bu şarkıyı istasyonlara gelince yavaşlayan ama onun dışında son sürat, tozu dumana katarak giden yüksek hızlı bir trene benzetiyorum. Los Endos…
-Babil’den Sonra’da bugün İnternet Gazetesi Medya Günlüğü’nün yöneticisi Gazeteci Cenk Başlamış’la 2025 yılının önemli bazı olaylarını konuşuyoruz ve Cenk Bey’in yanında getirdiği müzikleri dinliyoruz. Cenk Bey’in favori grubu Genesis’ten dinledik: Los Endos… Sohbetimize devam etmeden önce bir şarkı daha çalalım mı?
-Seve seve. Sırada olağanüstü bir şarkının olağanüstü yorumu var. 1986 yılındaki Live Aid konseri için Londra’daki Wembley Stadı’na gidiyoruz. Bu konseri daha önce biraz konuşmuştuk, Afrika’da açlık çekenler için yapılan görkemli bir konser. Belki bir sonraki programımızı bu konsere ayırabiliriz çünkü çalacak çok parça, anlatacak çok hikaye var. Freddie Mercury’nin en muhteşem sahne performanslarından biri. Yorumu, dansları, kendinden emin tavırları ve 72 bin kişiyle etkileşimi, bütünleşmesi müthiş. Apaçık Radyo’da Queen’i dinliyoruz: Radio Ga Ga.
-Cenk Bey demin Rusya meselesini konuşurken aklıma geldi. Rusya’dan aldığımız S-400 füzelerini iade etmek istiyormuşuz, öyle mi?
-Evet öyle bir durum var. Bir iki hafta önce ortaya çıktı bu konudaki haberler. Amerikalılar size F-35 savaş uçakları veririz ama S-400’leri Rusya’ya iade edin diyormuş.
-Ne zaman almıştık?
-2019’da teslim aldık ama hiç kullanmadık.
-Ruslar geri almayı kabul eder mi?
-Normal şartlarda etmez ama Rusya’nın Batı ittifakı içinde çok fazla dostu kalmadı. Biz onlardan biriyiz. Dolayısıyla Türkiye ile arasının açılmaması için kabul edebilirler ama tabii bir yere de not ederler.
-İlginç bir durum gerçekten…. Cenk Bey’in gözlerinin parladığını görüyorum. Herhalde bundan sonra çalacağımız parçayla ilgili, yanılıyor muyum?
-Yanılmıyorsunuz çünkü bence geldik bugünkü programımızın yıldızı olacağına inandığım parçaya. İnanın, programa hazırlanırken defalarca dinledim.
-Sizi bu kadar heyacanlandırdığına göre bir Genesis parçası daha çalacağız galiba Cenk Bey!
-Ercüment Bey bu sefer yanıldınız. İsterseniz anons etmeyelim sürpriz olsun ama zaten sanıyorum herkes hemen anlayacak hangi şarkı olduğunu. Bitirdikten sonra konuşalım çünkü söylemek istediğim çok şey var.
-O zaman Cenk Bey’in seçtiği sürpriz şarkıyı dinliyoruz…
-Nefis gerçekten. Cenk Bey sözü size bırakıyorum hemen. Şarkıyla ilgili söylemek istedikleriniz vardı.
-Evet. Fink Floyd’un 1979 yılında çıkan efsanevi “The Wall” albümünün en güzel parçalarından birini dinledik: Comfortably Numb. Bu şarkının adını Türkçeye anlamını kaybetmeden çevirmek bayağı zor. Düşündüm düşündüm işin içinden çıkamadım ve yapay zekaya sordum. Onun çevirisi “huzurlu bir hissizlik” oldu. Pek çok ünlü topluluğun başına gelen ayrılıklar, birleşmeler, yeniden ayrılıklar Pink Floyd’un da başına gelmiş. Özellikle Roger Waters’la David Gilmour arasında görüş ayrılıkları yaşanmış. Biz Gilmour’ın Pompeii’de 2016’da verdiği uyarlamayı dinledik. Buradaki müzisyenler grubun orijinal kadrosundan çok farklı. Bir de ilgimi çeken bu konserin Pompeii’de verilmesi. Pompeii İtalya’nın Napoli kenti yakınlarındaki antik bir Roma şehri. 24 Ağustos 79’da Vezüv Yanardağı’ndaki korkunç patlama sonrası kent kaybolmuş ve ancak 1748’de bulunmuş. UNESCO Dünya Tarihi Listesi’nde bir yer olduğu için İtalyan Kültür Bakanlığı’ndan özel izin alınması gerekmiş ve konser için sadece 2000 bilet satılmış. Aslında binlerce kişi alabilecek bir yer ama yapıyı korumak için böyle bir karar alınmış. Çaldığımız şarkıyı beğenenlerin “David Gilmour Live in Pompeii 2016” diye arama yaparak Youtube videosunu izlemesini çok isterim. Çünkü aynı zamanda görsel bir şölen. Ayrıca, davuldaki Steve DiStanislao’ya dikkat etsinler çünkü çalarken olağanüstü mutlu. Bir de vokaldeki Louise Clare Marshall’ın şarkıyı nasıl yaşayarak seslendirdiği sanırım herkesin ilgisini çekecek. Son olarak unutmadan şarkıyı arkadaşım Saltuk’a armağan ediyorum. Geçen ay doğum günüydü. Programımızda onun için çalacağımıza söz vermiştim.
-Programımızın yavaş yavaş sonuna geliyoruz, hemen bir şarkı daha dinleyelim mi? Sonra finali de başka bir şarkıyla kapatırız. Şimdi hangi şarkıyı çalıyoruz?
-Son iki şarkı yeni yılla ilgili olsun. Bir taraftan da saate bakıyorum ne kadar zamanımız var diye. Sırada bir döneme damgasını vuran ünlü İsveçli topluluk Abba’nın 1980 yılında çıkan günün anlam ve önemine uygun bir şarkısını dinleyelim: Happy New Year.
-Bu şarkı umutla kırılganlık arasındaki ince çizgide duruyor. Eğlencenin sabaha karşı dağıldığı, balonların söndüğü, ışıkların kapandığı bir anı anlatıyor. Yani aslında tam da bugünü: yeni bir yıla girerken içimizdeki belirsizliği… “Hepimizin umutları, deneme cesareti olsun…”Bugün bu dize, romantik bir temenniden çok bir hayatta kalma cümlesi gibi geliyor bana. Şarkı, yılbaşı gecesinin coşkusunu değil, ertesi gününü anlatıyor. Kutlama bittiğinde geriye kalan sorular vardır: Gelecek gerçekten daha iyi olacak mı? Yoksa aynı döngüyü bir yıl daha mı yaşayacağız? Bu açıdan “Happy New Year”, sahte iyimserliğe karşı nazik ama kararlı bir itirazdır.
Şarkı 1980’de yazıldığında Soğuk Savaş’ın gölgesi vardı. Bugün ise: savaşlar, iklim krizi, yalnızlık, ekonomik belirsizlik, toplumsal yorgunluk… Şarkı hâlâ geçerli çünkü insanın temel kaygısı değişmedi: “Gelecek var mı ve o gelecekte biz var mıyız?” Sessiz bir direnç şarkısı… “Happy New Year” bir marş değil; bir isyan şarkısı da değil. Ama şunu fısıldıyor: Umut bağırmaz, fısıldar. ABBA grubundan dinliyoruz: Happy New Year
-Programımızın sonuna geldik… Cenk Bey bir yılı daha sizinle değerlendirdik. Çok teşekkür ediyorum programa katıldınız, geçen yıla dair değerlendirmeler yaptınız, güzel müziklerle geldiniz… Umarım yeni yılda yine birlikte bu mikrofonların başında oluruz. Yeni yılınızı kutluyorum Cenk Bey.
-Çok teşekkür ederim Ercüment Bey. Ben de sizin ve “Babil’den Sonra” dinleyicilerinin yeni yılını kutluyorum.
-Program destekçimlerim Aslı Yıldız’a ve Alper Cankılıç’a çok teşekkür ediyorum. Yayını sizlere ulaştıran Sevgili Arkadaşım Andrei Gritsku’ya çok teşekkür ediyorum. Biraz sonra programcılarımız Foti Benlisoy ve Doğan Çetinkaya her hafta tarihsel ve toplumsal olayların ardındaki gerçeklik ve hakikat kavramlarını derinlemesine irdeledikleri “Hakikatin Hikayesi” programıyla mikrofonu devralacaklar… Apaçık Radyo’da kalın! Babil’den Sonra’yı Bluesky, İnstagram ve FB hesaplarından takip edebilirsiniz. Programın eski kayıtlarına Babil’den Sonra’nın FB sayfasından ulaşabilirsiniz… Son parçayı da siz anons eder misiniz Cenk Bey?
-Tabii ama unutmadan hemen bir duyuru yapayım. Bizim programımız pazartesi günleri yayınlanıyor, buradaki diyaloglar ve çalan müzikler onu takip eden ilk cumartesi akşamı Medya Günlüğü’nde (medyagunlugu.com) yayınlanıyor. Fakat bu sefer programımız yeni yılla ilgili olduğu için hemen bu akşam yayınlanacak Medya Günlüğü’nde saat 8 civarı. Evet, madem yeni yıl için geri sayıyoruz. O zaman son şarkımız da ona uygun olsun. Youtube’da inanılmaz bir izlenmeye sayısına ulaşmış bir şarkı. Tam bir milyar 377 milyon kez izlenmiş. Bir dönemin efsanesi. Europe’dan The Final Countdown.
–Final için harika bir seçim. Ve şimdi… birkaç gün sonra geri sayım bitiyor. Bu bir patlama anı değil, bir karar anı. Bir yerden ayrılmanın, başka bir yere cesaretle bakmanın eşiği. Bir yılı daha geride bırakıyoruz. Aynı yolculuğa birlikte çıktık belki, ama her veda biraz yalnızdır. Geride kalanlar, yitirdiğimiz dostlarımız, yanımıza aldıklarımız ve söyleyemediklerimizle… Saatler değil, yıllar aktı üstümüzden. Kimi umutlarımız ağırlaştı, kimi hayallerimiz hafifledi. Ama hâlâ buradayız. Hâlâ yoldayız. Bu yüzden bu şarkı bir sonu değil, geri dönüşsüz bir başlangıcı fısıldıyor kulağımıza. Yeni bir zamana, bilinmeyen bir yıla, biraz korkuyla ama hâlâ inatla… Geri sayım bitiyor, Şimdi yol alma zamanı. Birlikte çıktığımız bu yolculuk için teşekkürler. Bir sonraki eşikte, bir başka hikâyede yeniden buluşmak üzere…
Radyomuzun son bülteninde “Umut, çoğu zaman bize bırakılan son şey gibi anlatılıyor; oysa biz hâlâ buradayız çünkü umut bir kalıntı değil, bir ısrar. Biz de bu mikrofonun başında, gözlerimizi kapatmadan, tanıklık ederek umudu eyleme dönüştürmeye devam ediyoruz…”diyorduk…
Babil’den sonra’yı Europe’dan dinleyeceğimiz The Final Countdown’la kapatıyoruz. Ben Ercüment Gürçay ve bugün programı birlikte hazırlayıp sunduğumuz Cenk Başlamış yeni yılınızı kutluyoruz. 2026’da her şey gönlünüzce olsun. Esen kalın
-Hoşça kalın. Mutlu yıllar.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
