166 günlük eziyet-Barış Pehlivan (Cumhuriyet)
“Adı: Aslı Aydemir. Akademisyen ve psikolog.
Tarih: 30 Haziran 2025. Şeriatçı bir grubun Leman dergisi binasına yönelik saldırıda bulunduğu akşam.
O akşam o grup Türkiye Cumhuriyeti rejimine karşı sloganlar atarak bir eylem yaptı. Haliyle, başlarına bir şey gelmedi. Eğlenmek için Beyoğlu’nda olan insanlara “dişe diş kana kan” demelerinde de bir sakınca görülmedi. Hatta hiçbir tahrik ya da suç olmamasına rağmen Leman çalışanlarının tutuklanması da yetmedi.
Ne oldu? Şu: O anlarda orada bulunan Aslı Aydemir o günden beri cezaevinde. Yani tam 166 gün geçti. Evet, Leman davasının kendisinde bile bir tutuklu kalmadı ama binasının önünde yaşananlardan dolayı tutuklu biri var.
Duymayanlar, unutanlar ve sıcak gelişmeyi bilmeyenler için yazmalıyım.
Aslı Aydemir gözaltına alındığı 4 Temmuz’da tutuklandı. Hâkim kararına “kasten yaralama” suçunun işlendiğini yazdı. Zira, bir polis kendisini yaraladığını ileri sürdüğü Aydemir’den şikâyetçiydi.
Peki, bu nasıl olmuştu? Önce, olay anına dair polisin tuttuğu tutanaktan okuyalım: “Sarışın kıvırcık saçlı kadın şahsın olay yerinde bulunan vatandaşlarla tartıştığı sırada, olay yerinde görevli komiser M.Ö. şahısların arasına girdi. Bu sırada şüpheli kadın elindeki cam bardaktaki içeceği vatandaşların üzerine fırlattı. Cam bardağın, tartışma olayını yatıştırmaya çalışan görevli komiser M.Ö’nün koluna geldiği görüldü.”
Evet, polis tutanağı özetle “Aslı Aydemir bardağındaki birayı fırlattı ama bardak nasıl olduysa komiserin koluna geldi” diyordu. “Nasıl olduysa” ibaresini bilerek yazıyorum zira gerçekten de kamera kaydını izleyince bile, dökülen biranın içinde olduğu bardağın nasıl kırılıp arada kalan polisin sağ el parmaklarında kesi oluşturduğu anlaşılmıyordu.
Netice itibarıyla, Aslı Aydemir tutuklandı, Silivri’ye kondu. Ve o andan itibaren bitmeyen bir yılan hikâyesi başladı.”
Merkez Bankası’nın başkanı ne demek istedi?-Memduh Bayraktaroğlu (Nefes)
“Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ın, “dezenflasyon sürecinin yavaşladığı” yönündeki açıklaması, bir ekonomik değerlendirmeden çok daha fazlasıdır…
Bu cümle, Türkiye ekonomisinin bugün geldiği eşik noktayı anlatır…
Çünkü enflasyonu düşürmenin ilk aşaması: teknik…
İkinci aşaması ise: siyasi, toplumsal ve psikolojiktir…
Nasıl mı?.. Anlatmaya çalışayım…
Enflasyon artış hızını düşürmek için talebi baskılamak mümkündür ama beklentileri kalıcı olarak kırmak zordur çünkü bugün Türkiye’de: ücret–fiyat sarmalı tam çözülmemiştir…
Kur riski masadadır…
Bu şartlarda “hızlı dezenflasyon” zaten gerçekçi değildir…
Peki Karahan “dezenflasyon süreci yavaşladı” cümlesini kime hitaben kurdu?..
Muhatap kamuoyu olmadığına göre: geleceğe bir tür şerh düşülmüştür…
Yarın işler zorlaştığında, “biz uyarmıştık, riskleri söylemiştik” diyebilmenin zeminidir…
Zira, merkez bankaları böyle konuşur: sessiz ama hesaplı…
Başkan’a politik baskı var mıdır?.. Baskı kelimesi ağır olur ama politik alanın daraldığı açıktır ve…
Yüksek faizin; siyasi maliyeti, reel sektöre bedeli, kamu maliyesine yükü vardır…
Bu gerçekler, para politikasını yalnızlaştırır…
Karahan’ın cümlesi, “her şey para politikasıyla çözülemez…” şeklinde tercüme edilirse değerlidir…”
İftihar edilecek bir tablo değil-Mehmet Y. Yılmaz (T24)
“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, önceki gün bakanlarıyla toplandıktan sonra yaptığı açıklamada, “AİHM kararlarına uyma oranımız yüzde 90 ile Avrupa Konseyi’ne üye ülkelerin çok çok üzerindedir” dedi.
Bunları okuduğumda Erdoğan iyi ki Cumhurbaşkanı olmuş diye aklımdan geçirdim.
Sıradan bir vatandaş olsaydı halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayıyor diye suçlanabilir, takibata uğrayabilirdi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin faaliyetlerine ilişkin son istatistik bu yılın ocak ayının son günlerinde yayınlandı; 2024 yılına ait bilgileri içeriyor.
Önümüzdeki ayın sonunda da 2025’e ait bilgiler açıklanacak, o vakit Cumhurbaşkanı’nın bu sözlerini hatırlatan bir yazı daha yazarım belki.
AİHM verilerine göre 2024’te aleyhinde en fazla dava başvurusu bulunan ülke Türkiye.
47 Avrupa ülkesinden yapılan şikayetlerin toplamı 60 bin 350. Bunların 21 bin 600’ü yani yüzde 35,8’i Türkiye kaynaklı hak ihlali iddialarından oluşuyor.
Türkiye’yi 8 bin 150 başvuruyla Rusya ve 7 bin 700 başvuruyla Ukrayna izliyor.
Geri kalan 44 ülkenin başvurularının toplamı ise 22 bin 900.
Yani, “Bir Türk dünyaya bedeldir” atasözünün gerekleri en azından insan hakları ihlalleri konusunda yerine getirilmiş.
Türk adliyesi, tek başına neredeyse bütün Avrupa ülkeleri kadar hak ihlali gerçekleştirmiş!
Bu arada geçerken hatırlatmış olayım ki 2023 yılında da bu konuda liderlik elimizdeydi.
AİHM 2024’te 1102 karar açıkladı.
Bunlardan 73’ü Türkiye’yle ilgili. Türkiye, bu sayıyla 2024’te hakkında en fazla karar açıklanan üçüncü ülke oldu; Rusya ve Ukrayna’nın ardından!”
Hayallerimiz hiç mi yoktu yoksa yine biz mi kandırıldık-Mehmet Ocaktan (Karar)
“Bireylerin, toplumların ve ülkelerin genellikle büyük hayalleri, iddialı hedefleri olmuştur. Ama bu, her zaman hayallerimizin gerçek olacağı, bir başka deyişle gerçekleşeceği anlamına gelmiyor.
Türkiye’de yaşayan farklı aidiyetlere, inançlara ve de ideolojik mahallelere mensup insanlar olarak her birimizin, gerçekleşmesi çoğu zaman mümkün olmasa da iddialı hedeflerimiz ve hayallerimiz oldu.
Osmanlı’nın son dönemiyle birlikte başlayan modernleşme maceramız, esas itibariyle Batı’daki bilimsel, teknolojik ve kültürel gelişmelere paralel yürümeyi hedefleyen bir başlangıçtı. Ama ne yazık ki gerek kültürel kodlarımızın etkisi gerekse bilimsel disipline yeterince vakıf olamamamız yüzünden, modernleşmemiz hep eksik bir modernleşme olarak kalmıştır.
Müslüman bir toplum olarak, bütün Müslüman coğrafyalarda olduğu gibi bizde de modernleşmeye karşı ciddi dirençler yaşanmış, bu yüzden de demokrasi meselesine hep mesafeli durulmuştur.
Batı’nın özellikle Müslüman ve Doğu toplumlarına yönelik emperyal hedefleri dikkate alındığında, Müslüman dünyanın modernizim karşısındaki tepkisel tavrını anlamak mümkün.
Maalesef Müslüman dünya, bu travmayı kendi içinde tedavi ederek önünde yeni ufuklar açmayı başaramadığı için, ‘hukukun üstünlüğü’, liyakat, şeffaflık, hesap verilebilirlik, özgürlükler ve insan hakları gibi değerlerle buluşma fırsatını heba etmiştir.
Meseleye Türkiye’nin siyasi tarihi açısından baktığımızda, diğer Müslüman ülkelerle kıyaslanmayacak imkanlara sahip olmamıza rağmen, kaçırdığımız fırsatları görünce doğrusu hayıflanmamak mümkün değil
Biliyoruz ki tek parti döneminin ardından, çok partili hayata geçişle birlikte Batı ile kıyaslandığında geç başlanmış olmasına rağmen, Türkiye’de çok önemli bir demokrasi tecrübesi oluşmuştur. Parlamenter sistem içinde, farklı iktidar dönemlerinde oluşan demokrasi birikimi Türkiye için önemli bir kazanım olmuştur.
Ve sonrasında AK Parti iktidarıyla birlikte Türkiye, geçmişten gelen tecrübe birikimini de arkasına alarak, demokratik imkanları zenginleştirmek açısında önemli bir fırsat yakalamıştı. Ancak ne yazık ki AK Parti, iktidar olmanın getirdiği gücü de arkasına alarak ‘tek parti’ döneminden tevarüs eden bir hastalığa yakalanmış ve giderek büyük bir hayal kırıklığına dönüşmüştür.”
2026’ya girerken Türkiye’nin ekonomik görünümü-Talha Apak (Dünya)
“Türkiye ekonomisinde, yüksek enflasyon sürecinden düşük enflasyon sürecine geçişte izlenen “dezenflasyon” politikası sonuç vermeye başladı. Küresel ticaret politikalarına ilişkin belirsizlikler devam etmesine rağmen Merkez Bankası raporları da bu olumlu gelişmeleri teyit ediyor. Ancak, bu olumlu gelişmenin bireylerin ekonomisine de olumlu yansıması beklenmekte.
Küresel ticaret politikalarına ilişkin belirsizlikler sürerken küresel büyüme görünümü zayıf kalmaya devam etmiştir. İkili anlaşmalar tarife oranlarının artışını bir miktar sınırlasa da tarife oranları geçmişe göre yüksek düzeylerini sürdürmüş, küresel ticarette korumacılık eğilimi yıl başına göre artmıştır. Ayrıca, ABD-Çin arasında süregelen müzakereler ve ABD’de devam eden yasal süreçler ticaret politikalarındaki belirsizliğin yüksek düzeylerde kalmasına neden olmaktadır. Korumacı önlemlerin etkilerinin 2026 yılında da belirginleşerek süreceği değerlendirilmektedir. Bu doğrultuda, Türkiye’nin ihracat ağırlıkları esas alınarak hesaplanan küresel büyüme endeksinin yıllık artış oranı varsayımı, 2025 yılı için yüzde 2,0 olarak korunurken, 2026 yılı için ise yüzde 2,2 olarak bir önceki Enflasyon Raporu’na kıyasla sınırlı bir miktarda aşağı yönlü revize edilmiştir.
Tahminler oluşturulurken küresel büyüme görünümünün zayıf olduğu, ülke risk priminde bozulma olmadığı bir görünüm esas alınmıştır. Orta vadeli tahminler üretilirken sıkı para politikası duruşunun fiyat istikrarı sağlanana kadar kararlılıkla sürdürüleceği ve ekonomi politikaları arasındaki eş güdümün güçleneceği bir görünüm esas alınmıştır. Fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürülecek sıkı para politikası duruşu talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendirecektir.
TCMB raporuna göre; 2025 yıl sonunda yüksek olasılıkla enflasyonun yüzde 31 ile yüzde 33 aralığında, 2026 yıl sonunda ise yüzde 13 ile yüzde 19 aralığında gerçekleşeceği tahmin edilmektedir. Enflasyonun 2027 yıl sonunda tek haneli seviyelere geriledikten sonra orta vadede enflasyon hedefi olan yüzde 5 seviyesinde istikrar kazanacağı öngörülmektedir. Enflasyon Raporunda paylaşıldığı üzere orta vadeli tahmin iletişimi çerçevesinde değişikliğe gidilerek tahmin patikasının yanı sıra 2025, 2026 ve 2027 yılları için sırasıyla yüzde 24, yüzde 16 ve yüzde 9 olacak şekilde ara hedef tanımlanmıştır.
Tahminler üretilirken makroekonomik politikaların orta vadeli bir perspektifle, enflasyonu düşürmeye odaklı ve koordineli bir şekilde belirlendiği bir görünüm esas alınmıştır. Bu kapsamda, orta vadeli tahminler oluşturulurken maliye politikasının eş güdümünün dezenflasyon sürecine önemli katkı sağlayacağı ve kamu kontrolündeki yönetilen-yönlendirilen fiyat, borçlanma, vergi ve gelirler politikalarının enflasyondaki düşüş sürecini destekleyecek şekilde belirleneceği varsayılmıştır.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
