Barrack ince ince dokuyor-Mehmet Ali Güller (Cumhuriyet)
“ABD Büyükelçisi Barrack, Bahreyn’in başkenti Manama’da düzenlenen Uluslararası Stratejik Çalışmalar Enstitüsü forumunda yaptığı konuşmada şöyle dedi: “Türkiye ve İsrail savaşmayacak. Hazar Denizi’nden Akdeniz’e kadar bir işbirliği göreceksiniz.” (AA, 1.11.2025)
ABD’nin Hazar-Akdeniz hattında Türkiye ile İsrail’in işbirliği yapmasını istemesi demek, ABD’nin İran’a karşı Türkiyeİsrail işbirliğini istemesi demektir.
Başından beri iddiam bu: İçerideki açılım da Suriye’deki HTŞ-SDG’li “çözüm” de İran’a karşı Türkiye-İsrail cephesi inşa etmenin ara aşamalarıdır.
Ufuk Ötesi okurları anımsayacaktır, aylardır olgularını inceleyerek yaptığım çözümleme şu: ABD, inşa etmeye çalıştığı İsrail hegemonyasında yeni Ortadoğu düzeninde, İran’a karşı Türkiye-İsrail merkezli bir cephe inşa etmeye çalışıyor. Bu cephede Azerbaycan’ın, dört ülkedeki Kürt örgütlerinin, Irak ve Suriye’deki bazı Arap aşiretlerinin ve Körfez sermayesinin olmasını istiyor…
Barrack daha Türkiye’ye gelmeden önce 5 Nisan’da bu köşede “Barrack’ın Türkiye hedefi” başlığı altında incelemiştim. 1 Nisan’da ABD Senatosu’ndaki onay oturumunda sorulara verdiği yanıtların “Türkiye’yi komşularıyla ve Asya’yla düşmanlaştırmayı hedefleyen bir diplomata” işaret ettiğini belirtmiştim.
Barrack’ın 1 Nisan’daki o mesajlarından şu ikisini anımsatmalıyım:
– “Suriye’de Beşşar Esad’ın devrilmesiyle hem ABD hem Türkiye hem de İsrail için yeni bir alan açıldı. İran’a yakın bir ismin devreden çıkması ABD, Türkiye ve İsrail için iyi bir gelişme.”
– “Türkiye, Başkan Trump’ın İran’ın Ortadoğu’daki nüfuzuna karşı yürüttüğü azami baskı kampanyasının önemli bir ortağı.”
Bu iki mesaj açıkça ABD’nin İran’a karşı Türkiye-İsrail işbirliği istediğine işaret ediyordu.
ABD’nin Ankara Büyükelçiliği dışında Suriye Özel Temsilciliği de yapan ama Güney Kafkasya’dan Irak’a, Lübnan’dan Körfez’e cirit atarak bir nevi Trump’ın Ortadoğu Özel Valisi gibi hareket eden Barrack’ın sonrasında kurduğu şu özel denklem ve hedeflediği şu harita zaten çok şey ifade ediyor: “Türkiye, İsrail, Körfez, Suriye, Lübnan, Irak, Ürdün, kuzeye çıkın Azerbaycan, Ermenistan… Bunları birleştirdiğinizde dünyanın en güçlü bölgesi ortaya çıkar.” (Haber Türk, 30.7.2025)
Barrack bölgede işte bu “siyasi haritayı” dizayn etmeye çalışıyor.”
Bizimle dalga mı geçiyorsunuz?-Deniz Zeyrek (Nefes)
“Öncelikle şunu söyleyeyim:
Halk iktidarın yanlış ekonomi politikalarının yarattığı ekonomik krizin bedelini ağır ödüyor.
Yeni iş, yeni gelir yok ama işten çıkarmalar, yeni vergiler, yeni tahsilatlar, yeni zamlar yağmur gibi geliyor.
Millet ekonomik kriz karşısında nefes alamaz hale gelmiş vaziyette.
Ultra zenginler daha da zenginleşiyor, yoksullar daha da yoksullaşıyor.
Böyle bir ortamda iktidardan ne beklersiniz?
Elbette, ekonomik krizi ortadan kaldıracak, gelir dağılımında eşitliği artıracak adımlar atmasını…
Bizim iktidar ne yapıyor?
Ekonomik kriz yokmuş gibi davrandığı yetmiyormuş gibi, ekonomik kriz mağduru halkı daha da yoksullaştıracak tahsilatlara ağırlık veriyor.
Devlet tasarruf yapmadığı gibi israf gırla gidiyor.
Davet usulü yapılan kamu ihalelerinde kamunun parası fazla fazla yandaşların cebini dolduruyor. Bir liralık iş iki liraya üç liraya yaptırılıyor. Paradan para kazanmanın yollarını artırıyor. Parası olanı yatırıma değil paradan para kazanmaya yönlendiriyor. Yabancı doğrudan sermaye getirecek bir hukuk devleti ortamı hazırlanamadığı gibi, TMSF el koymaları, mülkiyet hakkı ihlalleri mevcut yabancı, hatta Türk yatırımcıların ülkeyi terk etmesine neden oluyor.
İş dünyası da perişan halde. Yandaşlar hariç, hangi patrona bir dokunsanız bin ah işitiyorsunuz.
Bu arada büyük yandaşların paralarını ve şirketlerini yurt dışına kaçırdığı da gözlerden kaçmıyor.
Peki bütün bunları düzeltmesi beklenen Cumhur İttifakı’nda neler oluyor?
Birbirlerine düşmüşler.
Emniyet atamaları kriz çıkarmış.
KKTC seçiminin sonucu ve o sonuca ilişkin tavırlar kriz çıkarmış. İttifakının bir tarafının şimdi muhalefet lideri olan eski mensuplarıyla yaşadığı flört, ittifakın diğer tarafının tepkisini çekiyor.”
Yeni Şafak’ın amacı gazetecilik olsaydı-Faruk Bildirici (T24)
“Yeni Şafak’ın, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Başkanı Abdullah Yaman aleyhine kampanyası “Milyonluk projede Altınbaş yolsuzluğu: FETÖ’nün temsilcisi gibi davranıyorlar” haberiyle başladı. 23 Ekim’deki bu haberi, iki gün sonra “Yargıtay’da FETÖ gölgesi” haberi izledi.
Yeni Şafak, Kâmil Darbaz adlı iş insanının, milyonluk araziyi ortağının kendisinden habersiz sattığı gerekçesiyle 17 yıl önce açtığı davada Abdullah Yaman’ın taraflı davrandığını, görevini kötüye kullanarak davayı etkilediğini öne sürüyordu.
“Yeni Şafak Çetesi” başlıklı açıklamayla yanıt veren Yaman, “Beni karalamaya kalkışmasının yegâne nedeni haksız taleplerine geçit vermememdir” diye meydan okudu. Fakat Yeni Şafak, Yaman’ın yanıtına yer vermeden 26 Ekim ve 28 Ekim’de iki haber daha yayımladı.
Enteresandır, ne Adalet Bakanı ne de Yargıtay Başkanı’ndan bir açıklama geldi; tamamen suskun kaldılar. Beklenmedik şekilde Yeni Akit’in başyazarı Ali İhsan Karahasanoğlu, “muhafazakâr çizgideki bir yayın grubu” deyip Yeni Şafak’ın adını vermeden, “İşte ‘Hodri meydan’ diyebilen örnek bir yüksek hâkim” başlıklı yazısıyla Yaman’ı savundu.
Ancak Karahasanoğlu’nun çıkışı Yeni Şafak’ı durdurmaya yetmedi. 29 Ekim’de “Hakareti bırak, dosyaya bak”, 30 Ekim’de “Ortak mülk habersiz satılamaz” haberleriyle devam etti.
Yaman da bir açıklama daha yaparak, Yeni Şafak’ı, “yarı resmi El Ahram” ve “dünyalık namına ne varsa hepsine kavuşmuş; ancak ahlak, etik, haysiyet, din gibi kavramları geçmişteki gecekondusunda unutmuş obez çete” olarak nitelendirdi. Yeni Şafak da Yaman’ı istifaya çağırdı.
Yeni Şafak’ın, “özel” olan, ama muhabir imzası taşımayan yedi haberi de hukukçuların elinden çıkmış gibi. Gazeteci yazmış olsa habercilik kurallarına uyulur, iki tarafın da görüşlerine yer verilirdi; sonra da Yaman’ın yanıt hakkına saygı gösterilirdi.
Halbuki burada açıkça tek yanlı, hakaret de içeren bir saldırı söz konusu. Yargıtay hâkimi, “FETÖCÜ” diye damgalanarak, kanıtsız iddialarla suçlanıyor; açıkça yargıya baskı yapılıyor.
Üstelik Yeni Şafak’ın bu davaya müdahalesi yeni değil. 2017’de de bu davayla ilgili “Arazi gasbına terör soruşturması” haberi yayımlanmış. Kâmil Darbaz, o haberde de “Devlet içinde bu adamları koruyan FETÖ’cüler mi var hâlâ” diyerek, başka isimleri davayı etkilemekle suçlamış.
Aradan geçen yıllar içinde ne oldu da Yeni Şafak, bir iş insanının arazi davasını bu kadar sahiplendi de bu dava üzerinden yargıya baskıya kalkıştı? Ticari çıkarlar mı, yoksa Yargıtay’daki bu daireyle ilgili başka bir neden mi söz konusu? Bu soruların yanıtını bilmiyoruz.
Bildiğimiz, Yeni Şafak’ın daha önce sahibi Albayrak Grubu lehine yayınlar yaptığı, gazeteciliği şirket çıkarlarına alet ettiği… Örneğin, Yeni Şafak, Albayrak – Öztaş ortaklığının TOKİ’ye karşı açtığı davadaki bilirkişiyi de “Bilirkişi mi, çete mi?” haberiyle hedef almıştı.”
10 gün önceden biliniyormuş!-İsmail Saymaz (halktv.com.tr)
“1 Kasım 2025’te C Blok Tek 55 No’lu odasında sabah sayımı için gidildiği, oda içerisinde görülmemesi üzerine odaya girildiği, hükümlünün banyo kapısında yatak çarşafı ve banyo havlusunu birleştirmek suretiyle kendisini astığının görüldüğü…”
‘Thodex’ adlı kripto para borsasının kurucusu olan Fatih Faruk Özer, iki buçuk yıldır tutuklu bulunduğu Tekirdağ F Tipi Cezaevi’ndeki tek kişilik koğuşunda, 1 Kasım sabahı saat 8’de canına kıymış halde bulundu.
Özer’in trajik şekilde sonuçlanan 31 yıllık yaşamında, oldukça genç bir yaşta azımsanmayacak başarılar ve bol sıfırlı dolandırıcılık iddiaları iç içe geçiyor.
Özer, Kocaeli’de 1994’te doğdu.
2017’de kurduğu Koineks, Türkiye’nin dördüncü büyük kripto borsasıydı.
İlk Bitcoin ATM’sini açtı.
2020’de şirketin adını Thodex diye değiştirdi.
Türkiye’den dünya pazarına açılan ilk kripto para borsası oldu.
MHP Kocaeli Milletvekili Saffet Sancaklı’nın oğlu Mert Sancaklı ile ‘Hoppara Ödeme ve Elektronik Para Hizmetleri’ adlı şirketi kurdu.
Thodex, Nisan 2021’de birdenbire battı.
Özer, Arnavutluk’a kaçtı.
Ağustos 2022’de yakalandı ve bir yıl sonra iade edildi.
Özer, 23 Nisan 2023’te tutuklandı.
İstanbul Anadolu 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde Özer ile erkek kardeşi Güven ve kız kardeşi Serap’ın da aralarında olduğu yedisi tutuklu 21 sanık hakkında suç örgütü kurma ve yönetme, dolandırıcılık, suçtan kaynaklı malvarlığı değerlerini aklama iddiasıyla iddianame düzenlendi.
MASAK’a göre toplam zarar 94 milyon TL.
Dava 2023’te sonuçlandı.
Faruk Fatih, Güven ve Serap Özer kardeşlere 11 bin 196 yıl 10 ay 15’er gün hapis ile 26 milyar 615 milyon 25 bin TL para cezası verildi.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesi, suç örgütü kurma yönünden Özer kardeşleri tahliye edip kararı bozdu. Dava İstanbul Anadolu 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde sürüyor.
Özel, iki buçuk yıldır Tekirdağ F Tipi Cezaevi’ndeydi.
Kendisine anksiyete bozukluğu teşhisi konulmuş.
Bu hastalık “Mevcut olmayan ancak gelecekteki olası tehditler için yoğun kaygıya neden olan psikiyatrik bozukluk” diye tanımlanıyor.
İki ilaç kullanıyormuş.
Anksiyete bozukluğu gerekçesiyle Tekirdağ Şehir Hastanesi’ne sevk edilmiş. Ancak 11 Haziran 2025’te idareye “Hastaneye gitmek istemiyorum” diye dilekçe vermiş. Bu yüzden gönderilmemiş.
Son zamanlarda ailesiyle görüşmek istememiş.”
Toparlanın Avrupa Birliği’ne girmiyoruz-Mehmet Ocaktan (Karar)
“Almanya Başbakanı Merz’in ziyareti vesilesiyle, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girme hikayesinin yeniden gündeme gelmesi, öylesine tatsız ki ne zaman bir Türk yetkilinin, “AB’ye girmekte kararlıyız” benzeri sözlerini duysam, fena halde canım sıkılıyor.
Belirtmek gerekiyor ki şu an itibariyle toplumun önemli bir kesimi, Türkiye’nin Avrupa Birliği macerasına kesinlikle ilgi duymuyor. Ayrıca AK Parti iktidarının da AB’nin hukuk, demokrasi, şeffaflık ve hesap verilebilirlik şeklinde özetlenebilecek olan temel kriterlerine uymak gibi bir niyeti yok.
Dolasıyla şu anda iktidarın AB ile ilgili dillendirdiği söylemlerin toplum nezdinde bir karşılığı olmadığı gibi, iktidar da kendi söylemlerine kendisi inanmıyor zaten…
Ama ne zaman Avrupa Birliği ve Türk yetkililer bir araya gelseler, iki taraf da artık ezberlediğimiz o hiç bitmeyen “AB masalı”nı anlatıp küçük bir tiyatro oyununu sergileyip dağılıyorlar.
Aslında Avrupalılar, Türkiye’nin AB’ye girmek gibi bir niyetinin olmadığın çok iyi biliyorlar. Ama nezaket gereği her ikili görüşmede “Türkiye’yi AB’de görmek istiyoruz” diyerek durumu idare ediyorlar.
Açıkçası ben, Avrupa’nın bu suskun cümlelerinin arkasında, “Avrupa Birliği’nde ne işiniz var, bak sizinle aynı paralelde hareket eden İran var, Pakistan var, Birleşik Arap Emirlikleri var, Bangladeş var. Ayrıca hukukta, özgürlüklerde aynı kültürel kaynaklardan beslenen değerleriniz ve uygulamalarınız var” benzeri örtük bir anlamın olduğu kanaatindeyim.
Nitekim Alman Başbakanı Merz ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ortak basın toplantısı sonrasında, gazetecilerin sorularını cevaplandırırken bu konuda çok net ifadeler kullandı: “Türkiye’nin Avrupa’ya giden yolunu ele aldık. Bu, Kopenhag kriterlerine uyulmasından geçiyor. Türkiye’de verilen kararlar bu koşulları yerine getirmiyor. Yargının bağımsızlığıyla ilgili endişelerimi de dile getirdim. Bazı uygulamalar, Avrupa’daki hukuk ve demokrasi anlayışımızla bağdaşmıyor.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
