BBC film eleştirmenleri Caryn James ve Nicholas Barber, hızlı aksiyon filmlerinden duygusal aile dramlarına ve yürekleri ısıtan komedilere yılın en iyi filmlerini seçti.
Filmlerin başındaki numaralar sıralamayı göstermiyor, her bir filmle ilgili yorumu diğerinden ayırmayı sağlıyor.
1. Hamnet
Chloé Zhao’nun Shakespeare’in oğlunun ölümünü konu alan, derinden etkileyici filmi, Maggie O’Farrell’ın romanını tüm belagatiyle ve duygusal gücüyle beyazperdeye aktarıyor.
11 yaşındaki Hamnet’in ölümünün yaslı ailesini nasıl etkilediğini anlatırken duygusallığa veya melodrama kapılmak zor olmazdı.
Ancak film, büyük ölçüde oyunculuklarının derinliği ve dürüstlüğü sayesinde son derece etkileyici.
Jessie Buckley, Shakespeare’in karısı ve filmin gerçek kahramanı olan güçlü iradeli ve sezgisel Agnes rolünde hem sert hem de dokunaklı.
Paul Mescal ise Shakespeare karakterine zengin ve samimi bir insani hava katıyor.
Görsel imgeleri ve aşk, sanat, ölüm ve yas temalarıyla göz kamaştırıcı bir güzelliğe sahip olan Hamnet, yılın en dokunaklı ve en sevimli filmi. (CJ)
2. Sorry, Baby
Bu karşı konulmaz bağımsız komedi dramının yazarı ve yönetmeni, aynı zamanda Agnes karakterini canlandıran Eva Victor.
Agnes’i günümüzde, en yakın arkadaşı Lydia’yı (Naomi Ackie) ders verdiği New England College’de ziyarete geldiği dönemde görüyoruz. Ancak film aynı zamanda, birkaç yıl öncesine, Lydia ile üniversite öğrencisi oldukları ve Agnes’in hocalarından biri tarafından cinsel saldırıya uğradığı döneme de geri dönüşler yapıyor.
Victor, saldırıdan önceki ve sonraki günleri, gerçekçi bir açık sözlülük ve ifadesiz bir alaycılıkla anlatıyor; böylece potansiyel olarak kasvetli bir drama, dayanıklılık ve kadın arkadaşlığına dair tuhaf, buruk bir övgüye dönüşüyor.
En dikkat çekici yanı ise Victor’un yazar-yönetmen olarak ilk filmi olmasına rağmen kendilerine özgü, belirgin bir üslup ve ton oluşturmuş olmaları. (NB)
3. Is This Thing On?
Bradley Cooper şimdiye kadar üç film yönetti: Bir Yıldız Doğuyor rock müziği ele aldı, Maestro klasik müziğe yöneldi ve Is This Thing On? stand-up komedi dünyasına dalıyor.
Dolayısıyla, üçü arasında en rahat, samimi ve eğlenceli olanı. Filmin ortak yazarı Will Arnett, karısından (Laura Dern) uzaklaşmış, bezgin bir finans yöneticisini canlandırıyor.
Bir gece, giriş ücretini ödememek için isteksizce New York’taki bir komedi kulübünde sahneye çıkıyor.
Ancak, şaşırtıcı bir şekilde, stand-up’ın sorunlarını dile getirmesine olanak sağladığını ve orta yaşın ebeveynlikten ve sabah 9.00 akşam 5.00 bir işten daha fazlası olabileceğini hatırlattığını fark ediyor.
Liverpoollu İngiliz komedyen John Bishop’un deneyimlerine dayanan (bu nedenle Arnett bazen Liverpool futbol forması giyiyor) bu sıcakkanlı komedi draması, evliliğin ne kadar zor olabileceğini gösterirken, aynı zamanda buna değebileceğini de ima ediyor. (NB)
4. One Battle After Another
Paul Thomas Anderson’ın cesur orijinal filmi, tuhaf bir komedinin temposuna ve mizahına sahip. Aynı zamanda dokunaklı bir aile draması ve otoriter hükümetler ile ırkçı komplolar hakkında son derece ciddi bir olay örgüsü var.
Mucizevi bir şekilde, tek bir an bile duraksamadan hepsini zahmetsizce hissettiriyor. Film, yıldızlarla dolu oyuncu kadrosuyla destekleniyor.
Leonardo DiCaprio, eski radikal Bob Ferguson rolünde en komik performansını sergilerken, Benicio del Toro, Sean Penn ve Teyana Taylor yardımcı rollerde.
Entelektüel ağırlığıyla Anderson, filme ilham veren Thomas Pynchon’ın Vineland romanının sosyal ve politik temalarını yansıtıyor.
DiCaprio ve kızı Chase Infiniti ise, Anderson’la her zaman ilişkilendirilmeyen duygusal bir sıcaklık katıyor.
Ayrıca, araba kovalamacaları ve silahlı çatışmalarla dolu, nefes kesici aksiyon sahneleri de mevcut.
One Battle After Another yılın en iyilerinden biri. (CJ)
5. No Other Choice
Donald Westlake’in bir romanından uyarlanan Park Chan-wook’un hicivli komedisi, Oldboy ve The Handmaiden’ın Koreli yönetmeninin bir başka kanlı zaferi.
Lee Byung-hun, kariyerinden, karısından, çocuklarından ve genel olarak hayatından son derece memnun, uzun süredir kağıt fabrikası müdürü olarak görev yapıyor.
Ancak gurur, beklenmedik düşüşünün öncesinde ağır basıyor. Aniden işten çıkarıldığına inanmıyor. Ve başka hiçbir şirket onu işe almadığında daha da büyük bir şok yaşıyor.
Ailesinin geleceğini güvence altına almak isterken, pek de yetenekli olmayan Bay Ripley olmaya karar veriyor ve istediği iş için rakip adayları öldürmeye başlıyor.
No Other Choice, yaratıcı olaylar, sıra dışı karakterler ve çılgın fikirlerle dolu, uçuk bir kara komedi.
Ancak Park, talihsiz anti-kahramanına derinden önem veriyor ve kapsamlı işten çıkarmaların ve yapay zekanın etkileri hakkında son derece yerinde sorular soruyor. (NB)
6. The Secret Agent
Yönetmen ve senarist Kleber Mendonça Filho, yozlaşmış hükümet gücünün sıradan insanların hayatlarını nasıl mahvettiğini ustalıkla resmederken, bu heyecan verici drama, siyasi gerilim klişelerini altüst ediyor.
Filmin kendine özgü tonu, başlangıçta ekrandaki metnin bizi “büyük kötülükler dönemi” olarak tanımlanan 1977 Brezilya’sına yerleştirmesiyle belirleniyor. Bu, diktatörlük altındaki ülkeyi tanımlamanın kesinlikle düşük profilli bir yolu.
Wagner Moura dinamik bir oyuncu ve tüm karizmasını, hükümetle bağlantılı bir oligarkla karşı karşıya gelen ve kendisini cinayetin hedefi olarak bulan apolitik bir profesör olan Marcelo rolüne yansıtıyor.
Film, türleri ve etkileri kolayca harmanlayarak bize bir karnaval kutlaması, bir yeraltı direniş ağı, Marcelo ile küçük oğlu arasındaki dokunaklı bir ilişki ve kanlı bir çatışmaya giren suikastçılar sunuyor.
Beklenmedik unsurları tek bir yoğun, gerilimli ve sürükleyici filmde bir araya getiren Mendonça Filho, günümüzün en iyi yönetmenlerinden biri olarak ününü pekiştiriyor. (CJ)
7. The Voice of Hind Rajab
Saf, yürek burkan etki açısından, bu yıl sinemalardaki hiçbir film The Voice of Hind Rijab ile karşılaştırılamaz.
Tunuslu Kaouther Ben Hania tarafından yazılan ve yönetilen film, Ocak 2024’teki yürek parçalayıcı bir olayı yeniden canlandırıyor: Beş yaşında bir Filistinli kız, Gazze’de bir arabanın enkazında sıkışır, bir İsrail tankının ateş açacağından çok korkar ve öldürülmeden önceki son saatlerinde Filistin Kızılayı ofisinde bazı gönüllülerle telefonda konuşur.
Filmde, oyuncular gönüllüleri canlandırıyor ve çaresizce onu kurtarmak için ambulans ayarlamaya çalışıyorlar, ancak hattın diğer ucundaki Hind Rajab’ın ses kaydı.
Belgesel ve dramın bu yıkıcı birleşimi, zamanla yarış gerilimini, savaşın vahşetinin çarpıcı, neredeyse dayanılmaz bir resmine dönüştürüyor.
Ben Hania’nın son iki filmi Four Daughters ve The Man Who Sold His Skin, Oscar’a aday gösterilmişti. The Voice of Hind Rajab’ın bunu üçüncü kez başarması bekleniyor. (NB)
8. Sentimental Value
Sentimantel Value, (Duygusal Değer), bu etkileyici aile dramasının ismine rağmen en büyük gücü, parlak bir film yönetmeni baba ile gecikmeli de olsa duygusal bir bağ kurmaya çalıştığı iki yetişkin kızı arasındaki karmaşık dinamikleri ele alırken, içten ama duygusallıktan uzak olan tonu.
Stellan Skarsgård, Gustav Borg rolünde uzun ve renkli kariyerinin belki de en iyi performansını sergiliyor ve Borg’u, kızlarına karşı gerçek bir sevgi ve ilgi besleyen, kendini beğenmiş bir sanatçı olarak tasvir ediyor.
Yazar ve yönetmen Joachim Trier, Borg’un endişeli ve güvensiz kızı oyuncu Renate Reinsve ile küçük oğlu ve kız kardeşini koruyan küçük kızı Inga Ibsdotter Lilleaas’tan da aynı derecede gerçekçi ve incelikli performanslar ortaya çıkarıyor.
Sentimental Value, Oslo’daki Borg ailesinin evine bir bakışla başlıyor. İzleyicilere, bir eve girmişler ve baba-kız ve kardeş ilişkilerini tüm tedirginliği ve sevgi hasretiyle deneyimlemişler gibi hissettirmenin mükemmel bir örneğini sunuyor. (CJ)
9. It Was Just an Accident
Jafar Panahi, İran’da yönetmenlik yapması yasaklandığı için filmlerini gizlice çekmek zorunda kalıyor.
Daha önce iki kez hapis cezasına çarptırıldıktan sonra, bir yıl daha hapis cezası ve seyahat yasağı aldı.
Bu koşullar altında, son filmi It Was Just an Accident’in rejimi bu kadar sert bir şekilde eleştirmesi pek de şaşırtıcı değil.
Şaşırtıcı olan, bu kadar fazla insani, iyimser ve mizahi bir üslupla yazılmış olması.
Vahid Mobasseri, bir konuşmayı duyup siyasi tutuklu olduğu dönemde kendisine işkence eden gardiyanın sesini tanıyan Vahid adından bir tamirci rolünde.
İşkencecisini kaçırmaya karar verir ancak küçük bir engel vardır: Vahid hapishanede gözleri bağlı olduğundan, doğru adamı bulduğundan tam olarak emin olamaz.
Aklına gelen tek çözüm, Tahran’da dolaşıp eski mahkum arkadaşlarının fikrini sormaktır.
Panahi’nin ustaca kurgulanmış hatalar komedisi, bu yıl Cannes Film Festivali’nin en büyük ödülü olan Altın Palmiye’yi aldı. (NB)
10. Marty Supreme
Timothée Chalamet, Josh Safdie’nin 1950’lerde New York’un aşağı doğu yakasında geçen bu katmanlı dönem filminde, en beklenmedik kahramanı -dolandırıcı ve bir masa tenisi şampiyonu olmayı hayal eden bencil bir genç adamı- son derece büyüleyici bir biçimde canlandırıyor.
Chalamet, neşeli, çevik ve hızlı konuşan Marty Mauser’ı, ne kadar acımasız olduğunun farkında bile olmayan, ilerlemeye kararlı bir adam olarak resmediyor.
Performansı, karakteri sevmemizi isteme eğilimine zekice direniyor; onu anlamak yeterli.
Marty’nin dünyayı dolaşan komik maceraları boyunca, eski bir film yıldızıyla (rolde kusursuz olan Gwyneth Paltrow), bir suçluyla ve kız arkadaşının kocasıyla ve başkalarıyla yolları kesişiyor.
Chalamet’in oyunculuğu filmin yavan, bazen absürt mizahı ve dinamik enerjisiyle mükemmel bir uyum sağlıyor.
Bir spor filmi kategorisi altında neşeli bir karakter çalışması olan Marty Supreme, kusurlu kahramanına rağmen karşı konulamaz derecede canlı ve izlemesi eğlenceli. (CJ)
(BBC Türkçe)
Yazının devamını okumak için tıklayın
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
