Ünlü ABD’li şarkıcı Paul Simon’ın 1986 yılında yayınlanan “Graceland” albümü 40 yaşına bastı.
Afrika ritimlerini pop, rock ve folk müzikle buluşturan albüm, yalnızca Simon’ın solo kariyerinin değil, 1980’lerin müzik dünyasının da en önemli çalışmalarından biri oldu.
Simon’ın bu albüme uzanan yolculuğunda Simon & Garfunkel geçmişinin önemli bir yeri vardı. Paul Simon ve Art Garfunkel, 1970’te yollarını ayırmış, ikili olarak yakaladıkları büyük başarının ardından solo kariyerlerine yönelmişti. Aradan 11 yıl geçtikten sonra, 19 Eylül 1981’de New York’taki Central Park’ta yeniden aynı sahneye çıktılar.
500 binden fazla kişinin izlediği ücretsiz konser, müzik tarihinin unutulmaz buluşmalarından biri oldu. “Mrs. Robinson”, “The Boxer”, “The Sound of Silence” ve “Bridge Over Troubled Water” gibi şarkılar, Central Park’ta binlerce kişinin hep bir ağızdan söylediği parçalara dönüştü. Konser daha sonra çift albüm olarak yayımlandı ve ikilinin yeniden dünya turnesine çıkmasına yol açtı. Ancak bu buluşma kalıcı bir birleşmeye dönüşmedi.
Paul Simon ise 1980’lerin ortasında solo kariyerinde yeni bir yön arıyordu. Güney Afrika müziğini keşfetmesi, bu arayışta dönüm noktası oldu. 1985’te Johannesburg’a giderek oradaki müzisyenlerle kayıtlar yaptı. Ladysmith Black Mambazo, Ray Phiri, Tao Ea Matsekha ve başka Güney Afrikalı müzisyenlerin katkılarıyla ortaya çıkan “Graceland”, Afrika ritimlerini Simon’ın kendine özgü şarkı yazarlığıyla birleştirdi.
Albümün “The Boy in the Bubble”, “You Can Call Me Al”, “Diamonds on the Soles of Her Shoes” ve “Graceland” gibi parçaları kısa sürede geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı. Özellikle “You Can Call Me Al” şarkısının klibinde Chevy Chase ile birlikte rol alan Simon, albümün tanıtımında mizahı da kullandı. “Graceland” dünya çapında milyonlarca sattı ve 1987’de Grammy’de Yılın Albümü ödülünü kazandı.
Ancak albümün yapım süreci tartışmalardan uzak değildi. Simon’ın “apartheid” (ırkçılık) rejiminin hüküm sürdüğü Güney Afrika’da kayıt yapması, o dönemde ülkeye uygulanan kültürel boykot nedeniyle eleştirildi. Bazı çevreler bu çalışmayı boykotun ihlali olarak görürken, bazıları Güney Afrikalı müzisyenlerin uluslararası alanda tanınmasına katkı sağladığını savundu. Simon, birlikte çalıştığı müzisyenlere ödeme yaptığını, katkılarını ve bestecilik haklarını tanıdığını belirtti. Buna rağmen kültürel sahiplenme ve telif hakları konusundaki tartışmalar yıllar boyunca sürdü.
“Graceland”, Paul Simon’ın Simon & Garfunkel günlerinden bağımsız olarak kendi müzikal dünyasını kurduğunu gösteren bir dönüm noktasıydı. Central Park’ta yüz binlerce kişinin geçmişin şarkılarını birlikte söylediği geceden beş yıl sonra Simon, bu kez Afrika’nın ritimleriyle yeni bir müzik dili yaratmıştı. Aradan 40 yıl geçmesine rağmen albüm, farklı kültürlerin müzik aracılığıyla nasıl buluşabileceğinin güçlü örneklerinden biri olmayı sürdürüyor.
İlgili yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
