Zihinsel bir plebisit

Zihinsel bir plebisit

14 Ocak 2021 Perşembe  |   Köşe Yazıları

İnan Özbek

Anayasa hukuku literatüründe iki türlü halk oylamasından söz edilir: Birincisi referandum denilen ve siyasi sonuç doğurmakla birlikte hukuki sonuç da doğuran halk oylaması, ikincisi de sadece siyasi sonuç doğuran ve ortaya çıkan neticeye uyulması hukuken zorunlu olmamakla birlikte bir tercih ve de meşruiyet meselesi olan plebisit denilen halk oylaması. 

İlkel biçimiyle de olsa demokrasi kurumunun ortaya çıktığı Eski Yunan sitelerinde (şehir devleti) halkın agora denen meydanda toplanarak, sitenin sorunlarıyla ilgili müzakereler yapıp kararlar aldıkları agora demokrasisi zamanla gelişmiş ve bu süreç adına plebisit denilen yöntemi ortaya koymuştu. 

Plebisit katılımcı ve çoğunlukçu demokrasinin önemli bir enstrümanı olarak özellikle Batılı ülkelerde sık kullanılan bir yöntemdir. Demokratik toplumlarda meşruiyetin kaynağı olan halkın o konu da ne düşündüğünü sormak ve iradesini tespit etmek, getirilmek istenen düzenleme açısından sağlam bir dayanak noktası oluşturur. 

Plebisiter yöntemin ve farklı görüşlerin ortaya konularak oydaşabilmenin (*) önemini ortaya koyduktan sonra, bir ulus olarak bizim için bu yöntemin ne ifade etmesi gerektiği tartışılmalıdır kanımca. 

Bauman’ın;  "Ulus olmak her gün yenilenen bir plebisittir" sözünden hareketle, her birimizin zihnimizde; kim olduğumuza, ne olduğumuza ve nasıl bir gelecek istediğimize dair karar vermemiz ve bu kararlarımızı bir araya getirip, hepimizin kabul edebileceği bir çerçevede uzlaştırmamız, daha fazla gecikmeye tahammülü olmayan bir gereklilik gibi gözükmektedir. 

Herkesin istediği şekilde kalabileceği, kendisini olduğu gibi rahatça ifade edebileceği, kimsenin kimseyi dönüştürmeye çalışmadığı, ötekileştirmenin çıkış noktası olan; bizden olmayan bize karşıdır anlayışının terk edilerek, tüm farklılıklara saygının esas olacağı çoğulcu bir temele dayanacak olan bir uzlaşıya acilen ihtiyacımız olduğu su götürmez bir gerçektir. 

Acildir çünkü; demokratik kültürden uzak, birbirini anlamaya çalışmak yerine yok sayarak, farklı olanı tehdit olarak görüp gardını hep yukarıda tutarak teyakkuz halinde sürdürülen bir toplumsal yaşam ve bitip tükenmek bilmeyen kısır tartışmalar, enerjimizi boşa harcamamıza neden olup, hızla giden dünyada paçamızdan tutarak bizi yavaşlatmakta ve yarış dışı kalma riskini büyütmektedir. 

Engin tecrübesi ve bilgeliğiyle büyük bir öğretmen ve de kılavuz olan tarih, yüksek sesle bize şöyle seslenmektedir: Bu ülke hepinizin ve öyle kalmaya devam edecek, siz bu topraklarda beraber yaşamaya yazgılı koca bir ulussunuz, sizin sizden başka kimseniz yok ve gidecek yeriniz de yok. Onun içindir ki; birbirinizi anlamak ve kabul etmek zorundasınız, farklılıklarınız sizi siz yapan şeylerdir ve esasen zenginliğinizdir. 

İşte bu bilinçle büyük plebisitinizi yapın ve kararınızı verin. Geçmişiniz, bulunduğunuz nokta ve de toplumsal gerçekliğiniz itibarıyla, çoğulcu demokratik bir sistemden başka bir yapı içerisinde huzur bulmanız mümkün değil. Bunun dışında; dine dayalı bir sistemi ya da ırk birliğine dayanan otoriter milliyetçi bir sistemi ve yahut da pür sosyalist bir  yapıyı savunmak mı? Son derece marjinalleşmiş görüşlere sahip, eğlenceli birer karikatür olarak görülmek istiyorsanız devam edin...

(*) Düşünce birliği içerisinde olmak.