Zengin doğa yoksul ülke: Venezuela

Zengin doğa yoksul ülke: Venezuela

6 Nisan 2021 Salı  |   Köşe Yazıları

Dr. Nevin Sütlaş

Amerika’ya göçmeden önce Güney Amerikalı bir kişi bile tanımazdım. Şimdi Güney Amerika’nın pek çok ülkesinden birçok arkadaşım var.

Başka ülkelerin insanları ile arkadaş olmak insanın beynini çok zenginleştiriyor. İkinci hayatımın en büyük şansının bu zenginlik olduğunu düşünüyorum. Ben Güney Amerika’yı hiç görmedim. Bütün bildiğim belgesellerden gördüklerim ve okuduklarımdan ibaretti. Şimdi sıralamam değişti ama eskiden bana "En çok neresini görmek istersin" diye sorulsaydı önceliğim Venezuela idi.

Hayatımda ilk kez bir Venezuelalı ile tanıştığımda heyecanla bunu söyledim. Derhal suratı değişti. "Niye" diye hesap sordu. "Şelaleler ve nehirler başta olmak üzere doğanınızın zenginliğini görmek istiyorum en çok" dedim. "Sen git de insanların zenginliğini gör asıl" dedi kinayeli biçimde. "İnsanlar açlıktan birbirini boğazlıyor. Yoksa sen komünist misin, görülecek yer mi bitti dünyada" diye kafa tuttu. "Zaten gidersen sağ çıkacağın şüpheli" diye ekledi. Ülkesinden bunca nefret eden biriyle ilk kez tanışıyordum.

Daha sonra başka Venezuelalılarla da tanıştım. Onlar ülkelerinden böyle nefret etmiyordu ama hepsinin ortak özelliği ülkeyi yöneten Maduro’ya duydukları nefretti. Ülkelerinin açlık denizinde boğulduğunu anlatıyorlardı, hâlâ da anlatıyorlar. Ekonomik çöküntünün en tipik göstergesi olarak da paralarından 6 sıfır atıldığını ama onun bile yetmediğini, hâlâ enflasyonun dolu dizgin ilerlediğini, paralarının kâğıt parçasına dönüştüğünü söylüyorlar. Hepsinin çizdiği ortak resim, batmış değil kasten batırılmış bir ülkenin resmi...

Hepsiyle sohbet konumuz varlık-yokluk ikilemi. Zengin doğa, yoksul insan denklemi. Bu denklemin nedenini değil sadece sonucunu konuşabiliyoruz. Bu konuşmaların yapıldığı yer ise ABD... "ABD’nin bu duruma katkısı nedir" soruma verilen yanıtların hepsi aynı kapsamda: “Amerika çok uğraşıyor ama şu Maduro’yu bir türlü indiremedi” (Tecavüzcüsüne aşık kurban kızın hikayesini bilir misiniz?)

Amerika çok uğraşıyor gerçekten. Maduro ikinci kere seçimi kazandığında itirazı dayadı ve kendi seçtiği birini başkan olarak atadı. O da kendi hükümetini kurdu. Böylece ülkede 2 ayrı hükümet var. Bu sayede sorunlar da çözüleceğine ikiye hatta bine katlandı.

Güney Amerika’ya en yakın ABD bölgesi Florida. Florida/Miami zaten tümüyle bir göçmen diyarı. Venezuela’dan da aman diyen kaçıyor ve hepsinin geldiği yer burası. Tanıdığım bir Venezuelalı adam ülkesinin en büyük dondurmacı zincirinin sahibiymiş. Maduro yüzünden şirketini satıp savıp gelmiş. Tanıştığım bir Venezuelalı kadın yaşadığı malikâneyi çok özlediğini anlatıyor, evinde birçok çalışanı olduğunu, şimdi burada küçücük bir evde yaşadığını, evin temizliğini bile kendisinin yapmak zorunda kaldığını hayıflanarak anlatıyor.

Tanıdığım bir genç adam, ülkesinde çok ünlü bir basketbolcu olduğunu, burada kimsenin kendisini tanınmadığını anlatarak hayıflanıyor. Çok sevimli bir genç kadın, buradaki yaşamın zorluklarıyla baş edemediği için ülkesinin koşullarına daha yakın şartlarda yaşamak için Kolombiya’ya göç etmeye hazırlanıyor.

Tanıdığım Venezuelaların hepsi zengin. Parasını kapan, kaçırabilen buraya gelmiş. Yoksulları Miami’ye gelemezmiş ki. Yasak değilmiş ama bırak uçak parasını bulmak, şehir içinde otobüse binecek paraları bile yokmuş. "Biz buradan 3-5 kuruş yollamasak orada kalan akrabalarımız açlıktan ölür" diye anlatıyorlar. Yolladıkları paranın büyük kısmına da Maduro el koyuyormuş…

Amerika’da araba da ucuz, benzin de. Amerika'da arabasız olmak mümkün değil, özellikle de Florida’da. O yüzden petrol çok önemli. Amerika’nın Teksas civarında petrol kaynakları ve rafineleri var. Pasifik ve Atlantik okyanuslarının içinde bile var. Ancak tüketim o kadar çok ki, bunlar yetmiyor. O yüzden Orta Doğu diye bir problem var, o yüzden Güney Amerika diye bir problem var. Güney Amerika’da petrol en çok nerede var? Venezuela’da…

Venezuelalı bir kadın anlattı. Orada araba almaya gittiğinde ilk sorulan şey, "Zırhlı mı istiyorsun zırhsız mı" imiş. Soyulma tehlikesi yüzünden zaten çoğunluğun arabası camlar dâhil zırhla kaplıymış. Buraya ilk geldiklerinde otobanda giderlerken cipinin camlarını açınca, büyük oğlu panik atağa girmiş, "Anne camları kapat" diye çığlıklar atıyormuş. "Vuracaklar bizi camları kapat" diye. "Artık özgür bir ülke topraklarında olduğumuzu anlatamadım bir türlü oğluma, hâlâ asla cam açtırmıyor bana" dedi. Benim şaşkınlığım üzerine de anlatmaya devam etti. "Bırak zırhlı arabalarla dolaşıyor olmamızı, belli güzergâhlar dışındaki yollara bile giremiyoruz. Yol kesip arabadan indirip vururlar insanı" diye sürdürdü. Zaten kendi bölgelerinin dışına çıkmazlarmış. Evleri, alışveriş ve eğlence mekânları hatta çocuklarının okulları, özetle gidip geldikleri her yer kendisi gibilerin yaşadığı özel bölgelerdeymiş, gene de arabanın camını açamazlarmış. Amerika’ya gelebilmiş olmasına şükredip duruyor. "Burada, oradaki lüks hayatımız yok ama daha önemlisi özgürlük var" diyor.

Venezuela, bugün okuduğum bir gazete haberi yüzünden aklıma düştü: Mart ayında Türkiye’de araba fiyatları rekor satış yapmış. Satışlarda yüzde yüz artış yaşanmış. Satma başarısında Volkswagen lidermiş. Arabadan alınan vergilerin oranını belirlemek en büyüğün özel yetkisindeymiş ve arabaların satış fiyatı (ortalama elbette) 300.000 lira kadarmış…

Artık Türkiye’de yaşamıyorum ya bu rakamlar kafama çok ama çok takıldı. Kim alıyor bu arabaları diye düşündüm. Türkiye’deki dostlarımla ne zaman konuşsam ekonomik sıkıntılardan söz ediyorlar. Burada yaşayıp tatillerini Türkiye’de geçiren bazı dostlarımsa onların abarttıklarını, ülkenin aslında hâlâ çok ucuz olduğunu söylüyor…

CATO diye bir Amerikan yapılanması var. Sayfasına bakınca anlaşılan şu ki bu enstitünün asıl işi Venezuela gibi ülkelere özgürlük sağlamak ve bunun için Amerikan kamuoyu oluşturmak. Alta (*) onların sayfasından aldığım Venezuela ilgili bir makaleyi iliştirdim ama özellikle son satırına dikkatinizi çekerim. Dünyada otokrasi ile yönetilen yani diktatörlük olan (Venezuela dışındaki) ülkeleri saymış: Rusya, Çin, Küba ve Türkiye…

Herkes baktığı yerden görüyor. Ben ne Venezuela’yı gördüm ne de artık Türkiye’yi görebiliyorum. O yüzden kendimi kör gibi hissediyorum. Bakar körlere ne demeli, onu hiç bilmiyorum…

(*) https://www.cato.org/blog/five-misconceptions-about-crisis-venezuela?gclid=EAIaIQobChMIitGKkcfn7wIVjsCGCh0vMgpIEAAYAiAAEgKLj_D_BwE