Zamanınızın bir kahramanı-2

Zamanınızın bir kahramanı-2

8 Ekim 2021 Cuma  |   Köşe Yazıları

Okay Deprem

Minsk taşrasının orman, nehir ve göletlerle kaplı verimli arazilerinin orta yerinde yükselen sanatoryumda eski Sovyet sistemi nasıl işliyordu peki?.. 

Yaklaşık bir sene öncesine kadar (yani Belarus, yakın tarihinin en ciddi siyasal krizine girene değin) her çalışan, brüt tatil bedelinin sadece yüzde 10’unu öderken, yanında tatil yaptığı eşi ve yetişkin olmayan çocuğu için ise toplam tutarın sadece yüzde 20’sini ödemesi yetiyordu. Geri kalan çoğunluk tutar ise ilgili işletmenin olduğu işkolunda örgütlü sendikanın komitesi tarafından kompanse ediliyor. Şimdilerde bu tutarlar iki ve bir buçuk katına çıkarılmış olsa da (çalışan için yüzde 20, çocuk için 25 ve eş için yüzde 30), gene de ilgili işletmedeki ortalama ücretler göz önüne alındığında, aile başına ödenen meblağlar gerçekten de komik denecek düzeylerde kalıyor. İsterseniz, sanatoryumun en iyi odalarından birinde tek kişi kalma bedeli üzerinden bir hesaplama yapmak suretiyle kapsamlı bir örnek verelim: Tam pansiyon çalışan sanatoryumda brüt ücret yegâne değişkene göre fark ediyor, o da kişinin terapi paketi alıp almamasına göre. İkisi arasındaki fark ise kişi başına günlük en fazla 5 dolar ancak değişkenlik gösteriyor (dolar derken, ödemelerin bir şekilde USD veya Euro üzerinden yapıldığı düşünülmesin. Kesinlikle değil, tüm ödeme işlemleri istisnasız Belarus Rublesi üzerinden gerçekleştiriliyor). Terapisiz tek kişi fiyatı, söz konusu üst seviye oda tipinde 25 küsur dolara tekabül ediyor. Buna dâhil olan hizmetler ise şunlar: Konaklama, 3 ana öğün yemek, 2 ara öğün (atıştırmalar); kapalı yüzme havuzu, spor salonu (fitness salonu) ve açık spor alanları, gün boyunca devam eden kültürel - sanatsal ve sportif etkinlikler, kütüphane, her akşam kapalı ve açık alanda diskotek ile bilardo ve masa tenisi salonları ile saunadan oldukça hesaplı fiyatlar üzerinden yararlanma.      

Sanatoryumun ait olduğu işletmenin herhangi bir çalışanının öncelikle tek başına tatil yaptığını/dinlendiğini ancak eş zamanlı olarak tedavi/terapi hizmetlerinden faydalanmadığını varsayalım. Bu durumda günlük ödeyeceği tutar: 25 / 5 =5 dolar oluyor. Çalışanlar, dönem dönem geldikleri, kabul edildikleri sanatoryumda 12 gün ile 17-18 gün arası kalabiliyorlar. Ki her çalışanın bir yıl boyunca 18 güne kadar burada tatil yapma hakkı var. Bunu pekâlâ farklı dönemlerde de kullanabiliyorlar. Söz konusu çalışanın tek seferde 12 gün kaldığını düşünürsek; 60 dolar, maksimum sürede kaldığını öngördüğümüzde ise 85-90 dolarCIK bir para ödeyip çıktığını görüyoruz. Bu arada, 1-1.5 sene öncesine kadar bu ederin 30-50 dolarlara kadar indiğini hatırlatmadan geçmeyelim. Eh bu haliyle, kırk derece ateşte yatak döşek yatsanız dahi böyle bir tatil hakkını kaçırmazdınız herhalde… Şimdi de aynı hesabı genişletmeyi deneyelim. Kişinin bütün terapi türlerinden yararlandığı 2. ve maksimum paketin karşılığı olan 30 dolardan yola çıktığımız ise; 30 / 5 = 6 dolar. 12 gün için 6 x 12 = 48 dolar. 17 / 18 gün için ise 6 x 17 / 18 = 102 / 108 dolar. Yani Minsk’in ilgili kamu kuruluşunun çalışanı olduktan sonra azami uzunlukta ve kapsamdaki dinlenme–tatil paketini tercih ettiğinizde bile cebinizden çıkan meblağ 100 doların biraz üzerinde kalmış oluyor.   
 

 

Şimdi de buna son olarak, karı veya kocanın söz konusu kurum çalışanı değil de, dışarıdan bir kişi olduğu varsayımından hareketle nihai aile hesabını yapalım: 30/%30 = 9 dolar. 9x17=153 dolar. Yetişkin olmayan çocukların da maliyetlerinin yüzde 75’i gene sendika komitesince karşılanıyor. Bu durumda da 30/%25=7.5. 17x7.5=127,5. 153+127,5+102=382.5 dolar bir fatura çıkmış oluyor bir çekirdek aileye 17 gün için. Hadi bunun üzerine sanatoryumun içinde bulunan mini marketten yapacakları tek tük ekstra alışveriş ile, katılacakları birkaç günü birlik gezinin; bilardo ve masa tenisi salonlarını ve de saunayı kiralama bedellerini de ilave etmiş olalım: Ortalama 100 dolar. Etti 382+100=482 USD. TL’nin global para birimleri karşısında şu anki değersiz haline rağmen, çarpı dokuz yaptığımızda dahi 4300 Lira çıkıyor ortaya. Bu arada şunun da altını çizmekte fayda var ki, baştan beri yaptığımız bu hesap lüks kategorideki daire baz alınarak yapıldı. Standart, ortalama bir daire üzerinden olsaydı, total fiyatta TL. cinsinden 3500’lere inmesi bile kaçınılmazdı... Özetle; ormanların ortasında tam pansiyon ve son 20 yılın moda tabiriyle “her şey dâhil” bir sistemde, değil 1 veya 2: tam tamına 2,5 hafta kesintisiz, tam teşekküllü bir tatili 3500 TL’den itibaren yapmanın, vahşi kapitalist dünya şartlarında doğaldır ki eşi benzeri pek yok. Bu açıdan da, her tür eksik ve sorunlu tarafına rağmen, bu gibi bakımlardan Beyaz Rusya Cumhuriyeti’nin sosyal devlet kimliğine şapka çıkarmamak elde değil…   

Bu genel lakin konumuz bağlamında oldukça mühim bilgilerin ardından gene birinci günümüze dönebiliriz. İlk günlerin ödemesini yapmak üzere resepsiyona indiğimde elime bir kitapçık tutuşturuldu. Sanatoryumun “Kırmızı Kitap”ı havasındaki kitapçıkta; dinlenenlerin uyması gereken hususlar ve yasaklar ayrıntılı olarak hatta madde madde belirtilirken, sonraki sayfaları ise şu tedavi başlıklarına ayrılmış: Su tedavisi/terapisi (banyo veya duş), ısı tedavisi (çamur veya parafin), speleo terapi, inhalasyon tedavisi, elektrofoto tedavisi, havuz, masaj ve diğer fizyoprosedürler… Hepsinden önce kısa bir doktor kontrolünden geçiyordunuz, ardından da her bir tedavi-terapi türü için önceden ilgili hemşireden randevu alınması gerekiyor. Kitapçığınıza tedavinin öncesi ve sonrasındaki bütün teferruatlar kaydediliyor. Adı geçen kitapçıkta en son ise, adeta askeriyedeki nizam havasında günlük standart program yer alıyordu. Akşam yemeğine sadece yarım saat verildiği ilk bakışta dikkatimden kaçmıyor. Öte yandan “alkollü içecek tüketmek yasaktır” ibaresinin ne kadar gerçekçi olduğunu kısa zamanda öğrenmekte gecikmeyecektim… Bu arada bir yaşıma daha girmekte gecikmedim çünkü kapalı yüzme havuzuna seanslar halinde girilebiliyordu. Herkesin günde net kırk beş dakika, duş-soyunma-giyinme ile birlikte 1 saati vardı ve farklı zaman dilimlerinden birisini tercih ediyordunuz. Şimdilik ortalıkta fazla kimse gözükmüyordu ve çok geçmeden buraya dair ilk bütünlüklü sosyal gözlemimde bulunacağım öğle yemeği saati gelip çattı. Öncelikle açık büfenin olmadığını öğrenmiştim ve içim bir ferahlamıştı. Bunca gereksiz açık büfe israf ortamından yıllar sonra; eski, normal, olması gereken sisteme dönmek beni hoşnut etmişti…  

Yemekhane salonunun hemen girişinde, isim-soy isim bilgilerimi vermemin ardından falanca no’lu masanın filanca no’lu koltuğuna geçmem istendiğinde elbette bir garipsedim çünkü bunu Türkiye’deki sosyal kamplardan bile hatırlamıyordum. Kendimi “yemekli bir sinema salonunda” dahi hissetmedim değil. Olay mahalline aksettikten sonra, masada bir liste gördüm. Listede o gün ve takip eden 2 günün kahvaltı ile öğle ve akşam yemekleri yazılı ve her yemeğin karşısındaki boşluklarda masadaki numaralar yazılıydı. Çok geçmeden anladım ki; masalara servis yapan görevliler tarafından her gün söz konusu kâğıtlar bırakılıyor ve oturanlar 3 öğünün her birine ait kategoriler altında bulunan birkaç seçeneğin yerine “koltuk numaralarını” yazmak suretiyle işaretleme yapmış oluyorlardı. Bizim büyük salondaki her masada 6 kişi oturuyordu. İlk dikkatimi çeken, insanların yemekte hemen hemen hiç konuşmamasıydı...

Devam edecek

1.Bölümü okumak için tıklayın