Zamanınızın bir kahramanı–15

Zamanınızın bir kahramanı–15

7 Kasım 2021 Pazar  |   Köşe Yazıları

Okay Deprem

Jenya’nın yarı dağınık dairesine girdiğimizde, alçak ve ufak masasının üzerinde votka şişesi ve ona eşlik eden ve akşamdan kalma oldukları belli soğuk mezeleri fark etmem fazla vakit almadı.

“Geç geç, kurul istediğin gibi koltuğa… Hatta karşı çıkmazsan, ufak bir kadeh daha doldurmaktan imtina etmem, ona göre!..” Böyle bir geceden sonra, dahası sabahın köründe teklifini reddedeceğimi bile bile şansını denemekten geri durmamıştı. Bu açıdan işin ilginci, önceki yıllarda gene bir sanatoryum döneminde denk geldiği alkolik bir adamın her vesileyle ona içme önerisinde bulunduğu ve bu bakımdan onu adeta bıktırdığını anlatıyordu ilk günlerde ha bire bana. Şimdi ise, farkında olsun olmasın, benim karşımda o da aynı duruma düşmekten kurtulamıyordu… “Biliyorum, her cephede ve sadece zafer istiyorsun, ancak bu eşyanın tabiatıyla çelişiyor olmasın sakın… Yenilgilere de çoktan alışmalısın, hele hele buna benzer hassas ve zor alanlarda kesinlikle… Kah kendi kaderinin peşinden sürüklenip kah ona istediğin gibi şekil verme peşinde gibisin… Eee neye susuyorsun?!..” “Aslında hayatta hiçbir şeyin tam olarak gönlümden geçer gibi gitmediğini söyleseydim inanır mıydın, belki de tüm diğer engeller bir tarafa, bu kuşağa oynamakta büyük bir risk aldığımın bilincinde olmanın gereğini yapmalıydım. Fakat bilincin zarureti ve güdülerin esaretinin bu denli karşı karşıya kalacaklarını ne yazık ki öngörmekte aciz kaldığımı da kabul ediyorum doğrusu…”  

“Kuşak derken, bu genç kadın jenerasyonunu mu kastediyordun?.." Kafamı evet anlamında iki kere hafiften aşağı yukarı oynatmamla Jenya sözüne devam etti:

“Bilemiyorum, esasen bu yaş grubuyla deneyimim olmadı, ne var ki dışsal gözlem ve genel yaşam tecrübemin ışığında işin başında şu kadarını dile getirebilirim ki; artık her şey çok ama çok daha zorlaştı. Bizim gençliğimizde bu işler oldukça basit, yalın, tabii ve aracısızdı…” “Sanırsam ima ettiğin Belarus Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin son seneleri ve hatta 90’ların başları…. Bu konuda benim naçizane ve biraz da fazla genelleme tarzında algılanmaya müsait, geçmişe dönük hipotezlerim var.” “Hem yaş hem de fiziksel olarak o devirleri yaşamamış birinden bunları duymak gerçekten de enteresan olacak benim için, evet seni dinliyorum:…” “İstatistiksel olarak Sovyetler Birliği’nde istihdamın yarısı emekçi iş gücünden oluşuyordu, diğer bir deyişle doğrudan işçi ve teknisyenlerden… Ve bu oran kadınlar için de hemen hemen aynıydı…” “Doğru, haklısın, yaklaşık öyleydi. Lakin bununla tam olarak neyi demeye çalışıyorsun kuzum?!..” “Yoksa…yoksa bütün insan ilişkileri sahalarında olduğu üzere, kadın – erkek münasebetlerinde de sosyal-sınıf konumları bu derece etkili olabilir mi?.. Her iki cinsin de tüm etkileşim, koşullanış, yöneliş ve birleşim şartlarını ve bunların biçimlerinin tezahürlerini dolaylı olarak tayin eden toplumsal-sınıfsal yasalar olabilir mi hakikaten de?!.”  

“Meseleye bu denli kompleks ve yapısal bakman beni hem şaşırttı hem de üstüne fazlasıyla düşünmeye sevk etti doğrusu. Sen her zamanki gibi epeyce derin ve karmaşık şekilde akıl yürütüyorsun. Seni yanlış anlamıyorsam şayet; değişik sınıfların, sosyal tabakaların bünyesindeki karşı-cins ilişkilerinin birbirlerinden çok farklı mı yaşandığını, yaşanacağını ileri sürüyorsun?..” “Bir nevi evet, proleter ve emekçiler, sınıfsal kimliklerinin doğasına uygun şekilde, nasıl ki yaşamı en doğal, dolaysız ve saf içeriğiyle algılıyor ve onu öyle yaşıyor iseler, karşı cinsler arasındaki geniş ve çapraşık ilişkiler düzleminde de bu geçerli bana kalırsa.” “Valla pek böyle düşünmemiştim inan ki…” “Sen de en nihayetinde emekçi sayılırsın. Dolayısıyla, balığın denizde yüzdüğünden haberinin olmaması, bunu bilenin, bu bilgiye sahip olanın yalnızca onun dışındakiler olması misali, ben de ezeli bir orta sınıf üyesi olarak bunu daha iyi ve yerinde gözlemleyebiliyorum ve kavrayabiliyorum belki de…” “Gene de tüm bu dediklerin son tahlilde ayrı ayrı bireylere, cinsinden bağımsız kişinin kendisine bağlı değil mi; biraz fazlaca şematizasyon ve kategorizasyon yapmıyor musun sence de?..” “Bir bakıma evet, doğru; ama tüm yargı ve analizlerimiz bir yerde genelleme değil mi; hitap ettikleri sosyal kümenin ne kadarını kapsadıklarından azade olarak… Bu yüzde altmış da olabilir, pekâlâ yüzde doksan da… Neticede bu kendimce çıkarımlarım da isabetli oldukları nispette bütünün mutlak tümünü değil, nitekim belirli bir çoğunluğu içeriyor olabilir…” Jenya benim katılmamamı umursamazcasına, sohbetin giderek derinleşmesine paralel, daha fazla dayanamayarak kendine bir kadeh renksiz içkiden koyup bir dikişte içti. 

“Bu arada tam da bu noktada, hikayemizin dişi kahramanının mesleği ve senin tabirinle ‘sınıfsal-sosyal pozisyonunu’ anımsatır mısın lütfen bana?..” “Elbette ki, memnuniyetle: Sanatoryumun ait olduğu devlet işletmesinde programcıymış, sistem analisti de denilebilir olasılıkla. Kısacası tipik bir beyaz yakalı… Ancaaakk babası senin gibi sürücü, sanıyorum hala aktif de, yaptığı işi tam tamına hatırlamasam da annesi de yine alt veya orta kalifiye sıradan bir emekçi.” “Demek oluyor ki, o da neslindeki pek çok kişi gibi, mevcut tahsili ve yaptığı iş gereği sınıf atlamakta veya atlamaya çabalamakta… Yine de ne olursa olsun, emekçi bir ailede büyümüş, yetişmiş. Bu az önemli değil.” “Jenya biliyor musun bu dediklerin o kadar mühim ki post-Sovyet coğrafyası açısından. Muhtemelen Beyaz Rusya’da o raddede değil, çünkü sizde Sovyetik devasa sanayi işletmeleri halen ciddi ölçüde muhafaza ediliyor biliyorsun. Gel gör ki; Rusya’da özellikle de Ukrayna’da değil yüz binler, milyonlar, neo-Marksist terimle, deklasse oldular, sınıfın dışına çıktılar, etkin sınıfsal pozisyonlarını terk etmek mecburiyetinde kaldılar…” “Ben dahil bizde şoförler örneğin hiç de fena maaş almazlar, hatta metro trenlerinin sürücüleri iki bin beş yüz küsur, yani neredeyse bin dolara eşdeğer para kazanırlar.” “Yalnız gene de bana göre, salt ekonomik değil; keza bütün diğer sosyal, kültürel, psikolojik sebeplerden ötürü de sınıftan kaçış aralıksız sürüyor, yeni nesiller anne–babalarının icra ettikleri işi ya da benzerlerini idame ettirmek istemiyor; aynı sınıf konumlarında kalıp onları yeniden üretmeye yanaşmıyorlar bir biçimde…” 

Jenya sanki bütün bu ağdalı ifadeler ve derinlemesine çözümlemelerden hafifçe sıkılmışçasına birazcık silkinip sözlerini şöyle bağladı:

“Peki o halde sadede gelelim arzu edersen. Karşımızdaki kimse malum genç kuşağa mensup olmasının, ancak daha ziyade kalıbını almakta olduğu taze sınıfsal-sosyal kimliğin ona yüklediği davranış kodlarının kaçınılmaz koşullandırıcılığında, karşı cinsle ilişkiler konfigürasyonunda da çok daha farklı düşünüş, hareket ediş, yöneliş, seçim ve tercih güdülerinin yönlendiriciliğinde. Bu bağlamdaki tek ve son göreli şansı içinde yetişmiş olduğu emekçi aile ortamı” “Bana soracak olursan karşı-cinsler arasındaki doğal, naif ve spontan ilişki eksenini bozan, zamanımızın orta sınıf kültürü, en azından benim geldiğim yerlerde öyleydi ve şimdilerde daha da kötü… Üstelik seninle, sana sıra dışı gelecek bir izlenimimi daha paylaşmama izin ver: Rusça konuşan dünyanın haricindeki kişiler ile buradakilerin bilhassa 90’ları takip eden yıllarda bu kadar kolay tanışıp kaynaşması ve birbirlerinin dillerini dahi doğru dürüst bilmemelerine karşın ilişkilerini çok rahat sürdürüp derinleştirebilmelerinin sırrı da burada yatıyor. O zamanlar bu tarafa ait olanların ekseriyeti işçi veya emekçi kesimlerden teşekküldü. Erkek tarafı daha çok orta hatta orta-üst sosyo-sınıfsal kesimlerin saflarından çıksa bile…”

Ardından her ikimizin art arda sürüklendiği sessizlik nöbetini yine Jenya’nın sözleri böldü: “Neyse, istersen burada bir noktalı virgül koyalım ve kahvaltıya geçelim birlikte…”

Devam edecek

1. Bölüm 2. Bölüm  3. Bölüm 4. Bölüm 5. Bölüm 6. Bölüm 7. Bölüm 8. Bölüm 9. Bölüm 10. Bölüm 11. Bölüm 12. Bölüm

13. Bölüm 14.Bölüm