Zamanınızın bir kahramanı-1

Zamanınızın bir kahramanı-1

6 Ekim 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Okay Deprem

Kırk yıl düşünseniz yolunuzun kolay kolay düşmeyeceği bir yere bir kez yolunuz gerçekten de düştü mü; sizi bekleyen hadise, sürpriz ve tanışıklıklar Picasso’nun o meşhur cümlesini tanıtlar niteliktedir: “Yarın tam olarak ne olacağını bilseydim, yaşamanın bir anlamı, esprisi olmazdı."

Bu ünlü deyişten mi ilham aldım bilinmez ancak henüz aylar öncesinden o sanatoryumdaki yerimi ayırtmıştım. Tam olarak kimin ve neyin vesile olduğunu okurlardan bir sır olarak saklamak kaydıyla (belki günü gelince bir roman formatında okurlar, kim bilir…) bu gerçek hikâyenin, en azından görünürdeki kilometre taşlarıyla, nasıl başladığı ve geliştiğine bakalım öncelikle…  

Sanatoryum kelimesini tabii ki çoktandır biliyordum. Değil sadece ismen, cismen de. Hangi coğrafyalarda ortaya çıkıp geliştiğini; SSCB ve sonrası Rusça konuşulan dünya için taşıdığı manayı da… Sanatoryum, ilk başlarda Sovyet işçi ve emekçilerinin tedavi oldukları, çeşitli kronik ve ciddi hastalıklarından arındıkları ve bunların tedavilerinin uzun süreye yayıldığı, büyük iyileştirme ve terapi tesisleriydi. Zamanla tüm dinlenme ve rekreasyonel amaçlı tatillerin geçirildiği tesislere de sanatoryum ismi verilmeye başlanmış; tedavi gibi gözüken prosedürler çoğu zaman profilaktik nitelik taşımaya başlamıştı. Eski Sovyet cumhuriyetlerinde halen isimleri sanatoryum olarak geçen nice işletme yer alsa da, bunlar ya özelleştirilmiş ya da kullanım amaçlarından önemli ölçüde uzaklaşmışlardır. Ne var ki eski Sovyet sistemine çok benzer bir şekilde çalışan sanatoryumların hala çok sayıda bulunduğu ve korundukları bir ülke vardır ki onun da adı Belarus’tur (Beyaz Rusya). Ancak bir temel farkla ki o da; çok sayıda olmasa, fiilen hemen her taraftan mümkün olamasa da artık bu sanatoryumlar dışarıdan yani başka ülkelerden de misafir (müşteri) kabul ediyor…  

Gitmeyi aklıma koyduğum sanatoryumun bu özelliğini öğrendikten sonra fazla duraksamadan kendilerine Türkiye’den telefon açtım. Rusya’dan aradığımı söyledikten sonra kolaylıkla rezervasyonumu yaptılar. Esasında verdiğim tüm bilgiler isim – soyisim ve tabii ki baba isminden (görünüşte Rusya’dan aradığıma göre) ibaretti. Sayfalarında yer alan kategorik bilgilere rağmen, Rusya Federasyonu dışında üçüncü, bir başka ülkeden aramış olsam büyük ihtimalle kabul etmeyecekleri gibi bir hisse kapıldığımı söylesem doğru olur. Aradan haftalar hatta bir iki ay kadar geçtikten sonra soluğu başkent Minsk’te aldım. Artık sanatoryumun lokasyonuna adeta bir tık mesafedeydim. Gene de şehrin belli bir yönde dışındaydı. O zaman gelene kadar bir süre Minsk’te olacak bir biçimde şehirde vakit geçirecektim.  

Nihayet sanatoryuma giriş yapacağım gün geldi çattı. Klasik, klişe otel şablonlarından farklı olarak, sanatoryuma sabahın erken saatlerinden itibaren günün herhangi bir vaktinde yerleşebiliyordunuz. Şehrin dışarısında yer aldığından dolayı, o istikamete giden otobüs ve midibüslerin kalkacağı otogarın yolunu tutmalıydım önce. Şanssızlık o ki, hafta sonu olduğundan ötürü o yöne çalışan troleybüs ve otobüsler işlemediğinden el mahkûm, dünya kadar çanta ve eşya ile metro ile gitmek zorunda kaldım. Neyse ki, çok erkenden çıkmış olmanın avantajı sayesinde, ne kadar zaman kaybetmiş olsam da, oldukça erken bir saatte söz konusu otogara ulaştım. Çok önceden alınmış biletim sayesinde ben otursam da, sıkışık – tıkışık bir midibüste yaklaşık yarım saat kadar yol aldıktan sonra orman başladı ve kısa sürede boylu boyunca her iki taraftan da akmaya başladı gür çam ormanı. Beş dakika kadar sonra son durak aynı zamanda sanatoryumun ismini taşıyordu ve tabii ki burada inecektim. Büyükçe, çitli giriş kapısının hemen yanında, iki yöne doğru açılan ufak kulübenin içinden geçip oda numaramı söylememle alana girmiş oldum. Evet, doğru; burada işler gerçekten de bir başka işliyor; rezervasyonu yaptırdığım aylar öncesinden kalacağım oda belliydi. Aradan geçen bu kadar zamanda da birkaç kere aramak suretiyle rezervasyonumu kontrol etmiştim, o kadar.
 

 

Hayatımda ilk defa gerçek bir Sovyet sanatoryumundaydım ve buraya gelene kadar genel geçer bilgiler dışında hakiki anlamda bir fikrim yoktu buraya dair. Rezervasyonumu tam on beş günlüğüne yaptırmıştım. Bakalım fiiliyatta sonuna kadar yaşamayı başarabilecek miydim burada?!.. Burası henüz girişten itibaren beni bir anda adeta zaman yolculuğuna çıkardı. Türkiye’de kamu iktisadi teşekküllerine (KİT) ait olup, 2000’li yıllara kadar varlıklarını az çok koruyan sosyal kamplardan pek bir farkı yoktu, her açıdan ve fazlasıyla onları andırıyordu. Binaların mütevazı yapılarından; renkleri, çatıları, kullanılan malzemelere ve hatta odalarına kadar… Çevre düzeninin alçakgönüllü karakteri; açık alanlardaki çöp kutuları, banklar, sohbetlikler, çocuk parkı, oyun alanları, çim sahadaki kaleler gibi akla gelen gelmeyen bütün kamusal objelerdeki gösterişsiz sadelik ve düzgünlük burayı ansızın gözümde 80’li hatta 70’li yılların Türkiye’sine götürdü (o yılları kişisel olarak tecrübe etmesem de) …   

Burada iki “korpus” yani blok vardı. Bana ayrılan oda, daha doğrusu mini daire, büyük ve çok katlı olanında bulunuyordu. İki odalı, klima hariç, biraz eski olmakla beraber tüm ihtiyaçlara yanıt veren hemen her türden eşyanın bulunduğu; ana meydanı ve ortak alanların bir kısmını ve de dört tarafı saran görkemli doğal ormanların bir kesitini gören yani en iyi manzaralı birkaç odadan birisiydi burası. Hatta sonradan öğrendiğime göre, yabancılar öncelikli olarak bu “elit” odalara yerleştiriliyordu. Ne de olsa sanatoryumun alışılageldik müdavimlerinden kat be kat fazla ücret ödüyorlardı burada kalabilmek için… Şimdi odaya yerleşedururken, bir yandan da okuyucuya burada tam olarak kimlerin tatil yaptığını, bir diğer ifade ile, dinlenenlerin sosyal-işsel profilini aktarayım: Burası doğrudan başşehir Minsk’in büyük belediye/kentsel kuruluşlarından birisi. Yani temel olarak onun çalışanlarının senelik izinlerinin bir bölümünü geçirmelerine dönük tasarlanıp yapılmış henüz Sovyetler Birliği devrinde. Nitekim, ülkedeki sanatoryumların hemen hepsi de bir başka devlet kurumuna, kamu işletmesine ait, doğrudan onlarına çalışanlarına yönelik. Bu biçimde de onlarca, belki de yüzlerce sanatoryum yer alıyor ülke sathında. Ve çoğunluğu da tabii ki Minsk başta olmak üzere, belli başlı büyük şehirlerin çeperlerindeki doğal alanlara dağılmış olacak biçimde.   

İleriki günlerde, özellikle akşamın erken saatlerde yapılan etkinliklerin gürültülerinden fark ettim ki hemen yan tarafta, buranın ait olduğu kamu işletmesinin çalışanlarının çocuklarının tatil yaptıkları çocuk “Lager”i yani kampı varmış. Birkaç güne kadar, orman içinden giden ana yolda biraz ilerlemem ile rengârenk, masalsı binalarını fark ettim buranın. Tamamıyla ormanın içine gömülü; iki katlı, büyükçe bungalovları andıran, şipşirin evlerden teşekkül bu büyük tesis, özellikle de geldiği ülkeden kaynaklı olarak çocukluğunda böyle imkânlara sahip ol(a)mamışlara, ‘şimdi ve yeniden çocuk olmak vardı’ dedirtiyor içten içe… Yalnız buraya her yaş grubundan ziyade, 6 ila 14 yaş arasındaki çocuklar kabul ediliyor. Bundan dolayı daha ufak ve kıdemlileri sanatoryumda bizzat aileleri ile birlikte görüyorsunuz. 

Devam edecek...