'Yolun başındayız henüz'

'Yolun başındayız henüz'

14 Şubat 2021 Pazar  |   Serbest Kürsü

Adnan Genç, serbest gazeteci

Yeni bir yazı dizisinde daha önce de yaptığımız gibi Karadeniz halklarının kaybolmakta olan kültürlerini irdelediğimiz gibi; bu kez kültür dünyası ve müzik özelinde dostlarımızla konuşacağız. Aslında bizimki iyi niyetli bir yakıştırma da olsa; etnik müzik için, geceli gündüzlü, köy köy dolaşarak; hatta, komşu ülkelerdeki izlerini de sürerek, müzik derleyen dostlarımıza birer ‘etnomüzikolog’ gibi çalışıyor diyebiliriz… Bilindiği üzere: “Müziği kültürel bağlamında irdeleyen müzik bilimine etnomüzikoloji denir. Kültürel müzikoloji dendiği gibi "Sosyolojik ve antropolojik yaklaşımla müzik" olarak da tanımlanmaktadır. Etnomüzikologlara göre müzikbilimcisi (müzikolog) müziğin kendisi üzerine çalışırken, etnomüzikolog tıpkı kültürel müzikolojide olduğu gibi müziği daha geniş kültürel çerçevesinde inceler görüşü yaygındır. etnomüzikologların sadece derlemeci olduğuna dair yaygın ancak ‘yanlış’ söylentiler vardır.

Günümüzde etnomüzikologlar her ne kadar popüler kültür alanındaki ürünlere yönelmiş olsalar da, kimileri yeni notasyon teknikleri ve açıklamalı çalışmalar içerisinde yer almaktadırlar. 

Etnomüzikoloji disiplinler arası önemli bir yerde bulunmakta ve antropoloji, tarih, sosyoloji, etimoloji, semiotik, matematik ve birçok başka bilim dalından yararlanmaktadır. Bunun en büyük nedeni ise çalışılmakta olunan alan üzerinde üstünlüğün büyük ölçüde kurulabilinmesini sağlamaktır. Etnomüzikologlar ilk zamanlarında kayıtlarını işitsel olarak alıyor olsalar da günümüzde teknolojinin de gelişmesiyle görsel ve işitsel kayıtları çok daha çağdaş bir biçimde kendi lehlerine çevirmektedirler.. Etnomüzikolojinin tanımına yönelik pek çok tartışma günümüzde de sürmektedir.” (*) 

Ülkemizde Adnan Saygun’la çalışan Macar araştırmacı Béla Bartók ve gene ismi ilgilenenlerce bilinen Zoltán Kodály, unutulmazlar arasındadır… 

Bizim konumuz ise Lazlar, Çerkesler, Gürcüler, Hamşetsiler ve eski Trabzon Rumlarınca kullanılan Romeika dili ve müziği üzerinden olacak. Sonuç olarak da hepsini toparlayabilmek ve bilginize sunabilmek için, akademisyen ve müzisyen dostumuz Ayşenur Kolivar ile bir değerlendirme söyleşisi de yapacağız.

Bugün Hemşinli dostlarımızla konuşacağız. Müzisyen, Hemşin müziği araştırmacısı ve yorumcularından Hikmet Akçiçek ile konuşuyoruz…  

-Hemşince müzik ile ne zaman ilgilenmeye başladınız; müzik eğitiminiz var mı; özetle biraz kendinizden söz ederseniz, okurlarımıza tanıtmış olalım…

-1963 Hopa doğumluyum. Müzik eğitimi almadım, İktisat mezunuyum. Bütün dil ve kültürler insanlığın ortak mirasıdır. Tarihte farklı nedenlerle birçok dil ve kültür yok oldu. Günümüzde de özellikle küçük topluluklar tarafından konuşulan pek çok dil ve kültür yok olma tehdidi altında ve yok oluyor. Global dünya ve iletişim teknolojisindeki imkânlar kısmi yaşam alanları sunsa da, siyasi ve ekonomik hayatta egemen olan dillerin, zayıf olan dil ve kültürleri yuttuğu bir çağda yaşıyoruz adeta. Hemşin dili ve kültürü de yok olma tehdidi altındaki dil ve kültürlerdendir. Bu yok oluşu kendi kişisel hayatında yaşayan, onun acı ve hüznünü hisseden kuşaktanım. Benim müzikle ilgilenmem bu yok oluştan kaynaklı bir sorumluluk duygusu ile başladı. İçine doğup büyüdüğüm, kimliğimin önemli bir öğesi olan dilim ve kültürüm yok olurken ne yapabilirdim? Sanat ve edebiyat, bazen güçlü farkındalıklar yaratabiliyor. 70-80’li yıllarda çocukluğum ve gençliğim, geleneksel Hemşin kültür ve dilinin, köy düğünlerinde, imecelerde, yaylalarda doğal döngüsünde yaşandığı bir dönemde geçti. Modern kent yaşamında neredeyse hayatımızdan çıkan Hemşin ezgileri, kaval ve tulum sesleri o yıllardan belleğimdeydi. İyi horonda pek iyi sayılmasam da ezgilere bir yatkınlığım vardı. O yıllarda gerek radyo istasyonlarını dolaşırken kulağıma çalan farklı ülkelerden halk şarkıları, gerekse ülkemizde siyasal atmosferin de etkisi ile yeni yeni duymaya başladığımız Şivan Perver’in söylediği Kürtçe ezgiler,  muhtemelen Yaşar Turna veya Turgut Yamakoğlu’na ait bir plak veya kasetten dinlediğim “avlaskani cuneli/ çepri megipinare” gibi Lazca ezgilerin; bende, bir gün Hemşin ezgilerinin de böyle bir plak veya kasetinin yapılması gibi bir heves yarattığını hatırlıyorum. 90’lı yıllarda bu duygu, çoğalan seslerle birlikte iyice yoğunlaştı ve ben 96 yılından itibaren çocukluk ve ilk gençliğimden belleğimde kalan Hemşince şarkı sözleri ve ezgileri kayıt altına almaya başladım. İstanbul’da Anadolu yakasından Avrupa yakasına otobandan işe gidip geliyordum. Bir kayıt cihazı edindim ve o yolda gider gelirken kayıt yaptığımı hatta kaval bulmak zordu ve kavalın elime geçtiği ilk gün ikinci köprü trafiğinde dur kalklarda kaval çalmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Devamında da öncelikle yakın çevrem olmak üzere karşılaştığım Hemşinli büyüklerime hep Hemşin ezgilerini sordum, dörtlükleri, kaideleri toparlamaya çalıştım. Bu uğraşım halen devam ediyor.

-Galiba Hemşin müziği epeydir araştırmacı ve müzisyen dostlar sayesinde irdeleniyor ve kamuoyuna kalıcı biçimde aktarılıyor. Siz, bu bağlamda yola çıkarken; kimleri örnek aldınız ve öğrenme sürecini nasıl geliştirdiniz?

-İlk soruyu, bazıları için sıkıcı olabilecek uzunlukta, kişisel hikâyem gibi anlatmamın nedeni, kişisel serüvenime vurgu değildi. Yok olmakta olan dil ve kültürlerde bu faaliyeti yürüten insanların geçtiği süreç, üç aşağı beş yukarı böyle olduğu için anlattım. Farklı dünya örnekleri olsa da, maalesef ulus devletler ve bu arada bizim devletimiz de; yerel dil ve kültürleri insanlık mirasının ve ulusal kültürünün bir parçası olarak algılamaktan uzak olduğu için, bu dil ve kültürlerin kayıt altına alınması, bu dillerde eğitim, edebi, kültürel, sanatsal üretimlerin desteklenmesi gibi politikalar geliştirmiyor. Tam tersine bunları egemen ulusun kültürü içinde asimile etmeye çalışıyor. Böyle olduğu için de bizimkisi gibi küçük dil ve kültür topluluklarında dil ve kültürle uğraşanlar, çoğunlukla bu alanda akademik eğitimi olmayan, dil ve kültürlerinin yok olma duygusuyla, adeta iğne ile kuyu kazar gibi el yordamı ile çalışan ve bırakın desteği, bölücülük, hainlik, mikro milliyetçilik gibi birçok itham, tehdit ve suçlama ile karşılaşmayı göze alan bir avuç insandan oluşuyor. Vova albümleri, Gökhan Birben, Ayşenur Kolivar ve Sinan Akçal’ın çalışmaları ve başkaca genç müzisyen arkadaşlarımızın albümlerinde yer verdiği Hemşin ezgilerini, Özcan Alper’in Momi ve Sonbahar filmleri ile sinemada yaptıklarını bu babta çalışmalardan sayabiliriz. Akademide de hâlâ tereddütle olsa da, Hemşin müziği, dili ve kültürü üzerine yavaş yavaş yüksek lisans düzeyinde tez çalışmalarına rastlıyoruz. Akademinin Hemşin dil ve kültürü konusundaki tereddüdü, bir nebze Hemşince Ermenice ilişkisine bağlansa da, istisnalar dışında Lazca ve ülkemizdeki diğer kültür ve diller konusunda da akademinin hevesli bir çalışma içinde olmadığını belirtmek gerek.

Sorunuzun kimleri örnek aldığıma dair kısmına gelince; etkilenme anlamında nasıl bir süreçten geçtiğimi ilk soruda cevaplamıştım. Derleme çalışmaları ile ilgili açıkçası bilimsel bir yöntem arayışı içinde olmadım, deyim yerindeyse bulduklarımı kurtarma telaşı ile bir torbaya doldurma gibi bir haleti ruhiye içinde olduğumu söyleyebilirim. Düzenleme ve solist olarak yorum tarzı ile ilgili örnek almayı soruyorsanız; bu çalışmalarım öncesinde bilinçli bir müzik dinleyicisi olduğumu söyleyemeyeceğim, 70-80'li yıllarda politik ortamın da etkisi ile daha çok Ruhi Su, Zülfü Livaneli, Cem Karaca, Erkin Koray, Emekçi, Ali Asker gibi sanatçıları, sonraki yıllarda Erkan Oğur, Yeni Türkü, Ezginin Günlüğü, Kardeş Türküler gibi müzisyen ve grupları dinlerdim.

Öğrenme süreci ile ilgili de bir anımdan hareketle bilgi vermek istiyorum. Benim başlangıçtaki hedefim, derlediğim ezgilerden bir Hemşin ezgileri albümü yapmaktı. Düzenleme ve solist olarak da bunu sevgili Kazım Koyuncu ile gerçekleştirmeyi umut ediyordum. Kazım ile hem hemşeri olmamız hem de albümlerindeki Hemşince şarkılar nedeniyle Zuğaşi Berepe dönemimden beridir tanışıklığımız vardı. Ama kendisine bu niyetimden henüz söz etmemiştim. Zuğaşi Berepe ve ilk solo albümünde olduğu gibi, hazırlığını yaptığı yeni albümünde de Hemşince bir esere yer vermek istiyordu Kazım. 1999 veya 2000 yılı başıydı sanırım, bir arkadaş ortamında birkaç Hemşince ezgiyi seslendirdim. Kazım bu ezgilerden sonraları çok popüler olan Ella Ella ezgisini Hayde albümüne aldı. O sohbette Kazım, “Hikmet abi bunları, bu kültürün içinden gelen, bu dili bilen birinin söylemesi lazım, senin söylemen lazım” deyince, ben Kazım’dan umudu kestim, söyleme anlamında da iş başa düşmüştü. Daha sonra genç arkadaşlardan Ersin Çelik ve müzisyen Mustafa Biber ile albüm sürecini yürüttük. 2005 yılı kasım ayında Ada Müzikten Vova Hemşin ezgileri albümünü çıkardık. Ki bu; dünyada yapılmış ilk Hemşin ezgileri albümüdür, tamamı benim derlediğim anonim Hemşin ezgilerinden oluşan ve Hemşince söylenmiş ilk albümdür. Albüm sonrasında sahne ve yeni çalışmalar vesilesi ile, geçtiğimiz aylarda Covit-19 dan yitirdiğimiz Cavit Murtezaoğlu ve Haliç Üniversitesi konservatuarı öğretim görevlisi Nilgün Onat’tan ses eğitimi dersleri aldım. Bütün müzik eğitimim budur.

 

 

-Peki, bu noktada Hemşin müziğinin geldiği aşama; tatmin edici noktada mıdır; eksiklerin neler olduğunu söyleyebilirsiniz? Hemşin müziği için; örneğin, Ermenistan’a gidip Hristiyan Hemşinlilerle görüştünüz mü? Başka hangi ülkelerde Hemşin müziği yapılıyor? Özgün bir fark görebildiniz mi?

-Bu bir süreçtir, tatmin olmak göreceli bir durumdur. Şunu söyleyebilirim ki; 2000’li yılların başında Kazım Koyuncu haricinde Hemşince söyleyecek müzisyen bulamazken, bugün albümü olan olmayan, onlarca genç var Hemşince ve Hemşin ezgileri seslendiren. Bu anlamda olumlu bir gelişme olduğunu söyleyebiliriz. Başlarda benim gibi alaylılar bu işin öncülüğünü yaptık, şimdilerde konservatuar eğitimi alan genç müzisyenler de bu kervana katılıyorlar. Bu da olumlu bir gelişme. Belki popüler kültür ürünü olarak bir ilgi yoğunlaşmasından bahsedilebilir eleştiri babında, ama o da biraz işin doğasından kaynaklanıyor. Popüler olandan çok, müzikal kaygılarla daha çok üretim yapılması gerekiyor. Bu anlamda da umut veren çalışmalar olduğunu ve zamanla bunun daha da gelişeceğini görüyorum. Yukarıda bahsettiğim gibi akademide de ürkek de olsa Karadeniz bölgesi etnik müziklerine bir ilgi oluşmaya başladı, bu da sevindirici. 

Abhazya ve Rusya’nın Krasnodor bölgesinde vakti zamanında Karadeniz’den göç etmiş/sürülmüş önemli bir Hemşin nüfusu var. Doğaldır ki orada da günlük hayat içinde Hemşin ezgileri seslendiriliyordu. Orada da son yıllarda Hemşince müzik albümleri çıkmaya başladı. Biz Vova olarak 2008’de Erivan’a, 2012’de de Moskova ve Soçi’ye konser vermeye gittik. Erivan’da Hemşinli dostlarla tanıştık, Moskova ve Soçi’ye doğrudan oradaki Hemşinliler davet etti. Bizim geçen yıl çıkardığımız Vova Garmi Doç albümündeki Sirun Ağçig ezgisi Abhazya Hemşin ezgisidir. O bölgede yaşayan Hemşinliler Hristiyandır ve 1600’lü yılların sonu 1700’lü yılların başında Hemşin’den Trabzon, Ordu, Samsun bölgelerine göçmüşler. Oradan da 1800’lu yılların ortalarından itibaren Abhazya tarafına göçmüşler, son kalanları da 1915’de tehcir edilmişler. Dolayısıyla o bölge ezgilerinde biraz bizim Trabzon ordu yöresi etkisi var, örneğin bizde tulum ve kaval baskın enstrümanlarken onlarda kemençe önemli bir yer tutuyor. Ayrıca onlarda Ermeni halk ezgilerinin etkisini de görmek mümkün.  

-Bilemeyen dostlarımız için eski ve yeni kuşak Hemşin müziğinin araştırmacı ve müzisyenlerini bize anlatır mısınız? Hem anmış hem de duyurmuş olalım…

-Araştırmacıları değil de icracılarından bahsedebiliriz. Hemşin müziği denince akla ilk olarak tulum gelir. Hali ile ilk bahsedilecek kişiler de tulum icracıları. Hemşin Çamlıhemşin bölgesinden cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren pek çok tulumcu yetişmiştir. Cumhuriyetin ilanında ve sonraki yıl dönümlerinde tulum çaldığı belirtilen Garipoğlu lakaplı Mustafa Tahir TAŞER, Ankara radyosunda bulunmuş plak çıkarmış Mustafa Tezcan, Hemşin ve tulum denilince akla ilk gelen isimlerden Remzi Bekar, Yaşar Çorbacı, Ali Çamkerten eski kuşak önemli isimlerdendirler. Mahmut Turan, Bülent Bekar ve Filiz İlkay Balta ve son yıllarda bazıları solist olarak da sahne alan Mustafa Gökay Ferah, Volkan Arslan, Aycan Yeter gibi mektepli tulumcuları ekleyebiliriz bu tabloya.   

Kaval enstrümanı tulum kadar şanslı değil. Kavalın TRT de Hemşin’in sesi olma imkânı olmadı. Benim bildiğim, kaval ilk kez bizim albümde Remzi Tatar’ın nefesi ile Hemşin ezgilerine eşlik etti. Bir de Hopa’da kaval icrası ile tanınan İbrahim Balkaya’yı yad etmek isterim. 

Hemşin müziğine sesi ile katkıda bulunan isimlerin bazılarını yukarıda zikretmiştim. Selçuk Balcı, Yaşar Kurt, Salih Yılmaz, Aydoğan Topal ve daha pek çok isim, Entu ve Meluses gibi gruplar sahnelerde Karadeniz/Hemşin müziğini temsil eden sanatçılardandırlar.   

Akademide de çalışmalarından haberdar olmadıklarımdan özür dileyerek, 19 Mayıs Üniversitesi Devlet Konservatuarı öğretim görevlisi Oğuz Yılmaz’ın adını anmak istiyorum Hemşin müziği ve kültürü üzerine çalışan ve çalışmak isteyen bir akademisyen olarak.    

-Bir kültürün var olabilmesi için en önemli unsurların başında dili gelir. Dil çalışmaları ve bağlı olarak müzikli işler hangi düzeydedir. Hem bu genel haliyle hem de kendi gelişim seyriniz için önümüzdeki yolu biraz anlatabilir misiniz? Neler yapılmalı? 

-Hemşince ile ilgili dil temelli çalışmalar HADİG Hemşin Kültürünü Araştırma ve Yaşatma Derneği ve seninle birlikte yayın ekibinde bulunduğumuz GOR Hemşin Kültür Dil Tarih Dergisi çevresinde yürüyor. Her iki yapıyı sen de biliyorsun, henüz istenen düzeyde  kurumsal ve sistematik bir çalışma olmasa da imkan ve kapasitemiz ölçüsünde bazı  çalışmalar yürütüyoruz. Tek tük de olsa sinema televizyon alanında okuyan gençlerden kısa belgesel çalışmaları yapanlar oluyor. GOR’un yayın ekibinden, Hemşin Öyküleri kitabının yazarı Mahir Özkan ile Hemşince Türkçe bir sözlük hazırlıyoruz, epey yol aldık epey de yolumuz var. Yıllar önce HADİG olarak başlattığımız Hemşincenin gramer yapısı ile ilgili kapsamlı bir çalışma sekteye uğrayarak da olsa epey yol aldı, sona yaklaşıyor. Vova olarak müzik için yakın zamanlı bir şey söylemek istemiyorum. Ancak yeni bir albüm için repertuarın hatırı sayılır bir kısmının oluştuğunu söyleye bilirim. İlk albümle ikincisi arasındaki süre 15 yıl olunca yeni albümün ne zaman çıkabileceğini varın siz düşünün. Vova dışında da kendim bir şekilde Hemşin'e değinen müzik çalışmalarının içinde oluyorum. Örneğin, geçtiğimiz yıl Ayşenur Kolivar ve Onur Şentürk’ün ete kemiğe büründürdükleri Heyamoli Karadeniz Dillerinde Çocuk Şarkıları projesi bunlardan biri idi. Proje kapsamında dünyaca bilinen birkaç çocuk şarkısını Lazca, Hemşince, Gürcüce ve Romeika dillerinde seslendirdik.   

Neler yapmalıya gelince, yakın gelecekte devletin kültür politikasında köklü bir değişim dönüşüm umudu olmadığına göre, gene iş başa düşüyor. Biz HADİG ve GOR olarak hep bir çaba içinde olacağız dilimiz, kültürümüz için. Dille, kültürle ilgili derdi olan herkesin de cesaretle basit de olsa müzik, hikâye, masal, belgesel, film, video ne yapabiliyorsa onunla kültürel sanatsal üretimin içinde olmasını önemsiyoruz. Gençlerin sosyal medya alanını bu amaçla kullanmasını, minik mink çalışmalar yapmasını arzuluyor, bekliyor ve salık veriyoruz.   

-Teşekkürler. Kolay gelsin ve sağlığınıza özellikle dikkat edin… 

-Ben teşekkür ederim Hemşin dili ve kültürü üzerine konuşma imkânı sunduğun için.  

(*)  Kaynak: https://www.msxlabs.org/forum/soru-cevap/404546-etnomuzikoloji-nedir.html#ixzz6geChAkza 

İlgili yazı: https://medyagunlugu.com/haber/romeikayi-yasatmak-48793