Yoksulluğun insan yüzündeki iz düşümü

Yoksulluğun insan yüzündeki iz düşümü

23 Haziran 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

Yoksulluk duygusu insanlık tarihinden beri var olan, bireylerin ilişkilerini zorlayan psikolojik ve sosyal bir problem olduğu için insanı negatif yönden tetikleyen sorunların en başında gelir. 

Bir birey asgari yaşam standardına erişemiyorsa yani maddi olanaksızlıklar nedeniyle devletin kaynaklarından gerektiği gibi yararlanamıyor, hizmet sektöründen yeterince istifade edemiyorsa yoksulluk duygusunu bütün hücrelerinde hissediyordur. Benim bu yazıyı yazmaya birkaç gün önce yaşadığım memlekette lise arkadaşımla karşılaşmam vesile oldu. Babamın kaldığı evin caddeye dört taraflı bakan balkonundan dışarısını seyrederken insanların telaşlı yüzlerinde geleceğe dair mutluluk ile ilgili bir olumlu ifadenin olmamasına üzülürken aniden bir ses geldi...

"Nohuuutçu, nohuutçuu... Taze nohut!.." diye bağıran bir ses kalabalık caddenin ortasında bir tenor edasıyla eko yapıyor, sesler birbirine karışıyordu.

Annem bir çocuk heyecanı ile "Nohutçu gelmiş... Nohutçu gelmiş..." dedi. Babam nohutçuyu çağırdı. Gelen kişi babama nohutları balkona uzatırken göz göze geldim. Nohut satan kişi eski bir arkadaşımdı. Sohbet etmeye, balkondan halini hatırını sormaya başladım. Arkadaşımın bedeni öyle yorgundu ki içim burkuldu; yoksulluk ruhuna işlemişti. Biraz konuştuktan sonra kendisinin hayata dair hiçbir olumlu düşünce taşımadığını gördüm. Yoksulluk kaçınılmaz olarak düşüncelerimize, duygularımıza ve başka insanlara bakışımızı etkiliyor. Dikkatimi çekti, bütün gün sokaklarda çuval geçirilmiş el arabalarıyla çöpleri karıştırarak kağıt toplayan insanlar pek kimseyle konuşmuyor, çevreleriyle hiç ilgilenmiyor, onurlu bu insanlarının para konusunda kimselere eyvallahı yok.

Bu insanlar plastik eşya, kağıt, karton, cam, metal gibi geri dönüştürülebilir ürünleri çöplerden toplayarak atık depolarına satan ve böylece geçimlerini sağlayan çevreciler aslında ama tabii onlar sadece ekmek parası peşinde. Bir türlü kurtulamayacakları yükleri taşımak zorunda kalan insanlar bunlar. Belki de bu yüzden sigara ve alkol kullanımı, anksiyete bozuklukları, depresyon, mental retardasyon, intihar, post travmatik stres bozukluğu yoksul insanlarda daha çok görülüyor. 

Dünyanın herhangi bir coğrafyasında hakkaniyetli dağıtılmayan ülke kaynakları, adalet duygusunun eksik olması, adaletsiz bir vergi sistemi, adam kayırmacılık, ahbap çavuş ilişkileri, yüksek faiz ve rant ekonomisi, enflasyon, işsizlik vb. gibi faktörler yoksulluğu hazırlıyor. 

Yoksulluk duygusundan ruh sağlığı bozulan birey kaçınılmaz olarak düşünce ve davranışlarda değişik derecelerde tutarsızlık, uygunsuzluk ve yetersizlikler gösterir. Yoksulluk olgusu ilerledikçe, buna bir de işsizlik eklenince depresyon, intiharlara bağlı ölüm, madde kullanımı, anksiyete bozuklukları gibi birçok psikiyatrik rahatsızlık riskini önemli oranda artırır. Yoksulluk ve işsizliğin ruhsal sorunlara neden olmanın yanı sıra ruhsal sorunlara sahip olmanın da işsizlik ve yoksullukla ilişkisi bulunmaktadır. Ruh sağlığı sorunu olan hastalarda olmayanlara göre işsizlik ve yoksulluk oranları daha fazladır. 

Birileri bu insanların kaderine razı olması için cenneti vaat ediyor. 

Her ne kadar bazıları Karl Marx’a bağlasa da normal standartlarda insan, birçok şeyi arzu eden bir varlıktır. İnsanlar sağlıklı beslenebilmeli, temiz suya ulaşabilmeli, tiyatroya gidebilmeli, kitap okumalı, seyahat etmeli, aşık olmalı, sevmeli, çitleri ve duvarları yıkarak yeni olana doğru açılmalı ve kendini gerçekleştirmelidir. Ayrıca  Marx, ancak bu ihtiyaçları karşılandığında tek boyutlu olmaktan kurtulup bütünsel bir insan olabileceğini ileri sürüyor. Ona göre, kâr dürtüsü ile hareket eden kapitalizm, en insani ihtiyaçları umursamayarak insana ve doğaya kötü davranıyor. İyi bir şey yapacaksak şayet, insana ve doğaya iyi davranan bir toplumsal sistem inşa etmeliyiz. Marx’ın komünist ütopyası budur. Açlığı ve yoksulluğu insanlığın yaşamından defetmektir. Marx umutludur, milyarlarca insan herkes için iyi olanı inşa edebilir.

Belki standart anlamda yoksulluk, kişilerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli olan yeme, içme, barınma ve ısınma gibi temel ihtiyaçları karşılayamama durumudur. Ancak günümüz post modern toplumda yalnızca temel ihtiyaçları karşılayamamanın yoksulluk olmadığı, yoksulluk tanımının; mekâna, zamana, kişiye hatta kültüre göre farklılık gösterdiği görülmüştür. 

Son olarak benim naçizane görüşüm, devletin yoksulların sağlık, gıda ve barınma türündeki temel ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Ayrıca radikal reformlar yapıp ,üretim araçlarının mülkiyetinin yeniden yapılandırılmalı ve bunlara daha eşitlikçi bir kimlik kazandırılmalıdır. Resmi, yarı  resmi kurumlar, uluslararası örgütler ve sivil toplum kuruluşları temel aktörler olarak bu süreçte katkı sağlayabilir. Morgan Freeman'ın müthiş sözü bu durumu en güzel şekilde ifade eder. Freeman`göre, Afrikalı bir anne çocuğuna "Tabağındaki yemek bitecek!" diye bağırdığında dünya kurtulacak, yoksulluk yerini mutluluğa bırakacaktır. Başkalarının duyduğu mutluluktan mutlu olabiliyorsak dünya iyiye gidiyor demektir...