'Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana...'

'Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana...'

14 Nisan 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Emre Dilek

Vedat Milor’un Twitter hesabından yaptığı "Menemen soğanlı mı olur soğansız mı" anketi, elit olduğu düşünülen gurmemizi birden halk ile bütünleştirmiş sebzedir soğan...

Soğan, tüm dünyada en fazla yetiştirilen ve tüketilen sebzelerden biri, bu yüzden belki de dünyadaki tüm kültürlerin ortak bileşenidir denebilir. Bugün nereye giderseniz gidin soğan hemen hemen tüm yemeklerin ana unsuru olarak ortaya çıkar. Sadece bugün değil tarihte de her dönemde önemini korumuştur. Köken olarak M.Ö. 7000 civarına kadar gittiği düşünülüyor ve ana vatanının Mezopotamya, Hindistan, Pakistan bölgelerini kapsadığı konusunda bilgiler bulunuyor. Bu önemi sadece besin maddesi olmasından değil, gerektiğinde tedavi amaçlı ilaç olarak kullanılması ile de pekişmiş. 

Eski Mısır’da örneğin bir besin kaynağı olmasından daha yüce bir anlamı da vardı. Eski Mısırlılar, soğanı kutsal kabul eder; küresel şekli katmanları ve halkalarındaki dairesel format nedeniyle evreni ve sonsuz yaşamı simgelediğine inanırlarmış. Mısır’da başka bir kullanım alanı ise mumyalama işlemiydi. Mumyalama aşamalarının bazılarında soğanın da kullanıldığı biliniyor. Bazı mumyaların göz çukurlarında soğan kalıntıları bulunmuş. Piramit yapımında çalışan kölelere ucuz ve besleyici olması sebebi ile bol bol yedirildiği konusunda arkeolojik kayıtlar var. 

Mısır’dan Büyük İskender ile Yunanistan’a ve ardından Batı mutfağına giren soğanı, 129-210 yılları arasında yaşayan Hekim Galenos ucuz ve yaygın olarak üretilip tüketildiği için “yoksulların şifası” diye de adlandırıyordu. Hindistan’ın en eski Vedik metinlerinde de 5000 yıl önce Çin bahçelerinde soğan yetiştirildiğine dair bilgiler var; şans ve bereketle ilişkilendirirlermiş.  

Bizim coğrafyamıza ve kültürümüze gelirsek; Anadolu’da Hititler (İ.Ö. 1650-1200), “Sumsıkıl” adını verdikleri soğanı kutsal bitki sayarmış. Hitit kralı IV. Tudhaliya döneminde (M.Ö. 1250-1220) yapılan bir ritüelde, soğanın birbirini sımsıkı saran yapraklarıyla, manevi değerler arasında ilişki kurulurmuş. Yaklaşık 4 bin yıl kadar önce Anadolu'da ticaret kolonileri ticaret yapan Asurlu tüccarların tuttuğu çivi yazısı kayıtlarda soğan da göze çarpıyor. Kapadokya’da bulunan Kültepe Metinlerinde birçok alışveriş tutanaklarında soğandan kayda değer bir ticari tarım ürünü olarak bahsedilmektedir.  

Soğanın sadece yukarda bahsettiğim özellikleri yok. Onun bir de yer yer ortaya çıkan "siyasal misyonu" var. Örneğin Hindistan’da soğan o kadar önemli bir ürün ki, fiyatlı hükümet seçimlerini belirleyecek kadar önemli olabiliyor. İlk olarak 1980 senesinde İndira Gandi, partisinin kongresinde soğan fiyatlarının artışını engelleme konusunda geniş bir kampanya yaptı ve bu ona yeniden iktidar olmanın kapısını açtı. Sonradan ardılları da benzer soğan politikalarını uyguladı ki, zaten hemen hemen her siyasi parti seçim döneminde soğan fiyatlarına karşı temkinli davranıyor artık. 

Osmanlı döneminde de Erhan Afyoncu’nun bir yazısında anlattığı gibi; 1560'larda İstanbul'da stokçular yüzünden soğan sıkıntısı çekilmişti. 1564 sonbaharında İstanbul'a gönderilecek soğanların İznik'te depolanması yüzünden şehirde sıkıntı çekildiği anlaşılınca, İznik kadısına ferman gönderilerek halkın kendi ihtiyacı için ayırdığı soğana dokunulmadan, depolanan soğanların gemilere yüklenmesi emredildi. Yine 1802'nin sonlarına girerken de İstanbul'da soğan sıkıntısı varmış. Sebebi araştırıldığında bazı bölgelerde soğan ucuzken vurguncuların İstanbul'a soğan gönderilmesini engelleyerek fiyatları yükselttikleri anlaşılmış ve önlem alınmış. 

Yakın dönemlerden örnek olarak 1980 cuntasının lideri Kenan Evren’in de imzasının bulunduğu kararname ile soğan üreticileri ile ilgili destek kararları alınmıştı. Son 10 yıldır da soğan fiyatları hemen hemen her sene gündem oluyor. Hükümet tarafından gerek üreticiye ve aracıya sopa gösterme yoluyla gerekse de fiyat ayarlamaları ile ortaya çıkan sıkıntılar aşılmaya çalışılıyor.

Soğan halk kültürümüzde de kendine yer bulmuş, Aşık Mahsuni’nin "Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana, bilmem söylesem mi, söylemesem mi..." dizelerini hemen herkes hatırlar. "Yiğit soğana muhtaç oluyor" ama Anadolu’da esas "cücük"tür zenginlik sembolü. Bir fıkra vardır, iki köylü kasabaya giderken konuşuyorlarmış. Bir tanesi diğerine çok zengin olursa ne yapacağını sormuş. Diğer köylü, "Tüm soğanları toplar, sadece cücüklerini yerim" diye cevap vermiş ve ardından da, "Peki sen ne yaparsın" diye sormuş. Öteki köylü sitemle cevap vermiş: "Bana yapacak bir şey bırakmadın ki..." 

"Cücük" aynı zamanda kümes hayvanlarının civcivlerine ya da kuş yavrularına da verilen addır. Pir Sultan Abdal’ın beklentilerin gerçekleşmemesi ile bence belki de son dönemlerdeki halimizi de betimleyen deyişinde cücük geçer: "Çok yuva bekledim cücük çıkmadı. Boş yuva beklemiş yoz kuşa döndüm..." Aşık Seyrani ise yeni yetme, kifayetsiz kişiler için kullanır "cücük" tanımını: "Yumurtadan burnu çıkan cücükler. Horoz oldum diye cık cık ediyor..." 

Ramazan’a girdiğimiz şu günlerde soğan yine gündem oldu, hükümet bu sıkıntılı günlerde halka destek olmak amacıyla depolardaki soğanları ücretsiz dağıtacağını bildirdi. Hatta dün akşam Tarım ve Orman Bakanlığının Twitter hesabından soğanların yola çıktığı bildirilirken Türk bayrakları ile süslenmiş havalı korna çalan kamyonların videosu da yayınlandı. Bazı Avrupa dillerindeki soğanın karşılığı olan "Onion" kelimesi Latince "Unio" birlik kelimesinden türetildiği yazılı birçok kaynakta. Bu zorlu günlerde yola çıkan soğan kamyonlarının da bu zorlu dönemde toplumsal birliğimize katkı yapmasını canı gönülden temenni ediyorum....

Yazının açılışındaki soruya dönersek: Siz nasıl yersiniz soğanlı mı, soğansız mı?