Yeni ayar yapıldı: Türk tarafı sertleşiyor

Yeni ayar yapıldı: Türk tarafı sertleşiyor

4 Temmuz 2021 Pazar  |   Köşe Yazıları

Hasan Erçakıca

Hepimiz, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 20 Temmuz’da KKTC’ye yapacağı ziyarette açıklayacağı şeyin ne olduğunun peşine düştük. Elde ne bir ip ucu var; ne de gerekçelere dayanan bir tahmin... 

Kimilerine göre Erdoğan, “İki devletli çözüm vurgusu” yapacak. Kimilerine göre kapalı Maraş ile ilgili projeler açıklayacak. Ama bunlar zaten yapılıyor! 

Geçitkale Havaalanı’nın İHA üssü yapılması çalışmaları da başladığına göre ortada sürpriz olacak ne kaldı? 

Tahminde bulunmak oldukça zor! Cumhurbaşkanı’nın ziyarete daha bir ay varken "İnşallah 20 Temmuz'da ben Kıbrıs'ta olacağım ve Kuzey Kıbrıs'tan gerekli mesajları tüm dünyaya inşallah oradan vereceğim" diye konuşmasını gerektirecek ne var? 

Tahmin etmek gerçekten zor! Bekleyip göreceğiz! 

Pozisyon sabitlendi 

Gerçekte Türkiye, Kıbrıs sorunundaki tutumunu, 20 Temmuz’u ve Erdoğan’ın yapacağı açıklamaları beklemeden Çavuşoğlu’nun KKTC ziyareti ile yeniden teyit etmiş görünüyor. Bunlardan en önemlisi, "resmi müzakerelere başlanabilmesi için egemen eşitliğimizin kabul edilmesinin" koşul olarak yeniden vurgulanmasıdır. Fileleftheros gazetesi bunu Rum halkına, "Türk Ültimatomu… Tatar-Çavuşoğlu Müzakerelerin Başlaması İçin Egemen Eşitliğin Kabulünü Talep Ediyor" başlıklarıyla duyurdu zaten. 

Böylece, Rum tarafının Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ve Avrupa Birliği’nin de sürekli desteği ile ama "yavaş yavaş" eski müzakere sürecini yeniden başlatma çabasına büyük bir darbe vuruldu. Tatar’ın o yola girme eğilimi, Çavuşoğlu’nun ziyareti ile tam olarak törpülenmiş oldu. 

Tatar-Çavuşoğlu görüşmesinden sonra, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs sorunu için özel temsilci atamasına gerek olmadığı, bu görevlinin yağacağı bir iş bulunmadığı da vurgulandı. Türk tarafının pozisyonu güçlü bir şekilde sabitlenmiş oldu.

Erdoğan’ın Kıbrıs ziyareti sırasında bunlardan daha fazla ne söylenebilir bilmiyorum! 

Çavuşoğlu ayarı 

Federal çözüm için temel bir gereklilik olan siyasi eşitliğin Rumlarca reddedilmesinden sonra Kıbrıs sorununa nasıl bir çözüm bulunabileceğini söylemek sorumluluğu aslında Rum tarafına kalmış görünüyor. Rum tarafındaki siyasi güçlerin neredeyse tümü "mevcut durumu ve gelişmeleri büyük bir tehlike" olarak nitelendiriyor ama bu tehlikeyi uzaklaştırmak için herhangi bir taviz vermekten veya pozisyonlarını değiştirmekten de kaçınıyor. Büyük devletlerin ve AB’nin Türkiye’yi “yola getirmesini” bekliyorlar. 

Bekledikleri şey, Kıbrıslı Türkleri şimdiki Kıbrıs Cumhuriyeti’ne entegre etmek ve böylece AB toprağı saydıkları Kuzey Kıbrıs’ı da "etkili yönetimleri" altına almaktır. "Federal çözüm" dediklerinden anladıklarının bu olduğunu neredeyse her gün ve her düzeyde açıkça ortaya koyuyorlar. Bu hedefe eski tarz görüşmelerle ve zaman içinde Türk tarafının çökmesini sağlayarak ulaşmayı amaçlıyorlar. Taviz vermeden, zamana oynayarak, yavaş yavaş! 

Türk tarafının Çavuşoğlu’nun KKTC ziyareti ile sabitlediği ve güçlendirdiği tutumu, bu çabaları dikkate almamaktaki kararlılığı göstermiş oldu. Anladık ki, Gümrük Birliği anlaşmasının güncellenmesi, denizlerde ertelenen arama faaliyetlerinin yeniden başlaması gibi güncel sorun ve tehlikeler, Türk tarafını yolundan döndürmeyecek. 

Ulusal dava mı değil mi? 

Bu farklılıklar ortada durdukça Kıbrıs sorununun çözümlenmesini bekleyemeyiz. Sorunun Türk dış politikasına etkilerini azaltmak içinse Rum tarafının tutumunu Batılı kamuoyunda deşifre etmeye daha fazla önem verilmesi gerekiyor. Bunun birinci koşulu, şimdi sürdürülmekte olan dolaylı görüşmelere ve yeniden toplanması muhtemel gayrı resmi konferansa Türkiye ve KKTC muhalefetinin desteğini de alacak argümanlar ile gitmektir. 

Yakın geçmişte KKTC’yi ziyaret eden CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun konuşmaları göstermiştir ki Türkiye’deki muhalefetle sorun yaşanmayacaktır. Yeter ki Erdoğan istesin; Kıbrıs sorunu CHP’ye karşı kullanmayı düşünmesin ve desteğini talep etsin. 

KKTC’deki muhalefetin desteğini alabilmek içinse, Rum tarafının “siyasi eşitlik” konusundaki yaklaşımını ortak bir değerlendirmeye tabi tutmak gerekir. Ne yazık ki, KKTC’deki Tatar-UBP iktidarı buna yanaşmamaktadır. Onlar da Erdoğan’dan öğrendikleri taktik ile iç politikadaki gerilimi artırmak ve muhalefeti “dış güçlerin yanında” göstermek için yapabilecekleri her şeyi yapmaya çalışıyorlar. 

Gerek Türkiye’deki, gerekse KKTC’deki iktidarlar; Kıbrıs sorununun "en iyi iç politika malzemesi" olduğunu düşünmekten ve sorunu böyle değerlendirmeye çalışmaktan feragat edebilseler, Rum tarafının ve Avrupa Birliği’nin politikasını çok daha kolay bir şekilde alt edebilecekler sanıyorum… 

Sanıyorum ama bunu görmek şansımızın olmayacağını da biliyorum. Erdoğan’ın 20 Temmuz’a tarihlenen ziyaretinde söyleyeceklerini ise merakla bekliyorum.