Yellen yalan mı söylüyor?

Yellen yalan mı söylüyor?

11 Haziran 2021 Cuma  |   Köşe Yazıları

Mustafa Kemal Eriç

Reuters Ajansı 9 Haziran Çarşamba günü şu haberi geçti: ABD Merkez Bankası’nda gecelik ters repo piyasasının hacmi üç gece art arda 500 milyar doları yani yarım trilyonu aştı. (Halbuki çok değil, altı yedi ay önce, aynı ters repo piyasasında hacim çok daraldığından, Fed bir kaç kez imdada yetişmek zorunda kalmış, ters repo piyasasını rahatlatmak için fonlamak gereğini duymuştu.) 

Bu haber öncesinde, ABD Hazine Bakanı (ve Fed’in eski başkanı) Janet Yellen, finans piyasalarının oyuncularının ve yorumcularının bütün uyarılarını hiçe sayan söylemlerini, hem de vurgusunu artırarak dile getirmeye devam ediyordu, hem de G7 grubu ülkelerinin maliye bakanlarının toplantısı gibi çok önemli bir platformda. 

Yellen, söz konusu toplantıda, Almanya, İngiltere, Fransa, Kanada, Japonya ve İtalya maliye bakanlarına, kendi ekonomilerine mali destek vermeye devam etmelerini söylerken, toplantı sonrası ülkesine dönüşünde, “Ekonomiye destek önlemlerinin devamı biraz enflasyona yol açarsa, bu halk tarafından olumlu karşılanacaktır” mealinde bir açıklama bile yaptı. 

Ama kazın ayağı öyle değil gibi. 

Örneğin, 2008 krizini aylar önceden tahmin etmesiyle ünlendiği için yatırımcıların ağzına baktığı “Bono kralı” Jeff Gundlach, ABD dolarının baş aşağı bir dalış arifesinde olduğunu, enflasyonun çift haneli rakamlara ulaşmasının ve altın fiyatlarının hızla yükselmesinin kaçınılmaz olduğunu söyledi. 

Bunun yanı sıra, Avrupa'nın en büyük bankalarından biri olan Deutsche, yatırımcı müşterileri için hazırladığı bir notta çok daha vahim bir tablo çizdi. Bankanın baş ekonomisti tarafından imzalanan tavsiye notundaki ifade şakaya gelir türden bir öngörü değildi: “Dünya ekonomisi bir saatli bombanın üzerinde oturuyor.” Banka ekonomistleri, dünyanın büyük finans piyasalarına karşılıksız olarak akıtılan trilyonlarca dolarlık para desteğinin yol açacağı enflasyonun, Fed ve Yellen tarafından iddia edildiği gibi geçici olmak yerine, 1970’li yıllarda, Yom Kippur Savaşı’ndan sonra başlayan petrol şokunun yarattığı enflasyon gibi sistemik ve yüksek oranlı olacağı, bunun da ciddi bir ekonomik durgunluğa dönüşeceği uyarısında bulundular. 

Gerçek nerede? 

Akıllıca bakan bir gözün rahatlıkla görebileceği gibi, gerçeğin ibresi “rahat olun, işler yolunda” diyenlerden çok “dikkat, duvara toslamak üzereyiz” diyenlerden yana duruyor. “Rahat olun” diyenler, başka bir şey diyemeyecekleri için bu söylemde ısrar ediyor. 

Çünkü uluslararası finans dünyası o denli şişkin bir balon durumunda ki, değil bir iğneyle dokunmak, iğnenin gölgesini görse bile patlaması işten bile değil. 

Önceki yazılarımızda ısrarla yinelediğimiz gibi, 2008 krizinden sonra kapitalizmin reel ekonomi yerine finans ekonomisinin hastalıklarına derman olmak için tek ilaca, karşılıksız para yaratma yöntemine başvurması sonucu dünya ekonomisi ağır bir borç yükü altında ezilmeye başladı. Çünkü yaratılan para, karşılıksız olduğu halde, bir bilançoda görünmek zorundaydı, bu da merkez bankası bilançosu olmak zorundaydı çünkü parayı yaratan merkez bankalarıydı  ve bu paraya karşılık görünen borçtan başka bir şey olamazdı. Yani merkez bankaları durmadan borç satın aldılar, değişik adlar altında: devlet tahvili, özel sektör tahvili, ipotek karşılığı borç, vs. vs. Öyle ki bazı ülkelerde, örneğin Japonya’da, merkez bankaları hisse senedi borsalarına bile girip hisse senedi aldılar. Elbette bu kadar açılmanın bir sonucu olacaktı. Bu sonuç: Gebelik. 

Küresel gayri safi hasıla 80 trilyon dolar yuvarlak rakam olarak, toplam küresel borç 290 trilyon dolayında. Bu borç şu anda küçültülemiyor ancak büyümeye devam ediyor. Elbette bu kadar çok para üretim olarak bir karşılığa tekabül etmediğinden değeri sürekli olarak azalıyor, yani enflasyonist sürecin temelleri güçleniyor. 

Merkez bankalarının enflasyona karşı şu anda tek bir silahı var: Faiz oranlarını artırmak. (Aslında bir silah daha var: Paranın ekonomide dolaşım hızını artırmak ama bunun için finans değil üretim ekonomisini desteklemek gerekir ki, şu anda bunu göze almak isteyen babayiğit ortalarda gözükmüyor. ABD Başkanı Biden bunu yapacağını söylüyor ama işi becermek için gerekli yasama desteği yok, en azından şimdilik.) 

Evet faiz oranına dönersek, bu kadar büyük küresel borcu yüzde 1 oranında bile bir faiz artışıyla çevirmenin, merkez bankalarına ve hükümetlere yılda 30 trilyondan fazla ek yük getireceği hesaplanıyor. 

Yani tabloyu basitleştirerek ifade edersek, karşılıksız  para iptilası merkez bankalarını ve hükümetleri öyle bir çembere aldı ki, çare olarak yazdıkları reçete hastayı her adımda biraz daha kemiriyor. 

Joe Biden, G7 grubunun liderleriyle Cornwall’da yapacağı doruk toplantılarında Batı ittifakının yeniden ABD’nin dalgalandıracağı bayrağın altında toplanmalarını sağlamaya çalışırken, Fed’in ve Hazine Bakanı Janet Yellen’in hastalıklı ekonomi yönetimi anlayışlarının tüm Batı'yı enfeksiyona maruz bırakma ihtimalini muhtemelen dile getirmeyecek. Ama elbette bu konudaki suskunluğu bu riskin gerçekliğini de ortadan kaldırmayacak. 

Belki de Medya Günlüğü’nde iki gün önce yayınlanan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, ABD’nin kaderini SSCB’ye benzeten öngörüsü hiç de yabana atılamayacak bir olasılık olarak jeopolitik senaryolarda akılda tutulmaya başlayacak.

Etiketler:  Ekonomi