Yaşamın anlamı karmaşık değildir

Yaşamın anlamı karmaşık değildir

28 Kasım 2021 Pazar  |   Serbest Kürsü

Olga Ocaklı PhD

Yaşamın anlamının ne olduğu sorusu, eski çağlardan beri insanların yanıt bulmaya çalıştığı derin sorulardan biri olmuştur. Dini, felsefi veya etik öğretiler de yaşamın değeri, amacı ve anlamına ilişkin önermeler öne sürmüşlerdir. Esasen yaşamın anlamını kavradığına inanan ya da en azından o yönde bir girişimde bulunanların daha mutlu bir yaşam sürdüğü bilinen bir gerçek.  

Bakalım eskiler bu konuda neler demiş... 

Eski Çin etik öğretisinde yaşamın anlamı büyük ölçüde "spiritüel (manevi) kurtuluş ideali" üzerine yapılandırılmıştır. Antik Yunan'da bilginin insanı erdeme götüren araç olduğunu düşünen Platon'a göre yaşam, insan bilgisini genişletebiliyorsa anlamlıdır. 

Aristoteles, iyi birey olmak yaşamın nihai amacı olduğundan, etik yaklaşımların siyasi etkiden bağımsızlığını savunuyor, etik değerlerin insanları iyi olmaya, mutluluğa ve yaşamın anlamını bulmaya yönlendireceğine inanıyordu.  

Epikür öğretisine göre yaşamın amacı; alçakgönüllülükle tutkuları denetlemek ve bu yoldan zevk almayı çoğaltarak yaşamaktır.  

Stoacılar yaşamın doğası gereği dramatik olduğuna inanıyor, mantıksız çıkarımlar sonrasında trajik sonuçların yaşanmasının doğal olduğunu öğretiyorlardı. Buna göre talihsizlikler, kayıplar ve ölüm korkusu karşısında, aklı ve mantığı kavramak için cesur olma ihtiyacı insanın gerçek kaderidir.  

Rönesans öncesi Avrupa felsefi düşüncesinde, insanın yeri ve düşünceleri, davranış motivasyonu ve yüksek değerli hedefleri gibi konularda Hıristiyan ahlakı etkindi. Bu anlayışa göre kendi kusurlarını akıl ve vicdan çerçevesinde araştıran insanın yaşamı anlam kazanır. Dini öğretilerde, ruhun kurtuluşu genellikle işlenen günahların bedelini ödemeye dayandırılır.

Rönesans döneminde bu ilkelerden büyük ölçüde uzaklaşılmış, insanın özünde doğaüstü güçlerden bağımsız olarak özgür seçimler yapabilen bir birey olduğu görüşüne yaklaşılmıştır. Öte yandan Kant, yaşamın anlamını yorumlarken insan doğasının rasyonellik ilkesine ve evrensel geçerliliği olan zorunlu ahlak ilkelerine yönelmiştir. 

En temel ihtiyacın "hakikati bilme isteği" olduğunu savunan Hegel'e göre yaşam, insana kendisiyle ilgili gerçekleri bilme fırsatı yaratabiliyorsa değerli ve anlamlıdır. Lev Tolstoy ise "yaşamın tek anlamı insanlığa hizmet etmektir" demiş. 

Varoluşçuluk felsefesine göre yaşamın önceden gelen bir anlamı bulunmaz. Düşünsel yaratı özgürlüğünü, sevginin yüceliğini, doğanın asaleti ve ahlakını benimsemek ve bu ölçüde dış etki altında kalmadan özgür olabilmek yaşama anlam kazandırır. 

Kadim Hint düşünce sistemlerinden süzülen Upanishad yazmaları, yaşamın anlamı sorunsalı bağlamında ana felsefi kaynaklardan biri olarak kabul edilir (M.Ö. 1500-MÖ 500). Upanishadlar'da insanın varoluşunun anlamı ve amacına ışık tutan çok boyutlu bir formül bulunduğu söylenir.  

Başka bir deyişle, insan olarak kendini gerçekleştirmek isteyen bireyin kavraması gereken dört boyut vardır. Aşağıda sıralanan bu boyutlar, insanda bilinçsel evrimin yolunu açan ve böylece bireyi içindeki gerçek "Ben" i anlamaya yaklaştıran kısayol gibidir. 

1. Fiziksel Boyut: Özgün bünye tipimiz, sağlık durumumuz, fiziksel kapasitemiz ve cinsiyetimizle ilgili farkındalığı özümsemekle ilgili boyuttur. Bireyin fiziksel dünyadaki yeri bu boyutun koşullarına göre belirir.  

2. Sosyal Boyut: Doğamızla uyumlu olarak; saygınlık, gelir, refah, meslek ve başkaları için neler yaptığımızla ilgili ölçütlere göre toplumdaki yerimizle ilgili boyuttur. Bu boyut doğru formatta kavranmadığında gerek sosyal kaynaşmada gerekse gelişimi sürdürmede zorluklar yaşanabilir. 

3. Entelektüel Boyut: Dengeli yaşam biçimiyle içsel uyuma ulaşmak ve böylece zihnimizi yaşamsal görevleri yerine getirmek için bir araç olarak kullanmakla ilgili boyuttur. Kişi gelişimini nelerin engellediğini, nitelik ve yeteneklerini nasıl geliştirip açığa çıkarabileceğini ve arzularının gerçek doğasını akıl yardımıyla anlayabilir. İnsanda niteliklerini anlama ve değiştirme yeteneğinin bulunması, Vedik psikolojide insan ve hayvan arasındaki temel fark olarak tanınır.  

4. Spiritüel Boyut: Kişinin bilinç düzeyini yükseltme ve bu ölçüde evrensel bütünlük içindeki yerini anlama çabasıyla ilgili boyuttur. Bu boyutun özelliğini kavrayan kişi, yaşamın anlamını kavrama konusunda yetkinleşir, olası tüm zorluklara karşın geri dönmez. 

Farkındalık geliştirmek ve kendini gerçekleştirmek için, dört boyutun dördünün de benimsenmesi önemlidir. Boyutların her biri için geçerli olabilecek bireysel öncelikler, cinsiyet, zaman, coğrafi konum, arzular ve çevresel koşullar gibi etkenlere bağlıdır. Yaşamın anlamı ve amacıyla ilgili sorular, çoğu felsefi öğretide kapsamlı bir "benlik farkındalığı" ile ayrılmaz bir ilişki içinde ele alınır.  

Benliği kavramak; kendini ve başkalarını olduğu gibi benimsemekle, çevresel aidiyet içinde türdeşlik analizi yapmakla ve evrensel bütünlük içindeki yerini anlamakla mümkündür. Yaşamın anlamı nedir gibi güçlü bir soru ancak benlik farkındalığı uyandığında, kişi eylemlerinde aklı ve vicdanı rehber aldığında yanıt bulabilir.  

Özetle; Hepimiz kendimize yaşamın anlamı nedir diye sorabiliriz ama gerçekten bu soruya bir cevap arama arzumuz var mı, işte mesele budur. 
 

Etiketler:  Olga Ocaklı